Ekopolitik

NATO : ‘Savunma’ mı ?‘ Çatışma’ mı?.

Amerika Birleşik Devletleri NATO bünyesinde uzun zamandır kurmayı planladığı füze kalkanı projesini yer konusunda çetin pazarlıklardan sonra Türkiye’ye kabul ettirmeyi başardı. Avrupa’yı muhtemel füze saldırılardan koruyacak olan savunma kalkanı projesinin Bush döneminde Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne kurulması planlandı.  Rusya’nın savunma sistemlerinin bu ülkelere kurulmasına sert bir şekilde itiraz etmesi üzerine proje önce bir süre donduruldu sonra ise yön değiştirdi. Kasım ayında Lizbon’da yapılan tarihi NATO zirvesinde Türkiye’nin istekleri önemli ölçüde kabul edilerek savunma kalkanının Türkiye topraklarına kurulması kararlaştırıldı.


Amerika Birleşik Devletleri NATO bünyesinde uzun zamandır kurmayı planladığı füze kalkanı projesini yer konusunda çetin pazarlıklardan sonra Türkiye’ye kabul ettirmeyi başardı. Avrupa’yı muhtemel füze saldırılardan koruyacak olan savunma kalkanı projesinin Bush döneminde Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne kurulması planlandı.  Rusya’nın savunma sistemlerinin bu ülkelere kurulmasına sert bir şekilde itiraz etmesi üzerine proje önce bir süre donduruldu sonra ise yön değiştirdi. Kasım ayında Lizbon’da yapılan tarihi NATO zirvesinde Türkiye’nin istekleri önemli ölçüde kabul edilerek savunma kalkanının Türkiye topraklarına kurulması kararlaştırıldı.

1949 yılında Avrupa’daki komünizm tehlikesine karşı kurulan NATO, Sovyetler Birliğinin çökmesiyle kendine yeni bir tehdit bulmak zorundaydı ve kendine tehdit olarak terörizmi seçti. NATO, bu yeni tehdit algılaması bağlamında 2010 yılına kadar dünya genelinde pek çok operasyon yaptı. Bununla birlikte geçtiğimiz Kasım ayında Lizbon’da yapılan devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı NATO zirvesi örgütün gelecek vizyonunun şekillenmesi açısından önemliydi. Zirvede alınan en önemli karar ise geniş çaplı bir füze savunma kalkanının Türkiye topraklarına konuşlandırılması oldu.  Her ne kadar bu sistemin (Türkiye’nin baskısıyla) hiçbir ülkeyi hedef almadığı belirtilse de, bu kararı uluslar arası ilişkiler bağlamında düşündüğünüz zaman bu savunma kalkanı projesi ilk aşamada İran’a arka planda ise Rusya’ya karşı planlandı. Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu niyetinin farkında olan Rusya ise projenin karşısında olmaktansa bir parçası olarak bu tehdidi bertaraf etme niyetinde. Bu konuya ile ilgili olarak Rusya devlet Başkanı Medvedev Polonya’ya düzenlediği ziyaret sırasında NATO’nun füze kalkanı planlarına Rusya’nın tam katılımını güvence altına almaması halinde, bunun yeni bir silahlanma yarışına neden olabileceği uyarısında bulundu. Aslında Medvedev’in Polonya’dan Amerika Birleşik Devletlerine gönderdiği bu mesaj Birleşik Devletlere yeni bir soğuk savaş dönemi başlatmaması konusunda bir uyarı niteliğinde. Rusya karşı blokta yer almaktansa karar alma süreçlerine katılmak istiyor. Tarihsel olarak incelediğimizde soğuk savaş döneminde Sovyetler ve Amerika Birleşik Devletleri nükleer silahlar konusunda anlaşma yaparken asla böyle koruma kalkanları konusunu öne çıkarmamışlardır çünkü bu iki güçten birisinin böyle bir kalkanı hayata geçirmesi durumunda karşı taraf kaçılmaz olarak nükleer tehdit altında kalacaktı. Aksine her iki tarafta yaptıkları anlaşmalarla nükleer silahların azaltılmasının yanında öncelikle böyle koruma kalkanları oluşturmayı engellemeye çalışmışlar ve dünyanın karşılaşabileceği ölümcül savaşları engellemişlerdir. Bu tür savunma kalkanlarını oluşturmamak çatışmanın her iki tarafı içinde caydırıcı bir unsur olmuştur. Hâlbuki soğuk savaş ortamında bile uluslar arası toplum bu denli açık bir savaş tehdidine maruz kalmamışken NATO’nun savunma kalkanı projesi Ortadoğu’da çatışma olasılığını ciddi şekilde arttırıyor. İran bu projeyi kendine karşı yönetilmiş direk bir tehdit olarak algılarken İran’ın nükleer programından dolayı ilişkilerinin neredeyse askeri çatışma boyutuna geldiği İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri açısından silahlı bir müdahale için avantajlı bir durum oluşuyor. Yazının başlığında da belirttiğim gibi Savunma Kalkanı’nın gerçekleşmesiyle Ortadoğu’da karşıt taraflar arasında muhtemel çatışmaların çıkma olasılığı da ciddi şekilde artıyor. Bu bağlamda düşünüldüğünde NATO’nun füze kalkanı projesi ileri olmaktan ziyade soğuk savaşın bile gerisinde kalan bir projedir.

Öte yandan projenin ekonomik yanını da unutmamak gerekir. Şu günlerde tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşayan Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’yı muhtemel saldırılardan koruyacak bir füze sistemine milyarlarca dolar harcayacak olması çok manidar. Amerika’daki silah tüccarlarının böyle bir proje hayata geçirilmesi için var güçleriyle çalıştıkları ise aşikârdır.

Şüphesiz bu projenin bu kadar pervasız bir şekilde hayata geçirilebilmesinin pek çok nedeni var ama en bariz olanı ABD’nin bu projesinin karşısında durabilecek bir gücün henüz var olmayışı. Bu kalkan projesinin Ortadoğu’da çıkması muhtemel yeni çatışmaları körükleme olasılığı ise oldukça yüksek. Kaldı ki, bu proje Ahmet Davutoğlu ile başlayan yeni Türk dış politikasına tamamen zıt bir proje çünkü Türkiye’nin yeni dış politika stratejisinde çevre ülkelerle tansiyonu yükseltmekten ziyade yatıştırarak karşılıklı güven, güvenlik ve istikrar esasını temel alan, komşularla sıfır problem stratejisi böyle bir kalkan projesiyle çok ağır bir darbe alıyor. Buna rağmen, Türkiye NATO’nun bir üyesi olarak bu projenin içinde yer almak durumunda kaldı diyebiliriz. Bununla birlikte bu projenin topraklarımızda hayata geçirilmesine izin vererek son zamanlarda batı dünyasından sıkça duymaya başladığımız ‘Türkiye’nin ekseni doğuya doğru mu kayıyor?’ endişelerini de en azından şimdilik bertaraf etmiş olacağız. Türkiye son on yıldır iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştığı İran’a bu projeyi kabul etmenin ikna edici bir açıklamasını yapmakta zorlanacaktır. Ama bazen ekonomik ve politik sebeplerden ötürü izlediğiniz ana stratejilerden taviz vermek zorunda kalabilirsiniz.

Son olarak, şimdiye kadar yazdıklarımda benim NATO’nun kendisine ve genel politikalarına kökten karşı olduğum anlaşılmasın. Ben Türkiye’nin NATO’da yer almasını Türkiye’nin ulusal çıkarları için çok önemli buluyorum fakat bu durum NATO’nun uygulamak istediği bütün politikaların Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun olacağı anlamına gelmiyor, NATO’nun füze savunma politikası gibi.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu