Ekopolitik

Siyasi Bir Laboratuvar olarak II. Meşrutiyet

abdulhamid-ii

“İkinci meşrutiyet’in fikir cereyanları Osmanlı imparatorluğunun mukadder akıbeti karşısında, yeni bir devlet kurabilecek bir siyasi personelin yetişmesi için gerekli tecrübelere sahip kılınması bakımından büyük önem taşır. İkinci meşrutiyet bu bakımdan bir siyasi laboratuardır.”

                                                                                                                                      Tarık Zafer Tunaya

                                                                               Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, sf.84

abdulhamid-ii

“İkinci meşrutiyet’in fikir cereyanları Osmanlı imparatorluğunun mukadder akıbeti karşısında, yeni bir devlet kurabilecek bir siyasi personelin yetişmesi için gerekli tecrübelere sahip kılınması bakımından büyük önem taşır. İkinci meşrutiyet bu bakımdan bir siyasi laboratuardır.”

                                                                                                                                      Tarık Zafer Tunaya

                                                                               Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, sf.84

 “Bu devleti nasıl kurtarırız?” sorusuna zamanı için ümit verici bir cevap olarak Hürriyetin ve Kanun-i Esasi’nin tekrar ilanı, Türk siyasi tarihinde Osmanlı imparatorluğundan Cumhuriyete geçişte kopuş ve süreklilik tartışmalarında kritik bir rol oynadı. Anayasal ve parlamenter sistemin tecrübe edildiği bu dönemde ilk nüvelerini veren fikir akımları, belirginleşen durumlar, sorunlar ve bunlara bulunan sonuçlar farklı tezahürleri ile Osmanlı devletinin bakiyesini devralan Cumhuriyete intisap etmiş oldu.  24 Temmuz 1908’de Kanun-i Esasi’nin ilanı ile başlayan İkinci Meşrutiyet süreci Cumhuriyetin kurucuları için çeşitli fikir cereyanları ve idare yöntemlerinin test edilmesi ve ileride de farklı biçimlerde ortaya çıkacak sorunların embriyonik bir ifadesi olması açısından Tunaya’nın da belirttiği gibi “siyasi bir laboratuar” işlevini görmüştür. 

Yukarıdaki fikirden hareketle bu makalede ikinci meşrutiyetin siyasi laboratuar olma özelliğini iki ana başlık altında incelemeye çalışacağım. İlk başlık çeşitli fikir cereyanlarına uygun politikaların birbiri ardına denenmesi ve başarısız olanların ardından bir diğerinin yerine konulması suretiyle tabiri caizse İkinci Meşrutiyet’in deneysel özelliği açısından laboratuar olması üzerine yoğunlaşacak. İttihat ve Terakki’nin halk adına Osman oğulları saltanatı yerine devlet politikalarına hâkim olduğu bir sistemi -o zamandan bu zamana İttihatçıların halka olan inançları her zaman bir tartışma konusu olmaya devam etmiştir-  kesin bir biçimde denemeye karar vermesi; Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük politikalarının birbiri ardına tecrübe edilmesi ve bu “testler”den Cumhuriyetin kurucu kadrolarının çıkardığı sonuçlar bu bölümde ele alınacak. 

İkinci başlık altında ise Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişteki politikaların, sorunların ve çözümsüzlüğün devamlılığına işaret ederek, İkinci Meşrutiyet döneminde nüvelenen ve dönemin kısalığından mülhem embriyonik formda müşahede edilen ve Cumhuriyet’te de farklı şekillerde devam eden sorunları inceleyeceğim. 

1. Siyasi Tecrübe ve “Deneysel” Açıdan II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet 

İlk olarak,  bir laboratuar olarak İkinci Meşrutiyet’te yapılan en büyük teşebbüs ya da deney  – deney kelimesi semantik olarak uygun olmasa da ilk kez tecrübe edilişi vurgulaması açısından önemlidir- Osman oğulları saltanatı yanında, saltanatın etkisiz hale getirilmesi ile “halkı” temsil ettiği düşünülen kadroların yönetiminin mümkün olup olamayacağıydı. İttihat ve Terakki’nin tek parti istibdadının demokrasi ile ne kadar uyuştuğu ve ne kadar başarılı olduğu tartışmalarından bağımsız, Osmanlı tarihinde ilk defa sistemin paradoksal olarak yetiştirdiği –özellikle garip bir şekilde Jön Türkler’in en büyük muhalefeti geliştirdikleri II. Abdülhamit’in açtığı okullarda yetiştiği düşünülürse bu paradoks daha iyi anlaşılacaktır- kadrolar erki ellerine geçirerek devleti yönetme denemesinde bulunmuşlardır. 1908’i devrimsel kılan bu “deney” Cumhuriyet’in kurucu kadroları için bir tecrübe olmuş ve onlara saltanat dışında da bu toprakların ve halkın yönetilmesinin mümkün olabileceği güvenini kazandırmıştır. İkinci Meşrutiyet’teki yeni bir usulle “devleti yönetme” deneyi ya da emekleyişi demokrasi sorunlarını içinde barındırsa da Cumhuriyetle beraber temel yönetim biçimi haline gelmiştir. 

Aynı şekilde inkılâpların evrimci ya da devrimci bir metotla yapılması ikileminden Cumhuriyet iktidarının İttihat ve Terakki’den farklı olarak devrimci metoda yol vererek çıkması yine İkinci Meşrutiyet laboratuarında yaşanan tecrübelerin sonucudur. İttihat ve Terakki modernleşme ve batıcılığı devlet kurumlarının modifikasyonu için kesin olarak benimsemiş olsa da sosyal hayatla ilgili düzenlemelerde ikircikli davranmıştır.  Zamanla sosyal ve kültürel yapı ile modernleşen kurumlar arasında bir farkın, boşluğun oluştuğunu gözlemleyen Cumhuriyet kadroları halkın modernleşen devlete ve devlet anlayışına evrimci bir anlayışla zaman içinde “yetişmesi” yerine devrimci bir şekilde bir gecede ulaştırılması görüşünü benimseyerek İttihat ve Terakki’nin tecrübesini tekrar etmemeye çalışmışlardır. 

Kuşkusuz bu yaklaşımın kadrolar tarafından benimsemesinde I. Dünya Savaşı’ndan İttihat ve Terakki yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye ile çıkmasının ciddi bir rolü olmuştur. 

Fikir cereyanları açısından da bugünden bir bakışla değerlendirirsek sırasıyla Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ikinci Meşrutiyet döneminde birbiri ardına denenen politikalardı. Temelleri İstanbul’da atılan ve kuruluştaki gücünü Balkanlardan alan, üyeleri arasında çeşitli bölge ve ırklardan askerler bulunan İttihat ve Terakki cemiyeti ilk olarak imparatorluğu bir bütün halinde tutmak için Osmanlıcılık politikasına yönelmiş, Balkanların kaybı ile bu politikanın başarısız olduğunu görerek, bir kez daha İttihad-ı İslam politikalarına dönülmüştür. Ancak İslam dünyasında da artan milliyetçiliğin sonuçlarından biri olarak bu politikanın da yetersiz kalacağı anlaşılmaya başlanınca Türkçülük politikası önem kazanmıştır. Orta Asya’daki Türklerle de birleşmeyi tahayyül eden, irredentist Türkçülüğün imkânsızlığı da Birinci Dünya Savaşı’nda meydana çıkmıştır. Tüm bu politikaların İkinci Meşrutiyet laboratuarında art arda denenip başarısızlığına şahit olan Cumhuriyet’in kurucuları edindikleri tecrübeye binaen en son gündemde olan Türkçü politikayı Kuvayi Milliye hareketinin geliştirdiği Misak-ı Milli fikri ile sınırlamanın yeni bir ulus-devlet yaratmak için en uygun yol olduğu kanısı ile harekete geçmişlerdir.  Bu açıdan, Misak-ı Milli sınırları içinde bir Türk devleti kurma fikri yeni bir buluş değil, İkinci Meşrutiyet laboratuarında Osmanlı tecrübesinin zihinlerde geçirdiği evrim ve zamanın şartlarının sonucuydu. 

2. Politikaların, Sorunların ve Çözümsüzlüklerin Devamlılığı Açısından II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet 

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte İkinci Meşrutiyet döneminde nüvelenen ve dönemin kısalığından mülhem embriyonik formda müşahede edilen politikaların, sorunların ve çözümsüzlüğün devamlılığı çerçevesinde gün yüzüne çıkan konulardan birinin özerklik tartışmaları olduğunu gözlemlemek mümkündür. İkinci Meşrutiyet döneminde özellikle alevlenen Osmanlının adem-i merkeziyetçiliği benimseyerek başta Araplar olmak üzere farklı unsurlara özerklik verilmesini öngören tartışmaların aksi Cumhuriyet döneminde Kürtlere özerklik verilmesi üzerine yapılan tartışmalarla olmuştur. İkinci Meşrutiyet’te Liberaller (Prens Sabahattin & Ademi Merkeziyet) ve Milliyetçi İttihat ve Terakkiperverleri (Ahmet Rıza fraksiyonu & Merkeziyetçilik) karşı karşıya getiren tartışmaların bugünde Liberaller ve Milliyetçiler arasında aşağı yukarı aynı paralelde devam ettiğini söylemek mümkündür.  

İkinci olarak İttihat ve Terakki bünyesinde çok tartışılan ve özellikle İkinci Meşrutiyet’le beraber daha da önem kazanan askerin siyasete müdahil mevzusu bugünün Türkiye siyasetinin bir unsuru olarak karşımızda durmaktadır. Yapısal olarak İkinci Meşrutiyet’teki asker-hükümet ilişkilerinden farklı olsa da yine de çözümsüzlüğü süren konuların arasında yer almaktadır. 

Devamlılık gösteren politikalara bir örnek olarak Milli iktisat ve Otarşi politikaları verilebilir. Kapitülasyonların ülke ekonomisine verdiği zararla, en vazgeçilmez ekonomi politikalarından biri haline dönüşen Otarşi, Cumhuriyetin tek parti döneminde de ana ilkelerden biri olmuştur. 

Sonuç olarak, İkinci Meşrutiyet kısa bir süreç olsa da Cumhuriyet iktidarını oluşturan kadrolar için neyin nasıl tesis edileceği ve hangi politikaların güdüleceği konusunda fikir sahibi olmaları için gereken tecrübeyi kazandırmış ve çeşitli yöntemleri ve ideolojileri bizatihi müşahede etmelerine olanak sağlamıştır. Ayrıca o süreçteki siyasetin unsurlarından bazıları, bugünün siyasetinin de konusudur. Tüm bu açılardan bakıldığında İkinci Meşrutiyet tecrübesi bir siyasi laboratuar olarak Osmanlının olduğu kadar yeni kurulan devletin de kaderini etkilemiş ve yönetici elitlere iyi ya da kötü yön çizmelerini sağlayacak tecrübe ve fikri alt yapıyı kazandırmıştır. 

(Ayşegül Elif Sofuoğlu, Süreç Analiz E-Dergi 1. Sayı)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu