Ekopolitik

22 Kasım 2012: Gazze & Kürt Meselesi

Gazze

 

Yenişafak: Gökhan Özcan: Gazze’yi yazamamak

İnsanın sözsüz kaldığı zamanlar var. Gazze’ye bombalar yağmaya başladığında sözler zihinlerden çekiliyor. Çocuk bedenlerini kana bulayan ölüm bezirganlarına söyleyecek bir şey bulmak zor. Acıyı tarif edecek kelimeleri yan yana dizebilmek daha zor. Hiçbir şey söylememek, sessizce bir kıyıda olan biteni izlemekse belki hepsinden daha zor. Yazacak çok şey var belki ama ben günlerdir terazinin kefelerini dengeye getirecek ağırlıktaki o kelimeleri arıyorum. Zalimler Gazze’nin başına her çöreklendiğinde bu güçlüğü hep yaşıyorum. Böyle sınır tanımaz bir kötülük ısrarını anlayabilmek mümkün değil ki, anlatabilmek mümkün olsun. Bu pervasız zulmün yol açtığı acıları kelimelerle dindirebilmek mümkün mü peki? O da değil!

 

Hürriyet: Taha Akyol: İsrail ve Amerika

İSRAİL devletinin kurucusu David Ben Gurion, Filistin topraklarını Tanrı’nın Yahudilere vaat ettiğine inanırdı. 1956 Dünya Yahudi Kongresi’nde fısıldadığı şu sözleri basına sızmıştı: “Ben bir Arap lideri olsaydım İsrail’le asla iş yapmazdım. Bu tabiidir çünkü biz onların ülkesini aldık. Elbette bu toprakları bize Tanrı vaat etti fakat bunun Araplar için anlamı nedir ki? Bizim Tanrımız, onların Tanrısı değil. Bizim iki bin yıl öncesinden İsrail soyundan geldiğimiz bir gerçektir ama bu onlara ne ifade eder? Hitler’in gaz odaları onların suçu muydu? Onlar tek şeye bakıyor: yurtlarını çaldık! Bunu niye kabul etsinler?!” (Mearsheimer & Walt, The Israel Lobby, s. 96) Yeryüzünde bu soruya kim cevap verebilir?!

Gazze

 

Yenişafak: Gökhan Özcan: Gazze’yi yazamamak

İnsanın sözsüz kaldığı zamanlar var. Gazze’ye bombalar yağmaya başladığında sözler zihinlerden çekiliyor. Çocuk bedenlerini kana bulayan ölüm bezirganlarına söyleyecek bir şey bulmak zor. Acıyı tarif edecek kelimeleri yan yana dizebilmek daha zor. Hiçbir şey söylememek, sessizce bir kıyıda olan biteni izlemekse belki hepsinden daha zor. Yazacak çok şey var belki ama ben günlerdir terazinin kefelerini dengeye getirecek ağırlıktaki o kelimeleri arıyorum. Zalimler Gazze’nin başına her çöreklendiğinde bu güçlüğü hep yaşıyorum. Böyle sınır tanımaz bir kötülük ısrarını anlayabilmek mümkün değil ki, anlatabilmek mümkün olsun. Bu pervasız zulmün yol açtığı acıları kelimelerle dindirebilmek mümkün mü peki? O da değil!

 

Hürriyet: Taha Akyol: İsrail ve Amerika

İSRAİL devletinin kurucusu David Ben Gurion, Filistin topraklarını Tanrı’nın Yahudilere vaat ettiğine inanırdı. 1956 Dünya Yahudi Kongresi’nde fısıldadığı şu sözleri basına sızmıştı: “Ben bir Arap lideri olsaydım İsrail’le asla iş yapmazdım. Bu tabiidir çünkü biz onların ülkesini aldık. Elbette bu toprakları bize Tanrı vaat etti fakat bunun Araplar için anlamı nedir ki? Bizim Tanrımız, onların Tanrısı değil. Bizim iki bin yıl öncesinden İsrail soyundan geldiğimiz bir gerçektir ama bu onlara ne ifade eder? Hitler’in gaz odaları onların suçu muydu? Onlar tek şeye bakıyor: yurtlarını çaldık! Bunu niye kabul etsinler?!” (Mearsheimer & Walt, The Israel Lobby, s. 96) Yeryüzünde bu soruya kim cevap verebilir?!

 

Star: Fehmi Koru: İsrail kazanarak kaybedebilir

Gazze’ye saldırıların Filistin halkı üzerinde ne yaman etkilere yol açtığını biliyoruz. Gazze’den de İsrail’in içlerine füzeler atılıyor; acaba İsrailliler ne yapıyor? Milliyet yazarı Güneri Cıvaoğlu bunu merak edip yazmış, teyidini de saldırılar sırasında İsrail’de bulunan ‘Türkiye’deki Musevi cemaatinin saygın isimlerinden biri’ olduğunu belirttiği bir tanıktan almış. Okuyalım: “Gazze’den Hamas füzeleri fırlatıldığında radarlar bunu ânında algılıyormuş. Alarm çalmaya başlıyormuş. Sığınaklara koşuyorlarmış. ‘Tehlikenin geçtiği’ anonsundan sonra hayat yeniden günlük akışında devam ediyormuş. (..) Füzeleri havada avlayan ve infilak ettiren ‘Arrow’ adlı İsrail yapımı füzesavar sistemi iyi çalışıyormuş.

 

Özgür Gündem: Şaban İba: Filistin, Suriye ve Erdoğan’ın açmazı

Erdoğan yine esti gürledi. Her zamanki gibi heyecanlı konuşmalar yaparak kendisine sorunu/sorunları çözümleyen “lider” havası verdi. Türkiye’nin çözüm bekleyen en temel sorunu olan Kürtler ve Kürdistan dışında bölgedeki her soruna “sazan” gibi atlayan Başbakan’ın bu kez İsrail’in Gazze’ye saldırmasına karşı sesini yükseltti. Politik gündem değiştirmedeki ustalığıyla Gazze ve Filistin sorununu her şeyin önüne geçirdi. Suriye ve Irak konusunda açmaza düşmüş olmanın çaresizliği içinde İran’a karşı müttefik arayışını sürdüren Erdoğan Mısır’da öyle laflar etti ki, sanki Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferini yapıyor gibiydi. Ali İmran suresinin 139. ayetini (“Gevşemeyin, asla hüzünlenmeyin, inanıyorsanız üstünsünüz”) okuyan Erdoğan, “Filistinli başını öne eğmedi, eğmeyecek, Lübnanlı başını öne eğmedi, eğmeyecek, Iraklı, Afganistanlı, Suriyeli kardeşim başını öne eğmedi, eğmeyecek.

 

Akşam: İsmail Küçükkaya: İslam dünyası liderliğine mi oynuyor?

Evet… Başbakan Erdoğan, kendi uluslararası algısını ve Türkiye’nin imajını İslam dünyasının liderliği ve sözcülüğü konumuna pozisyonlamak istiyor. İsimlendirmeden, ‘model ülke Türkiye siyaseti’ izliyor. Küresel konjonktürün kendisine açtığı manevra alanını gördü ve oraya dönük stratejiler üretiyor. Çoğu petrol zengini olmasına rağmen bütünüyle bakıldığında geri kalmış ve dünya siyasetinde söz sahibi olamamış İslam coğrafyasının liderliği için üç ülkeden bahsedebiliriz. Mısır, İran ve Türkiye… İran, Şii bloku öncüsü. Mısır ve Türkiye keskin rekabetin içindeydi. Arap Baharı sonrasında Kahire Ankara yakınlaşması ortaya çıktı. Erdoğan, Mısır’daki gelişmelerde olağanüstü derecede müdahil ve belirleyici oldu. Mursi, Erdoğan’a çok güveniyor, desteğini yaşamsal buluyor, tavsiyelerini dinliyor.

 

Kürt Meselesi

 

Yenişafak: Ali Bayramoğlu: Kürt meselesinde otoriter dönüşüm…

Fuat Dündar “Modern Türkiye’nin Şifresi” başlığıyla İletişim Yayınları’ndan yayınlanan doktora tezi şu sözlerle başlar: “Osmanlı İmparatorluğu tarihi iki karakteristik nüfus hareketi ile özetlenebilir: (..) Fethedilen toprakların kolonizasyonu için dışa dönük göç hareketi, (..) özellikle Rusya’nın rakip olarak ortaya çıkmasından yaşanan içe dönük nüfus hareketi..” Dündar’ın tezi, 19. yüzyılın nüfus hareketleri ile devletin kurucu siyasetine, yani (müslümanları) iskan ve (hrıstiyanları) tehcir politikalarına eğiliyor.. Dündar’ın yaklaşımı geneleksel akademik yaklaşımdan farklıdır, Osmanlı’ya, 19. yüzyıla devlet, güç, modernleşme gibi klasik mercekle bakmaz. Toplumu, toplulukları öne alır, onlara yönelik devlet politikalarını merkeze çeker.

 

Yeniçağ: Ümit Özdağ: PKK açlık grevi yaptı askerler ne yapsın?

PKK açlık grevi ile istediği sonucu aldı. Abdullah Öcalan kurtarıcı siyasi lider rolünde tekrar sahneye döndü. Basınımız Öcalan’ın kurtarıcı rolünün altını çizerken, Cumhurbaşkanı Gül’den Adalet Bakanı’na kadar değişik noktalardan dolaylı teşekkürler almışlardır. Böylece PKK 2012/2013 kışına büyük bir siyasi başarı ile başladı. Öcalan serbest kalsın diyen PKK tecridi kaldırttı. Ana dilde savunmayı zaten kabul edecek olan hükümeti baskı altına alan PKK’lı katiller, Serap’ı yakarak şehit edenler, Başbakan’ın konvoyuna saldırarak bir polisi şehit edenler, Ankara Kumrular sokakta beş vatandaşı havaya uçuran terörist ve daha nice olayın failleri istedikleri sonucu aldılar. Öcalan’ın kardeşi “Ağabeyim 2013’de serbest” derken, Mahir Kaynak “Eninde sonunda serbest kalacak” diyor.

 

Bugün: Doğu Ergil: Uzlaşma

Bir uzlaşmazlık varsa birden fazla açıklaması vardır. Uzlaşmazlığın tarafları kendi doğrularıyla açıklarlar durumu. Bu nedenle eğer bir uzlaşma olacaksa sorunun ortak bir tanıma indirgenmesi gerekir. Buna “büyük anlatı” denir. Bu anlatıda tüm taraflar yerlerini bulup, sürecin nasıl geliştiği konusunda ortak bilgiye/yargıya kavuşurlarsa çözüm konusunda anlaşmaları kolaylaşır. Bu durum, bütün uzlaşmazlıklar için doğru olduğu gibi bizim “Kürt sorunu” dediğimiz olgu için de geçerlidir. Sorunun tanımına hangi tarihten ve sürecin hangi aşamasından başladığımız da önemlidir. Mesela Kıbrıs Türkleri, 1960 yılında kurulan ortak devletin Rumlar tarafından bozulup Türkler’i kırmaya başladıkları tarihi esas alırlar. Haklıdırlar.

 

Taraf: Hidayet Şefkatli Tuksal: Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız

Bugün size, hafta sonu (17-18 kasım) katıldığım, MAZLUMDER’in düzenlediği İkinci Kürt Forumu’ndan bahsedeceğim. İznik Gölü kenarında, harika bir doğal güzellik içinde gerçekleşti bu forum. Düşünenlere, organize edenlere, ağırlayanlara ve katılanlara teşekkür etmek lazım, çünkü saatlerce süren oturumlarla, her tür farklı görüşün rahatlıkla dillendirildiği ve tartışıldığı bir toplantı oldu. Ayrıca aralarda ve gece devam eden sohbetlerle gerçekten önemli bir sinerji elde ettik diye düşünüyorum. Bu toplantıyı farklı kılan yanlarından biri de, İslami referanslarla çeşitli biçimlerde ilişkili olan Türklerle Kürtlerin buluştuğu bir forum olmasıydı. Bu yüzden tartışmalarda İslami referanslar çokça kullanıldı hem Türkler hem Kürtler tarafından. Bu bakımdan mesela daha önce katıldığım başka bir Kürt forumundan (Heinrich Böll Derneği ve Diyarbakır Barosu tarafından Diyarbakır’da düzenlenen) çok daha farklıydı atmosfer.

 

Sabah: Hasan Celal Güzel: Sizin ‘müzâkerenizi‘ sevsinler e mi!

Başbakan yardımcılarının, bakanların, kerameti kendinden menkûlaydınlar’ın, âkil adamların, âkile hanımların ve de anlı şanlı köşe yazarlarının, 67 gün boyunca yalvarıp yakarmaları hiç para etmedi. Yüzlerce terör suçlusu ve sanığı, -olmayan- ‘açlık grevi komedisi’ni, serok (başkan) Apo’nun bir sözü ile bıraktılar. Ben en çok da Apo’nun zombileri BDP milletvekillerinin açlık grevini(!) bırakmalarına sevindim. Öyle ya, böylece Pe ke ke’nin robotları, gizli gizli kebap yemekten kurtulmuş oldular. Bu acınası durum önemli bir noktayı bir kere daha ortaya çıkardı: Ortada Kürt kardeşlerimizin yararına çalışan bir örgüt yok; olsa olsa bebek katili, teröristbaşı Apo’nun menfaatlerini ve PKK mafya çetesinin milyarlarını kollayan adî bir eşkıya çetesi var…

                      

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı