GörüşGündem Analiz

Röportaj

Türkiye’de AK Parti’ninözellikle ilk on yılındareformcu bir karaktere sahipolduğu ve bu çerçevedeKemalist müesses yapıdanrahatsız olan sosyalist veliberal aydınlardan destekaldığı gözlemlenmektedir. Geldiğimiz noktada ise budesteğin zemininde kırılmalaryaşandığı görülmektedir. Bu kırılmanın nasıl ve neden başladığınıdüşünüyorsunuz? Sizce bir kırılma var mı? Şimdi tabi özellikle soldaki insanların hepsinin destek verdiğini söyleyemeyiz. Soldakiinsanların belirli bir kısmı destek verdi. Bu destek de AKP’nin yaptıklarıyla ilgili değil, insanların bu partinin yaptıklarına bakışlarındaki önyargılarıyla yani onu hoşgörebilmeleriya da görememeleri ile ilgiliydi bir durumdu. Tekrarlamak gerekirse icraata yönelik değildi. Ve tabi bir şekilde baştan düşman ilan etmiş olan kesimlerin düşmanlığı aynı şekildedevam ediyor. Belki sonuçsuz bir şekilde devam ettiği için süreç içinde biraz dahakeskinleşmiş olabilir, ancak başkaca bir farklılık göremiyorum. Ancak bu aradadestekleyen kesim ki ben de bu kişilerin arasındaydım, bir anda AKP’nin politikalarınıtersine çevirmesiyle karşı karşıya kaldı. Daha önceki işlerini, icraatlarını demokrasiyekatkısı olacak diye destekledik; ancak sonraki icraatları ise demokrasiye zarar veren, kısmen de onu tahrip eden boyutlara vardığı için bu destek çekildi. Sizin desteğinizi çekmenize neden olan belirli bir olay oldu mu? Şu tarihte şöyle birolay diye nitelendirebileceğiniz bir şey var mı? Bir şeyler aradığınızda her zaman geçmişte şöyle demişti ya da böyle olmuştu denilebilir; ancak şüpheye yer bırakmayan şey, kesin dönüm noktası Gezi Olayları oldu. Cumhurbaşkanı olan zatın, Gezi karşısında benimsediği tavrının demokrasiyle alakasıyoktu. Bu tavrı o olaydan sonra her konuda takınmaya devam etti ve istikrarla sürdürüyor. Aydınların “Çözüm Süreci”ne bakış açısındaki farklılığın bu kırılmada ne ölçüdeetkili olduğunu düşünüyorsunuz? Bence çok fazla ilgisi yok. Genel olarak çözüm sürecinin aydınlar arasında destekbulduğunu düşünüyorum; ancak AKP’nin çözüm sürecinden anladığıyla aydınlarınanladığı arasında da büyük farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Çözüm Süreci Geziöncesinde ilk ortaya atılıp konuşulmaya başlandığında da akil adamlar gibi öneriler ortayaçıkmıştı. Başbakanın Kürtlere herhangi fazladan bir hak tanımadan, işi oldubittiye, gürültüye getirmek istediği kanısındayım. Gezi Parkı eylemlerinin bu kırılmadaki rolünün ne olduğunu düşünüyorsunuz? Bazen tarihi olaylar bazı tarihi rastlantılarla üstüste gelebilir. Ancak ben şahsen, TayyipErdoğan Gezi’yle birlikte değişti demekten sakınırım. Belki zaten değişecekti, bazırastlantılar üstüste geldi, çakıştı. Çünkü bir tek Gezi olayının başlamasıyla yüz seksenderece bir dönüşü mümkün görmüyorum. Bana öyle geliyor ki, bir güven geldi TayyipErdoğan’a. Badirelerle dolu bir yoldan hiç yara almadan, güçlenerek gelince; demek kiben yapınca oluyor gibi bir duyguya ulaştı. Aynı zamanda, o zamana kadar söylediğisözleri muhtemelen çok da içten söylememişti. Mecburiyet yani … ‘’İktidardasın, böyleolmak durumundasın’’ gibi öneriler ve çevresinde böyle olduğunu söyleyen danışmanlarvar. Muhtemelen bu durum içinde ‘’ben ne zaman kendi istediğim gibi konuşacağım’’ gibibir durum yarattı ve bütün bunlar üstüste geldi ve birdenbire patladı. Tabi Gezi’de toplumErdoğan’ın girişimine karşı da çok ciddi bir direniş koyunca bu durum da Erdoğan’ınsinirine dokundu diye tahmin ediyorum. Çünkü kendisine karşı herhangi bir karşı koyuşusindiremeyen bir bünyesi var. Peki, Erdoğan’ın yanında pozisyon alan, darbe olarak gören aydınlar neden böylebir pozisyon benimsemiş olabilirler sizce? Gerçekten bir darbe girişimi olduğunainandıklarını düşünüyor musunuz? Sanmıyorum, çok saçma bir şey bu. Her siyasi çizginin böyle yandaşları olur. Çok fazlayaygınlaştıramam birkaç kişi için söyleyebilirim bu söyleyeceğimi. Bir takım geçmiştekitarihi olaylardan dolayı Türkiye bu vesayetçi jakoben tarihinden kurtulacaksa bunu İslamcısiyasetle yapacaktır. İslamcı siyaset de demokrasiye aşina olmadığı için bir takım anti demokratik şeyler yapabilir; ama bunlara katlanmak gerekir çünkü başka çare yoktur gibidüşüncelere sahip bir iki kişi olabilir. Bence bu yorum da yanlış. O zaman Stalin’inyaptıklarını da aklamak gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Madem insanlar hatalaryapabiliyorlar, bir takım iyi işler yapmaya çalışırken de böyle şeyler olabiliyor gibi. Ancakgeri kalanların birçoğun çok daha başka hesaplarla, planlarla bu pozisyonu aldığınıdüşünüyorum. 17 ve 25 Aralık operasyonlarının aydınlar arasındaki kırılmada yeni bir cepheaçtığını düşünüyor musunuz? Aydınlar kırılmasının AK Parti-Cemaat çatışmasınınortaya çıkışında etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Yeni bir cephe açtığını söyleyemem. Asıl cephe zaten en başta oluşmuştu. Aydınlardesteğini çekme konusunda bu operasyonlara gelmeden çekilmişti zaten. Ben mesela, dediğim gibi Gezi ile desteğimi tamamen çektim. Bir daha 17 & 25 Aralık gibi şeylerigörmem gerekmiyordu. Onun için, bunun aydınlar arasında yeni bir kırılma yarattığınısöyleyemem. Ancak bu olsa olsa kendi tabanında bazı kırılmalar yaratabilir. Türkiye’nin Ortadoğu politikasının aydın kırılmasındaki etkisini nasıldeğerlendiriyorsunuz? (Mezhepçilik yapılıyor & yapılmıyor gibi tartışmalarbağlamında da düşünebiliriz) Bunlar bana hep demokrasiyle ilgili tavır gibi geliyor. Demokrasiyle ilgili tartışmalarınardından gelen, onun türevi gibi tartışmalar olarak görüyorum bunları. Yani yine Gezi’debu adam bu tavrı izlediğinde henüz Ortadoğu’da izleyeceği politikayla ilgili bir bilgimizyoktu. Onun için asıl mesele Türkiye’de demokrasinin nasıl işleyeceği üzerinden ortayaçıktı. Yani asıl cephenin Gezi’de oluştuğunu ve bundan sonraki gelişmelerin ikincilönemli ya da hiç önemi olmadığını düşünüyorsunuz? Bunlar önemli gelişmeler, önemsiz diyemem ama o zamana kadar ortaya çıkmışgelişmeler değildi. Bundan dolayı eşit derecede tetikleyeceği rolü olduğunu söyleyemem. Ancak olduktan sonra, mesela IŞİD’i desteklediği gibi söylentiler ciddiye alınmadangeçilebilecek, önemsiz görülebilecek meseleler de değil. Mevcut aydın kırılmasında Türkiye aydınının halkla yaşadığı ilişki yapısının ne kadaretkili olduğunu düşünüyorsunuz? Bu ilişkinin Türkiye siyasi kültürüne etkisi nedir? (Türkiye’de aydınların halktan kopuk yaşadığı eleştirileri üzerinden de düşünebiliriz) Aydınların halktan kopuk yaşaması aslında tüm dünyada olan bir şeydir. Kelimelerintanımını yaptığınızda da biraz kaçınılmaz olan bir şeydir. Öyle bir sorunun varlığında illede aydınların halk gibi yaşaması gerekmez çözüm için. Ancak halkın biraz aydınlar gibiyaşamasıyla çözülür. Fakat bizim memlekette halk dalkavukluğu biraz alıp yürüdüğü içinhemen bu tarafa çekilebiliyor böyle şeyler. Aslında batılılaşma ekseninde bir yarılmaylakarşılaştığı için bu toplum, eğitim alanlarla almayanlar arasında hemen kendini belli edenbir farklılık var. Ancak bu sadece Türkiye’ye mi özgü? Sanmıyorum. Türkiye için bir tarihte kim olduğunu hatırlamadığım birisi ‘’Belindia’’ diye bir söz icatetmişti. Belindia gibi bir toplum, toplumun bir kısmının Belçika gibi yaşarken bir diğerkısmının India gibi yaşadığını ifade ediyor. Bunu Brezilya için söylüyordu. Türkiye de bunun içine girer, Mısır da girer, hatta birçok yer bu ifadenin içine kolaylıkla girer. Bu birsorun değil midir? Sorundur ve aşılması da kolay değildir. Türkiye’de bu tür şeyler hemendin olgusuyla içiçe geçer, bu da öyle bir durum. Sonunda mesela kim, hangi siyasi partiiktidar kuruyor, çeşitli binalardaki tuvaletler ona göre yapılıyor. Alaturka mı Alafranga mı? 2015’te hala tuvaletimizde bile bir anlaşmaya varabilmiş değiliz. Bu ikilik devam ediyor. AKP ilk on yılındaki rotasını devam ettirebilseydi, bunu aşmanın daha çok imkanı veyolları ortaya çıkabilirdi. Çok yazık oldu; çünkü Erdoğan bu yakınlaşmayı bitirmeyi tercihetti, hatta yakınlaşma noktasını top ateşine tutarak da bir cepheden ötekisine gidişiimkansız hale getirdi. Özellikle kendi cephesindeki insanların bu taraftaki insanlardan ikikelime duymasını bile engellemek istiyor, ‘’aman onlardan etkilenirse’’ gibi bir korkuyla. Uzun vadede bu ikiliğin bitmesini öngörmemekle birlikte, yeni kan davalarının ortayaçıkması gibi ihtimaller de sözkonusu. Peki bu ikiliğin Gezi gibi yeni bir olay yaratması mümkün mü? Genellikle böyle sarsıcı çarpıcı fark yaratan toplumsal olaylar kendilerini tekrarlamazlar, birsefere özgüdürler. Birikim orada duruyor çünkü. Gezi bu birikimin ürünü ve Gezi oldu diyebu birikim dağılıp gitmiş değil. Ancak bu birikimin kendisini Gezi gibi tekrarlaması zor. Benzer şekilde ortaya koymak isterse de kendine yazık eder. Çünkü insanlar biliyorlardır, aynı şey ikinci ortaya çıkışında etkisini kaybetmiş olur. O birikimin orada olması önemlidir, kendisini sonra farklı şekilde farklı konjonktürde ortaya koyması için. Şimdi baktığımızdada sosyal medyada, vs Gezi birikiminin devam ettiğini görebiliyoruz. Güvenlik paketini bu birikime karşı alınan bir önlem olarak mı görüyorsunuz? Evet. Aynı zamanda zapturapta önem veren siyaset anlayışı. Bir yandan, Bülent Arınçseçimlerle ilgili ‘’Biz yine alırız’’ diye söyledi. Yine en büyük parti olacaklar; ancakmuhalefet güçlenerek, daha sert bir tutumla çıkacaktır. Ancak burada sağlıklı bir durum söz konusu değil. Bunu muhalefeti yönetenlere iletmek gerekiyor. Bu yaptığınız doğrudeğil, bu kadar nefret olmaz demek gerekiyor. Ancak bunu bir yandan da bu nefrettenbeslenen Tayyip Erdoğan’a da iletmek gerekiyor. Gerilimi arttırmak için elinden geleniyapıyor. (Süreç Analiz, Temmuz-Ağustos, 12. Sayı)

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı