Ekopolitik

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Köklü Dönüşüm

Emekli MİT Müsteşar Yard. Cevat Öneş ile Röportaj

Son yıllarda Türkiye uluslararası sahnede siyasi ve ekonomik anlamda ciddi bir sıçrama yaşadı. Bu durum ise, devletin kurumlarını köklü yapısal reformlar yapmaya zorlamaktadır. Pek çok kurum hem Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlamak hem de ülkenin değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek adına kurumsal altyapılarını gözden geçirmeye başladılar. Bu minvalde, devletin en önemli kurumlarından biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı da ciddi bir yeniden yapılanma ve dönüşüm sürecine girdi. Bizde Yeniden yapılanma sürecindeki MİT’i teşkilatta uzun yıllar görev yapmış tecrübeli bir isime, emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e sorduk.

Emekli MİT Müsteşar Yard. Cevat Öneş ile Röportaj

Son yıllarda Türkiye uluslararası sahnede siyasi ve ekonomik anlamda ciddi bir sıçrama yaşadı. Bu durum ise, devletin kurumlarını köklü yapısal reformlar yapmaya zorlamaktadır. Pek çok kurum hem Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlamak hem de ülkenin değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek adına kurumsal altyapılarını gözden geçirmeye başladılar. Bu minvalde, devletin en önemli kurumlarından biri olan Milli İstihbarat Teşkilatı da ciddi bir yeniden yapılanma ve dönüşüm sürecine girdi. Bizde Yeniden yapılanma sürecindeki MİT’i teşkilatta uzun yıllar görev yapmış tecrübeli bir isime, emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e sorduk.

 

Sizce Milli İstihbarat Teşkilatı ( MİT )’ nda yapılan son değişiklikler hangi misyon, vizyon ve ihtiyaçlar çerçevesinde gerçekleştirilmiştir? Bu gelişmelerle MİT nasıl bir değişim sürecine girmelidir?

Türkiye’nin sürekli gelişen ve değişen ihtiyaçları, devletin kurumsal yapılarının da, söz konusu değişime uyum sağlayabilme ve ortaya çıkan/çıkabilecek yeni ihtiyaçlara cevap verebilmeleri gibi bir kaçınılmaz gerçeği karşımıza çıkarmıştır. Özellikle 21.yy. gibi siyasi, ekonomik, teknolojik, bilimsel, iletişim alanlarında görülen baş döndürücü değişimler ile jeopolitik ve stratejik boyutlarda ortaya çıkan yeniden yapılanma arayışları ve toplumların farklılık gösteren taleplerinin, evrensel değerler çerçevesinde karşılanabilmesi için oluşan iradelerindeki güç ve kararlılık gibi temel faktörler, görev ve sorumluluklar açısından “zihniyet” te, “kurumsal” yapılanmalarda, “sistemlerin” işletim mekanizmalarında “nitelik”, “zamana uygunluk” sorunlarının çözümü meselesini ön plana çıkarmıştır. MİT’te yapılan, yapılmak istenilen değişikliklerin de, ifade edilmeye çalışılan gelişmelerin zorunlu sonuçlarından olduğunu söyleyebiliriz. MİT tarafından yapılan resmi bir açıklama olmamasına rağmen, 12 Kasım 2010 tarihli medya organlarında yer alan haberler, MİT bünyesinde Güvenlik İstihbaratı ( İç İstihbarat ) ile Stratejik İstihbarat ( Dış İstihbarat ) arasındaki farklılıkları dikkate alan ve yeni gelişmeler çerçevesinde, Stratejik İstihbaratın güçlendirilmesine önem ve öncelik veren bir iradenin oluştuğunu gösterir mahiyettedir. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın Mayıs 2010 tarihinde Brezilya’ya giderken “ MİT’nın birinci derecede ağırlıklı görevi yurtdışı istihbarattır.” açıklaması, atılan ve atılacak adımların hedefine işaret etmektedir. MİT misyonunu “ üstün hizmet, idealizm, sorumluluk ve mükemmellik, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve milletine hizmet “ olarak açıklamasına rağmen, “vizyon”a somutluk kazandırılması ve uygulamalarda vizyoner gerçekliğin görülebilmesi ihtiyacı, demokratikleşen yeni Türkiye’nin kurumsal devlet yapısının, siyasi iktidarlarının, siyaset kurumlarının ve toplumsal yapısının içselleştirdiği bir temel unsur olabilmelidir. Devletin olması gereken “ Demokratik Güvenlik Konsepti “ çerçevesinde, Ulusal-Bölgesel-Küresel “barış” vizyonuyla uyumlu olarak, Milli Güvenlik İstihbaratının devlet çapında oluşturulmasına cevap verebilen MİT’in yeniden yapılandırılması çalışmalarına, planlı ve nitelikli olarak süreklilik kazandırılması önemini korumaktadır.

MİT’in yapısı devletin İstihbarat hizmetlerini hangi ölçüde yerine getirebilmektedir? MİT’in daha efektif çalışmasını sağlayabilmek adına, hangi değişikliklerin yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Sorunuzu, sadece MİT için değil, tüm Güvenlik ve İstihbarat Sektörü için “evet” veya “hayır” şeklinde cevaplandırmak mümkün değildir. Özellikle Güvenlik ve İstihbarat kuruluşlarının verimliliği; devlet/rejim sisteminin yapısı, siyasi iktidarların nitelikleri, devlet-siyaset vizyonu ile uyumluluk, toplumsal destek ve kurumların niteliksel yapıları arasında oluşan zincirin bütünselliği ile kaçınılmaz şekilde bağlantılıdır. Haziran 2011 seçimleriyle oluşacak yeni parlamentonun inşa edeceği yeni demokratik anayasa çerçevesinde, gündemin öncelikleri arasında yer alması gereken, devletin yeniden yapılandırılması çalışmaları içerisinde, Savunma-güvenlik ve istihbarat sektörünün de, vizyoner yaklaşımlarla şekillendirilmesi ihtiyacına işaret edilmesi önemlidir. MİT’te; nitelikli personel, ihtiyaçlara küresel boyutlarda cevap verebilen süreklilik kazandırılmış eğitim, uzmanlaşma, tecrübe, güven, kurumsallaşma, koordinasyon, anayasal ve evrensel değerlerin içselleştirilmesi, tarafsızlık-bağımsızlık gibi faktörlerin yanı sıra, “ denetlenebilirlik “ ve “ hesap verebilirlik “ şartlarını yaratıcı bir zihniyetin ve yapının oluşturulabilmesi, gelişen-güçlü Türkiye’nin ihtiyaçlarındandır.

Dünya siyasetine damga vuran wikileaaks internet sitesi, istihbarat örgütlerinin bir açığı olarak değerlendirilebilir mi? 21.yy. da istihbarat örgütleri ne tür dönüşümler yaşamaktadırlar? MİT’ da bu dönüşümlere paralel süreçler yaşamakta mıdır?

Wikileaks’le bağlantılı olarak, meseleye ülkelerin İstihbarata Karşı Koyma imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde yaklaşılması, bakışımızı daraltıcı sınırlar getirecektir. Teknolojideki gelişmeler, karşılaşılabilecek riskleri de artırdığı gibi alınması gerekli tedbirlerin önemi ve aciliyetini de göstermektedir. Keza, Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu teknolojiye bağımlı ülkelerin, ortaya çıkan zafiyetlerine işaret etmektedir. Diğer taraftan, ulusal sınırların üstünde, evrensel değerlerin şekillendirmekte olduğu bir uluslar arası kamuoyu ve yapılar karşısında, diplomasi-güvenlik-istihbarat çalışmalarının kazandığı yeni boyutlar, alınması gereken somut tedbirlerin önemini ve niteliklerini de göstermektedir. 21.yy. da; ulus-devlet yapılarındaki değişimler, soğuk savaş döneminin sonlanması, 11 Eylül terör olayı, Küresel güç dengelerindeki değişimler, Küresel-Bölgesel yeniden yapılanma çalışmaları, enerji kaynakları ve enerji ulaşım yollarının güvenliği, iletişimdeki gelişmelerin yaratmakta olduğu sonuçlar, küreselliğin boyutları ve neticeleri, çıkar çatışmalarındaki niteliksel değişimler, siyaset-toplum ilişkilerinin ulusal-bölgesel-küresel etkileri, istihbarat teşkilatlarının görev ve çalışma yöntemlerini etkilemekte olup, gelişmelere ve değişimlere cevap verebilecek yeniden yapılanma arayışlarını ortaya çıkarmıştır. Terörle mücadele ve ortak çıkarlar istikametinde, istihbarat kuruluşları arasındaki ikili ve çok taraflı işbirliği çalışmalarının önemi de giderek artmaktadır. MİT’te çerçevesini çizdiğimiz gelişmeler ve yeni dinamikler karşısında, başlatıldığı ifade edilen çalışmalara, Türkiye siyasetlerinin, kurumsal yapıların ve toplumsal desteğinin de alınarak devamlılık kazandırılması önemi haizdir.

15 Kasım 2010 tarihinde kaleme aldığınız ve kitabınızda ( Türkiye Ekseni ) da yer verdiğiniz makalenizde, iç ve dış istihbaratta görev, teşkilatlanma, kadro, eğitim bakımından müsteşarlık çatısı altında kesin hatlarla ayrılmasının hedef alınmak istendiğini belirtmiştiniz. Bu bağlamda, sizce Türkiye’ye ve MİT’in iç dinamiklerine CİA/FBI modeli uygun mudur? Yeni yapılan değişiklerle bu model örnek alınarak mı yapılıyor?

Güvenlik ve İstihbarat yapılanmaları her ülkenin özgün ihtiyaçları çerçevesinde şekillendirilmelidir. Soğuk savaş sürecinde şekillendirilen, sürekliliğe sahip terörist, ideolojik faaliyetlerin, iç güvenliğe ağırlık veren bir güvenlik ve istihbarat yapılanmasının etkinliğini, 2000’li yıllara kadar, göreceli bazı değişimlere rağmen sürdürdüğünü görüyoruz. Vesayetçi sistemde başlayan kırılmalar ve 2008 küresel ekonomik kriz sonuçlarının değiştirdiği küresel, bölgesel güç dengelerinin Türkiye’ye kazandırdığı yeni konumlar ve fırsatlar, Türkiye’nin Güvenlik ve İstihbarat Konsepti’nin de yeniden şekillendirilmesi gibi bir gerçekliği ortaya çıkarmıştır. Türkiye siyasetinin bu yeni ve önemli gerçekliğinin ( Bölgesel Güç, Küresel Aktör ) yarattığı şartlarla uyumlu olarak, yeniden yapılandırma ihtiyacına cevap verilebilmesi, siyasi iktidarların ve parlamentonun önemli ve öncelikli görevlerindendir.

Yeni dönemde Müsteşar Hakan Fidan’ın makamında fotoğrafının yayınlanması gibi bazı sürpriz adımlar atılmaya başlandı. Bu olaylar şeffaflaşmanın göstergesi olarak algılandı. MİT’ te şeffaflaşma olabilir mi? Sizce yeni dönemde personel ihtiyacının karşılanmasında, dikkat edilmesi zorunlu kriterler neler olmalı?

Ülkemizde sürekliliğe sahip iç güvenlik sorunları, Sıkıyönetim ve Olağanüstü Hal süreçlerinin yarattığı sonuçlar, siyasi mücadelelerin sert ve polemik ağırlıklı yapılmasının kurumsal yapılara olan etkileri ile toplumsal birikim ve algılar, ancak nitelikli demokratik şartlarda ortaya çıkabilecek kurumsal şeffaflaşmanın oluşumuna negatif etkiler yapmıştır. Demokratik sisteme derinlik ve kurumsallık kazandırılamayan süreçlerde, MİT’in ve Güvenlik Kuruluşlarının kamuoyuna açılım adımlarını, şeffaflaşma olarak adlandıramayız. Bir istihbarat teşkilatının olması gereken sınırlar içerisindeki şeffaflığı, ancak nitelikli bir demokratikleşme süreci ile bağlantılı olarak gelişme gösterebilir. Denetlenebilirlik ve Hesap Verilebilirlik şartlarına, kurumsal bir yapı kazandırılabilmesi durumunda, güven yaratıcı bir şeffaflaşma gerçekleştirilebilir.

ABD İstihbarat Teşkilatlarının son aylarda Orta Doğu’daki Arap devletlerinde meydana gelen halk ayaklanmalarını ön görmede, yetersizlikler gösterdikleri ifade ediliyor. ABD Başkanı OBAMA’nın ABD İstihbarat Teşkilatlarından, bu nedenle hesap sorduğuyla ilgili, medyada da haberler yer aldı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD İstihbarat Sisteminin, Orta Doğu’da Tunus’la başlayan, Mısır’da gerçekleşen ve domino etkisinin devam etmekte olduğu olaylarda, öngörü yetersizliklerinin ortaya çıktığı değerlendirmelerinde, gerçeklik payı büyüktür. Bu durumun; İran İslam devrimi, S.S.C.B’nin dağılması, Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali gibi süreçlerde de görüldüğünü söyleyebiliriz. Yalnız burada sorun, temelde istihbarat teşkilatlarının yetersizliğinden ziyade, ABD siyasetinin ve politikalarının yetersizliklerinin ve/veya yanlışlarının ortaya çıkardığı sonuçlara göre değerlendirilmelidir. ABD’nin küresel çıkarlarına, dünyayı şekillendirme arayışlarına, Orta Doğu’da İsrail’in güvenliği eksenli ve otoriter, oligarşik, vesayetçi rejimlerle kurduğu ilişkilere dayanan politikalarının uygulama sonuçları, yaşanan ve yaşanmakta olan olumsuzlukları ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte, Orta Doğu halklarının kimlikler ve ideolojileri aşan, demokrasi-insan hakları üzerinde bütünleşme eğilimi gösteren bir dinamiği şekillendirmekte olmaları hususu ise sonuçları itibariyle, ulusal, bölgesel, küresel boyutlarda önemli değişimlerin işaretlerini vermektedir. Demokrasisine derinlik kazandırarak, insan-vicdan-barış-güvenlik eksenli politikalarla, temel meselelerini çözüm sürecine sokabilen bir Türkiye’nin oynayabileceği rollerin sonuçları değerlendirilerek, stratejik adımlar atılması gerçekliğinin görülebilmesi gibi bir tarihi “zaman” yaşanmaktadır.

Ali Haydar Harmankaya&Ömer Emeç

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu