Ekopolitik

Hollande’ın farkı ne olacak?

42011’de IMF başkanı ve sosyalistlerin favorisi Dominique Strauss Kahn’ın adının karıştığı seks skandalıyla değişen dengeler François Hollande’ın lehine gelişti. 2011’in Ekim ayında gerçekleşen Sosyalist Parti seçimlerinden itibaren Hollande, Nicolas Sarkozy’nin liderliğine meydan okuyacak en güçlü aday haline geldi.

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerin ilk turunun düzenlendiği 22 Nisan’da sandıktan ilk sırada çıkan solcu aday, ikinci turda da liderliği elinden bırakmadı. 6 Mayıs’ta düzenlenen ikinci turda 46 milyon seçmenin sandığa gittiği seçimlerdekatılım oranı yüzde 80’lerin üzerine çıktı. “Normal” Hollande’ın kampanyasının tılsımlı kelimesiydi ve seçim kampanyasının başında kendisinin “normal bir başkan” olacağını söyleyen Hollande oyların yüzde 51,62’sini elde ederken, Sarkozy yüzde 48,38’de kalarak Jacques Chirac ile başlayan 17 yıllık sağ parti dönemi sonlandı. Bu başarıda özellikle seçim kampanyası sürecinde göçmen karşıtı sert ve milliyetçi politikalarıyla aşırı sağcı Marine Le Pen ile merkez sağcı François Bayrou kilit rol oynadı. İlk turda yüzde 20’ye yaklaşan sürpriz bir oy oranı elde eden Le Pen’in ikinci turda iki adaya da oy vermeyeceğini açıklaması, Sarkozy’nin umutlarını suya düşüren en büyük etken oldu. Aynı zamanda ilk turda yüzde 10’luk bir oy oranı yakalayan François Bayrou’nun da oyunu Sosyalist adaydan yana kullanacağını belirtmesi, sonucun netleşmesini sağladı. Seçim kampanyası boyunca başta ülkedeki yabancılar ve Müslümanlar olmak üzere pek çok çevreyi hedefleyen Sarkozy, bu politikasıyla aşırı sağı besledi ve birinci turda yüzde Le Pen’in yüzde 18’lik bir oy oranı almasını sağladı. Sarkozy’nin kendi elleriyle ektiği aşırı sağ tohumlar, kendi siyasi hayatını bitirdi.

Sarkozy Fransa’da son elli yılın en az sevilen cumhurbaşkanı oldu. Başkan seçildiği gün kutlamayı önce zengin dostlarıyla sosyetenin ünlü mekanlarından Fouquet’s’de yapmıştı, fakat Hollande yandaşları nispet yaparcasına Bastsille meydanında toplanarak zaferi kutladılar.

Özetle “ Sarkozy, c’est fini!”[1]

“Merkozy” bitti, “Merkollande” mümkün mü?

Şüphesiz bu yenilgi; Sarkozy’nin siyasi kariyeri, Fransız siyaseti ve kriz içindeki Avrupa için farklı anlamlar taşıyor.

15 Mayıs’ta Elysee Sarayı’nın anahtarlarını Sarkozy’den devralacak Hollande’ı karamsar bir ekonomik tablo bekliyor. Sarkozy’nin seçimlerden yenik çıkmasının başlıca nedeni mali kriz olarak görülüyor. Bundan dolayı Avrupa Birliği’ni ve Fransa’yı ağır etkileyen krize karşı solcu adayın acilen çözüm bulması gerekiyor. Tasarruf tedbirlerine son verme sözüyle iktidara gelen Hollande’ın Euro krizini yeniden tetiklemesinden de korkuluyor. Ayrıca Hollande’ın galibiyetinin henüz ne getireceği belli olmasa da aşırı sağın güçlendiği Fransa’da, göçmen ve İslam karşıtı söylemle nasıl mücadele edeceği merak ediliyor.

Sonbaharda düzenlenmesi planlanan genel seçimler çok kritik bir öneme sahip. Hollande kabinesini kurarak haziran ayındaki milletvekili seçimlerine hazırlanacak. Özellikle, sağ ve aşırı sağ oylarının toplamda Sosyalist Parti’nin oylarını geçmesi Fransa’da iki başlı yönetim sistemini tekrar gündeme getirdi. Fransa’daki seçim sistemine göre, haziran ayındaki seçimleri sağ kazanırsa Hollande, hükümet kurma yetkisini Sarkozy’nin UMP’sine vermek durumunda, ki bu yönetim açısından felaket olacaktır.

Avrupa’daki mali krizin koltuğundan ettiği Sarkozy’nin mağlubiyeti, ekonomi çevrelerini alarma geçirdi. Bu durum Avrupa’da krize karşı uygulanan kemer sıkma politikasının fikir babası Fransa-Almanya için bir darbeydi. Hollande cumhurbaşkanlığı döneminde üretim, vergi sistemi ve eğitim konularını esas alan bir programı uygulayacak. Emeklilik yaşını 62’den 60’a çekmeyi vaat eden, memur alımıyla istihdamı artırmayı planlayan, 1 milyon Euro’nun üzerinde kazananlara yüzde 75 vergi koymayı düşünen Hollande’ın işsizlere devlet tarafından sübvanse edilmiş iş imkânları yaratmak vaatleri bulunuyor. Nükleer enerji kullanımını 2025’e kadar yüzde 75’ten yüzde 50’ye indirmeyi hedefleyen yeni cumhurbaşkanın, Almanya Başbakanı Merkel’in kemer sıkma politikasını eleştiren yaklaşımı, iki ülke arasındaki ilişkilerin değişeceği sinyallerini veriyor. Aynı gün seçimlerde Yunanistan’da merkez sağ ve sol partilerden büyük hezimet haberinin gelmesi; Almanya’nın Schleswig-Holstein eyaletindeki seçimde Merkel’in güç kaybetmesi Fransız-Alman ekseni için kötü haber.

Bu olumsuzluklara rağmen Merkel ve Hollande’ın mecburen de olsa birbirleriyle kaynaşarak ‘Merkollande’ yi oluşturma ihtimali yüksek. Başlangıçta anlaşmazlıklar olsa da Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği’nde ekonominin lokomotifi olmayı sürdüreceğine inanılıyor. Süddeutsche Zeitung gazetesi, ‘Merkland’ ikilisinin, Avrupa’daki hem muhafazakar-liberalleri, hem de sosyal demokratları kapsayacak bir siyasi yelpaze oluşturarak daha iyi bir ikili olacağını yazdı. Merkel ile Sarkozy, Euro krizinden çıkmak tüm AB ülkeleri için ağır tasarruf önlemleri ve bütçe disiplini kurallarında ısrarcı olmuşlardı. Fakat Hollande seçim kampanyası boyunca bu politikaları eleştirmiş, Avrupa’nın büyüme ve istihdam yaratmaya ihtiyacı olduğunu vurgulamıştı.

Bu bağlamda The Guardian yazarı Pierre Haski, “Hollande’ın başarılı olmak için Fransız ekonomisini yeniden şekillendirmesi, Fransız toplumunu uzlaştırması ve Avrupa’da müttefikler bulması gerekiyor.”[2] ifadelerini kullandı.

Ayrıca ABD’de düzenlenecek NATO ve G-8 zirveleri, Hollande’ı dış politika arenasında bekleyen en önemli iki sınav olarak gösteriliyor.

Hollande ve Türkiye

Sarkozy’nin 5 yıllık cumhurbaşkanlığı süresinde koruyabildiği en istikrarlı duruşu Türkiye karşıtlığı oldu. Cumhurbaşkanlığı süresince AB’nin Türkiye’ye ilişkin tüm resmi belgelerinden “katılım” kelimesini çıkarmak için ısrarcı oldu. Bunun yanında AB içinde Kıbrıs Rum kesimini Türkiye’yi engelleme konusunda cesaretlendirerek süreci adeta baltaladı. Türkiye karşıtlığını dış politikasında da belirginleştiren Sarkozy, Ankara’nın Ortadoğu ve Afrika’daki dış politik hamlelerini sonuçsuz kılmak harcadı. -buna Libya örneği gösterilebilir.- Sarkozy’nin Kıbrıs’dan dolayı 8 müzakere başlığının askıya alınması süreci daha da yavaşlattı. Türkiye’yi hedef alan üçüncü hamlesi, her ne kadar Anayasa Konseyi’nden geri dönse de Ermeni soykırımı iddiasının inkarına hapis ve para cezası verilmesini sağlayacak bir yasayı Meclis’ten geçirmek oldu.

Hollande’da, Sarkozy’deki “Türkiye karşıtlığı”nın olmaması ümit verse de Fransa ve Avrupa’da Türkiye’yi beş yıl daha kolay günler beklemiyor.

Hollande dış politikada ve özellikle Türkiye konusunda Sarkozy’nin yolundan gitse bile üslubunun çok daha farklı olacağı herkesçe kabul ediliyor. Fransa’nın AB dışındaki ticari ortakları arasında, Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada bulunan Türkiye bu haliyle göz ardı edilemeyecek bir önem taşıdığı için Hollande’ın selefi gibi Türkiye karşıtlığına yönelmesi makul görünmüyor.

Hollande Türkiye’nin AB üyeliğinin güçlü bir destekçisi değil fakat bu dönemde Türkiye’nin AB katılım süreci daha gerçekçi bir zeminde tartışılabilir. Hollande seçim kampanyasında sadece Türkiye’nin 5 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde üyeliğe hazır olmayacağını söylemekle yetindi. Muhtemel üyeliğe Türkiye’nin başkentinin Asya’da olması, ülkenin Avrupa’da olmadığı gibi unsurlar üzerinden itiraz eden Sarkozy’ya karşın Hollande’ın üyelik kriterlerine vurgu yapması bekleniyor. Türkiye’nin üyeliğine sıcak baktığını vurgulayan Pierre Muscovici’nin Hollande’ın dışişleri bakanı olma ihtimali de Ankara’yı umutlandırıyor.

AB sürecindeki iyimserliğe rağmen Hollande’ın Ermeni meselesine selefinden daha fazla angaje olması endişelere sebep oluyor. Hollande’ın Anayasa Konseyi’nden dönen “Soykırım” inkar kanun tasarısının gündeme gelmesi durumunda iki ülke arasında ilişkilerin gerilmesi muhtemel. Fakat Hollande, seçim kampanyasında taahhüt etiği gibi 1915 olaylarıyla ilişkin Ermeni iddialarının tartışılmasını cezalandırmaya kalkışması ya da terörle mücadelede Ankara’yla işbirliğinden kaçınması halinde Türkiye’yle ilişkilerde Sarkozy’nin bıraktığı enkazın altında kalabilir. Sarkozy’nin verdiği sözlere rağmen Ermeni meselesini siyaseten kullanmaktan çekinmediği hatırlandığında, Hollande döneminin Türkiye açısından nisbi olarak daha iyi geçeceği umuluyor. Bu umutların doğrulanması Hollande’ın öncelikle Sarkozy’nin askıya aldığı 5 müzakere faslına ilişkin alacağı tavra göre ortaya çıkacak.

Ez cümle Fransa’da solcu bir cumhurbaşkanının göreve gelmesi Türkiye-Fransa ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir. Hollande döneminde Fransa’nın katılım müzakerelerindeki 5 başlığa koyduğu vetoyu kaldırması söz konusu olabilir ve Kıbrıs sorununa da çözüm arayışlarına gidilebilir. Hollande’ın, geleneksel Fransız dış politikasını değiştirip ABD-İsrail çizgisine yaklaştıran Sarkozy’nin aksine dengeli bir dış politika yürüteceği bekleniyor, bu da Türkiye ile ilişkilerde olumlu bir kapı aralayabilir.

Mehmet Alaca, Süreç Araştırma Merkezi



[1] “Sarkozy bitti!” Ahmet İnsel’in 8 Mayıs 2012’de Radikal gazetesinde yayınlanan makalesinin başlığı.

42011’de IMF başkanı ve sosyalistlerin favorisi Dominique Strauss Kahn’ın adının karıştığı seks skandalıyla değişen dengeler François Hollande’ın lehine gelişti. 2011’in Ekim ayında gerçekleşen Sosyalist Parti seçimlerinden itibaren Hollande, Nicolas Sarkozy’nin liderliğine meydan okuyacak en güçlü aday haline geldi.

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerin ilk turunun düzenlendiği 22 Nisan’da sandıktan ilk sırada çıkan solcu aday, ikinci turda da liderliği elinden bırakmadı. 6 Mayıs’ta düzenlenen ikinci turda 46 milyon seçmenin sandığa gittiği seçimlerdekatılım oranı yüzde 80’lerin üzerine çıktı. “Normal” Hollande’ın kampanyasının tılsımlı kelimesiydi ve seçim kampanyasının başında kendisinin “normal bir başkan” olacağını söyleyen Hollande oyların yüzde 51,62’sini elde ederken, Sarkozy yüzde 48,38’de kalarak Jacques Chirac ile başlayan 17 yıllık sağ parti dönemi sonlandı. Bu başarıda özellikle seçim kampanyası sürecinde göçmen karşıtı sert ve milliyetçi politikalarıyla aşırı sağcı Marine Le Pen ile merkez sağcı François Bayrou kilit rol oynadı. İlk turda yüzde 20’ye yaklaşan sürpriz bir oy oranı elde eden Le Pen’in ikinci turda iki adaya da oy vermeyeceğini açıklaması, Sarkozy’nin umutlarını suya düşüren en büyük etken oldu. Aynı zamanda ilk turda yüzde 10’luk bir oy oranı yakalayan François Bayrou’nun da oyunu Sosyalist adaydan yana kullanacağını belirtmesi, sonucun netleşmesini sağladı. Seçim kampanyası boyunca başta ülkedeki yabancılar ve Müslümanlar olmak üzere pek çok çevreyi hedefleyen Sarkozy, bu politikasıyla aşırı sağı besledi ve birinci turda yüzde Le Pen’in yüzde 18’lik bir oy oranı almasını sağladı. Sarkozy’nin kendi elleriyle ektiği aşırı sağ tohumlar, kendi siyasi hayatını bitirdi.

Sarkozy Fransa’da son elli yılın en az sevilen cumhurbaşkanı oldu. Başkan seçildiği gün kutlamayı önce zengin dostlarıyla sosyetenin ünlü mekanlarından Fouquet’s’de yapmıştı, fakat Hollande yandaşları nispet yaparcasına Bastsille meydanında toplanarak zaferi kutladılar.

Özetle “ Sarkozy, c’est fini!”[1]

“Merkozy” bitti, “Merkollande” mümkün mü?

Şüphesiz bu yenilgi; Sarkozy’nin siyasi kariyeri, Fransız siyaseti ve kriz içindeki Avrupa için farklı anlamlar taşıyor.

15 Mayıs’ta Elysee Sarayı’nın anahtarlarını Sarkozy’den devralacak Hollande’ı karamsar bir ekonomik tablo bekliyor. Sarkozy’nin seçimlerden yenik çıkmasının başlıca nedeni mali kriz olarak görülüyor. Bundan dolayı Avrupa Birliği’ni ve Fransa’yı ağır etkileyen krize karşı solcu adayın acilen çözüm bulması gerekiyor. Tasarruf tedbirlerine son verme sözüyle iktidara gelen Hollande’ın Euro krizini yeniden tetiklemesinden de korkuluyor. Ayrıca Hollande’ın galibiyetinin henüz ne getireceği belli olmasa da aşırı sağın güçlendiği Fransa’da, göçmen ve İslam karşıtı söylemle nasıl mücadele edeceği merak ediliyor.

Sonbaharda düzenlenmesi planlanan genel seçimler çok kritik bir öneme sahip. Hollande kabinesini kurarak haziran ayındaki milletvekili seçimlerine hazırlanacak. Özellikle, sağ ve aşırı sağ oylarının toplamda Sosyalist Parti’nin oylarını geçmesi Fransa’da iki başlı yönetim sistemini tekrar gündeme getirdi. Fransa’daki seçim sistemine göre, haziran ayındaki seçimleri sağ kazanırsa Hollande, hükümet kurma yetkisini Sarkozy’nin UMP’sine vermek durumunda, ki bu yönetim açısından felaket olacaktır.

Avrupa’daki mali krizin koltuğundan ettiği Sarkozy’nin mağlubiyeti, ekonomi çevrelerini alarma geçirdi. Bu durum Avrupa’da krize karşı uygulanan kemer sıkma politikasının fikir babası Fransa-Almanya için bir darbeydi. Hollande cumhurbaşkanlığı döneminde üretim, vergi sistemi ve eğitim konularını esas alan bir programı uygulayacak. Emeklilik yaşını 62’den 60’a çekmeyi vaat eden, memur alımıyla istihdamı artırmayı planlayan, 1 milyon Euro’nun üzerinde kazananlara yüzde 75 vergi koymayı düşünen Hollande’ın işsizlere devlet tarafından sübvanse edilmiş iş imkânları yaratmak vaatleri bulunuyor. Nükleer enerji kullanımını 2025’e kadar yüzde 75’ten yüzde 50’ye indirmeyi hedefleyen yeni cumhurbaşkanın, Almanya Başbakanı Merkel’in kemer sıkma politikasını eleştiren yaklaşımı, iki ülke arasındaki ilişkilerin değişeceği sinyallerini veriyor. Aynı gün seçimlerde Yunanistan’da merkez sağ ve sol partilerden büyük hezimet haberinin gelmesi; Almanya’nın Schleswig-Holstein eyaletindeki seçimde Merkel’in güç kaybetmesi Fransız-Alman ekseni için kötü haber.

Bu olumsuzluklara rağmen Merkel ve Hollande’ın mecburen de olsa birbirleriyle kaynaşarak ‘Merkollande’ yi oluşturma ihtimali yüksek. Başlangıçta anlaşmazlıklar olsa da Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği’nde ekonominin lokomotifi olmayı sürdüreceğine inanılıyor. Süddeutsche Zeitung gazetesi, ‘Merkland’ ikilisinin, Avrupa’daki hem muhafazakar-liberalleri, hem de sosyal demokratları kapsayacak bir siyasi yelpaze oluşturarak daha iyi bir ikili olacağını yazdı. Merkel ile Sarkozy, Euro krizinden çıkmak tüm AB ülkeleri için ağır tasarruf önlemleri ve bütçe disiplini kurallarında ısrarcı olmuşlardı. Fakat Hollande seçim kampanyası boyunca bu politikaları eleştirmiş, Avrupa’nın büyüme ve istihdam yaratmaya ihtiyacı olduğunu vurgulamıştı.

Bu bağlamda The Guardian yazarı Pierre Haski, “Hollande’ın başarılı olmak için Fransız ekonomisini yeniden şekillendirmesi, Fransız toplumunu uzlaştırması ve Avrupa’da müttefikler bulması gerekiyor.”[2] ifadelerini kullandı.

Ayrıca ABD’de düzenlenecek NATO ve G-8 zirveleri, Hollande’ı dış politika arenasında bekleyen en önemli iki sınav olarak gösteriliyor.

Hollande ve Türkiye

Sarkozy’nin 5 yıllık cumhurbaşkanlığı süresinde koruyabildiği en istikrarlı duruşu Türkiye karşıtlığı oldu. Cumhurbaşkanlığı süresince AB’nin Türkiye’ye ilişkin tüm resmi belgelerinden “katılım” kelimesini çıkarmak için ısrarcı oldu. Bunun yanında AB içinde Kıbrıs Rum kesimini Türkiye’yi engelleme konusunda cesaretlendirerek süreci adeta baltaladı. Türkiye karşıtlığını dış politikasında da belirginleştiren Sarkozy, Ankara’nın Ortadoğu ve Afrika’daki dış politik hamlelerini sonuçsuz kılmak harcadı. -buna Libya örneği gösterilebilir.- Sarkozy’nin Kıbrıs’dan dolayı 8 müzakere başlığının askıya alınması süreci daha da yavaşlattı. Türkiye’yi hedef alan üçüncü hamlesi, her ne kadar Anayasa Konseyi’nden geri dönse de Ermeni soykırımı iddiasının inkarına hapis ve para cezası verilmesini sağlayacak bir yasayı Meclis’ten geçirmek oldu.

Hollande’da, Sarkozy’deki “Türkiye karşıtlığı”nın olmaması ümit verse de Fransa ve Avrupa’da Türkiye’yi beş yıl daha kolay günler beklemiyor.

Hollande dış politikada ve özellikle Türkiye konusunda Sarkozy’nin yolundan gitse bile üslubunun çok daha farklı olacağı herkesçe kabul ediliyor. Fransa’nın AB dışındaki ticari ortakları arasında, Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada bulunan Türkiye bu haliyle göz ardı edilemeyecek bir önem taşıdığı için Hollande’ın selefi gibi Türkiye karşıtlığına yönelmesi makul görünmüyor.

Hollande Türkiye’nin AB üyeliğinin güçlü bir destekçisi değil fakat bu dönemde Türkiye’nin AB katılım süreci daha gerçekçi bir zeminde tartışılabilir. Hollande seçim kampanyasında sadece Türkiye’nin 5 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde üyeliğe hazır olmayacağını söylemekle yetindi. Muhtemel üyeliğe Türkiye’nin başkentinin Asya’da olması, ülkenin Avrupa’da olmadığı gibi unsurlar üzerinden itiraz eden Sarkozy’ya karşın Hollande’ın üyelik kriterlerine vurgu yapması bekleniyor. Türkiye’nin üyeliğine sıcak baktığını vurgulayan Pierre Muscovici’nin Hollande’ın dışişleri bakanı olma ihtimali de Ankara’yı umutlandırıyor.

AB sürecindeki iyimserliğe rağmen Hollande’ın Ermeni meselesine selefinden daha fazla angaje olması endişelere sebep oluyor. Hollande’ın Anayasa Konseyi’nden dönen “Soykırım” inkar kanun tasarısının gündeme gelmesi durumunda iki ülke arasında ilişkilerin gerilmesi muhtemel. Fakat Hollande, seçim kampanyasında taahhüt etiği gibi 1915 olaylarıyla ilişkin Ermeni iddialarının tartışılmasını cezalandırmaya kalkışması ya da terörle mücadelede Ankara’yla işbirliğinden kaçınması halinde Türkiye’yle ilişkilerde Sarkozy’nin bıraktığı enkazın altında kalabilir. Sarkozy’nin verdiği sözlere rağmen Ermeni meselesini siyaseten kullanmaktan çekinmediği hatırlandığında, Hollande döneminin Türkiye açısından nisbi olarak daha iyi geçeceği umuluyor. Bu umutların doğrulanması Hollande’ın öncelikle Sarkozy’nin askıya aldığı 5 müzakere faslına ilişkin alacağı tavra göre ortaya çıkacak.

Ez cümle Fransa’da solcu bir cumhurbaşkanının göreve gelmesi Türkiye-Fransa ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir. Hollande döneminde Fransa’nın katılım müzakerelerindeki 5 başlığa koyduğu vetoyu kaldırması söz konusu olabilir ve Kıbrıs sorununa da çözüm arayışlarına gidilebilir. Hollande’ın, geleneksel Fransız dış politikasını değiştirip ABD-İsrail çizgisine yaklaştıran Sarkozy’nin aksine dengeli bir dış politika yürüteceği bekleniyor, bu da Türkiye ile ilişkilerde olumlu bir kapı aralayabilir.

Mehmet Alaca, Süreç Araştırma Merkezi



[1] “Sarkozy bitti!” Ahmet İnsel’in 8 Mayıs 2012’de Radikal gazetesinde yayınlanan makalesinin başlığı.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu