Ekopolitik

Umursamazliğin Bedeli

Başkan iş dünyasına karşı düşmanca davranışlarıyla ün kazandı. Değişim şart.

Winston Churchill bir zamanlar siyasette uzun süre kabul gören ve rezil bir gelenek hailini almış olan, ticareti sağılacak inek veya vurulması gereken kana susamış bir kaplan olarak görülmesinden yakınmıştı. Oysa iş sektörü gelirin, vergilerin ve diğer başka şeylerin bağlı olduğu refahın üreticisidir. Churchill’in tabiriyle iş sektörü “bütün faytonu çeken en güçlü at.” Aklı başında hiçbir devlet lideri iş adamları nezdinde kendisinin onlara karşı olduğu şeklinde bir algı oluşturmak istemez, özellikle güvenin iyileşme için temel gereksinim olduğu bir dönemde…

Bu hafta yapılan bir Bloomberg araştırmasına göre, Amerikan yatırımcılarının üçte biri Obama’nin ticaret karşıtı olduğu görüşünde. Nitekim bugün Çay partisinin temel taşlarını öfkeli küçük şirket sahipleri oluşturuyor. Economist, başkanın yaptıkları ticaretlerden anlamadığından şikâyetçi olan önde gelen baş yönetici sayısının sayılamayacak kadar fazla olduğunu belirtiyor. Çoğunluğunu demokratların oluşturduğu bu yöneticiler, başkanın kendilerine ünlülerle fotoğraf çekimlerinde kullanılan dekorlar olarak muamele ettiğini ve kendileriyle direk irtibat kurmak yerine sözcüleri aracılığıyla görüştüğünü belirtiyorlar. Başkana vergi indiriminin daha fazla insanı işe almalarını teşvik edeceğini söyledikleri zaman kendilerinin pek dikkate alınmadıklarını belirtirken, maalesef başkanın takımında aldığı maaşı hak eden herhangi bir kimsenin bulunmadığından (Beyaz Saray yönetimindeki iş adamı sayısı önceki dönemlerden daha az); mevzuat bağlamında yaşanan belirsizliklerin yatırım konusunda kendileri üzerinde caydırıcı bir etki oluşturduğundan yakınıyorlar.

İlgisiz Ancak Düşman Değil

Obama’nın işleri bu raddeye getirmesi endişe yaratıyor. Ancak umursamazlık, karşı çıkmak anlamına gelmiyor. İş hakkında rahatça konuşabilen Beyaz Saray’ın önceki Demokratı Bill Clinton’ın aksine, Obama’nın bazen ticaret karşıtı figür gibi görünmesine neden olacak konuşmalar yaptığı doğru. Otobiyografisinde ve seçim kampanyası sırasında ortaya konduğu şekliyle Obama’nın hayat hikayesine bakıldığında, onun da bir zamanlar özel sektörün (sonraları Economist tarafından satın alınacak olan bir şirkette) günah çamuruna batmış adamlardan biri olduğu görülüyor. Kendisini daha sonraları toplum örgütleyiciliği yaparak bu günahtan kurtardı; karısı da benzer bir yörünge izledi. Wall Street ve İlaç Sanayii’nde hala dibi görünmeyen bir kriz devam ediyor, BP’nin hırpalanmasından bahsetmeye gerek yok herhalde. Sendika kurma teşebbüslerinde gizli oylamayı gereksiz kılacak “card check” (işçilerin talebi doğrultusunda herhangi bir sendikaya yazılmasını sağlayan sistem) destekçiliğini yapmaya devam ediyor. Obama’nın yasama gündemi bugüne dek yoksul bireylere yardım etmek (teşvik tasarısının bir parçası olarak sağlık reçetesi düzenlemesinin çıkarılması) ya da bankaları dizginlemek (finansal reform tasarısı) üzerine kuruluydu. Kurtardığı tek ticarî sektör büyük sendikaların etkinliğini sürdürdüğü General Motors ve Chrysler şirketleriydi.

Özellikle Wall Street’in içine girdiği rezalet göz önüne alındığında durum daha da kötü olabilirdi. Başkan gerçekten ticarete karşı savaş açmak isteseydi GM’yi elde tutmaya çalışırdı, özel sektöre dönüştürmeye çalışmazdı. Öte yandan Card Check sistemi de henüz geçmiş değil. Finans reformu ise her ne kadar bürokratik bir nitelik arz ediyor olsa da Wall Street’i bitirecek bir şey değil. Çin’i hizaya getirmeyi hedefleyen lastik tarifeleri ve Meksika yapımı kamyonlara getirilen sınırlamalar dışında, Obama korumacı bir politikadan hep kaçındı. Özellikle teşvik paketiyle birlikte ticarete hükümetten çok para akıtıldı. Hepsinden önemlisi Obama’nın tüm politikaları ekonomiyi resesyondan çıkardı.

Peki şimdi ne yapması gerekiyor? Obama’ya “ticaret karşıtı” yaftası yapıştıran aynı solcu danışmanlar bunun sadece bir halkla ilişkiler sorunu olduğunu söyleyip “Lincoln odasında birkaç zengin işadamını ağırlayın; sadece teşvik pirimlerinden rahatsızlığınızı dile getirmek yerine Main Street’in başarılarını takdir edin; Başkan’ın baş ekonomi danışmanlığından istifa ettiğini açıklayan Larry Summers’ın yerine iş dünyasından bir yönetici tayin edin” gibi tavsiyelerde bulunuyorlar. Ancak tekrar belirtmekte fayda var, bu nasihatler daha önce iş sektöründe tecrübesi olmamış kimselerden geliyor. İş dünyasına zarar veren en önemli şey belirsizlik.

Obama sağlık ve Wall Street gibi büyük konuların üstesinden gelme konusunda haklıydı ancak detayların ele alınması sıklıkla başkalarına havale edilmişti. Mesela, neden küçük bir Amerikan firması sağlık hizmetleri düzenlemeleri hakkında yeteri kadar bilgi sahibi değilken daha fazla elemanı işe alsın? Özellikle de 50 çalışanın üzerine çıktığı takdirde sigorta primi ve cezalarına maruz kalacağını bildiği halde. Obama’nın bütçe açığını dizginleme konusunda muteber bir plan oluşturmayı reddetmesi sebebiyle maliye politikasındaki belirsizlik daha fazla. Neden iş adamları en nihayetinde ne tür vergi ödeyeceklerini bilmeden yatırımlarını yeni bir fabrikaya yapsınlar? Bunlar iş dünyasının ve Amerika’nın sağduyulu cevaplar beklediği sorular. Aksi takdirde bu at bu faytonu çekmez.


 Çeviren: Merve Başyiğit

(The Economist, 23 Eylül 2010, The Wages of Negligence)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu