Ekopolitik

16 Ekim 2012: Kolay ve Kullanışsız Ekonomi Bilimi & Şu İğrenç Avrupalılar

Kolay ve Kullanışsız Ekonomi Bilimi

Onların sorunumuzu derin ve yapısal olarak görmelerindeki sebep, bana göre, harekete geçmemenin, işsizlikteki bu kötü durumu düzeltmek adına hiçbir şey yapmamanın bir bahanesi. Şu anki işsizlik ile ilgili olarak hiçbir şey yapmamak acımasız ve randımansız olmanın yanında kötü de bir uzun dönem politikasıdır. Yüksek işsizlik oranının çürütücü etkisi ekonominin üzerine yıllardır bir gölge gibi çökmektedir. Her zaman kendini beğenmiş politikacılar ya da alimler, bütçe açıklarının gelecek nesillere nasıl bir sorumluluk yükleyeceği konusunda konuşup dururlar. Gelecekteki borç yükünün, şu anki Amerikan gençliğinin karşılaştığı en büyük problem olmadığını hatırlayalım; bu arada harcamalarda kısmaya gitmenin o sorumluluğa bir faydası olmaz, aksine zararı olur. Bu iş olanaklarını daralttığı gibi, yeni mezunların iş hayatına başlamasını da engeller. Yapısal işsizlikle ilgili tüm bu konuşma gerçek sorunlarla yüzleşmemek ondan kaçınmak içindir ve kolay, kullanışsız bir yolu tedavüle sokmak içindir. Ve şu an onu durdurma zamanıdır.

Çeviren: Doğanay Pehlivan

(NYT, Paul Krugman, Easy Useless Economics, 10 Mayıs 2012)

Şu İğrenç Avrupalılar

Alman kanaat önderlerine euro krizleri hakkında fikirlerini sorduğunuzda, yıllar önce kendi ekonomilerinin de benzer sürüncemelerden geçtiğini ve başarılı bir kriz yönetimiyle bu sürecin atlatıldığını söylemekten hoşnut olacaklardır. Kabul etmekten hoşnut olmayacakları şey ise, bu ekonomik iyileşmelerin aslında – çoğu bugün kriz içinde olan- zamanında düşük faizlerin bir bakıma sonucu olarak yükselen ve normalin üstünde enflasyon oranlarına sahip olan Avrupa ülkeleri ile yapılan yüz yüze ticari ilişkiler sayesinde elde edilen sermaye fazlaları yoluyla sağlandığıdır. Avrupa’nın kriz içinde olan ülkeleri, eğer Almanya’nın o dönem sahip olduğu avantajlı şartlara sahip olsalardı, yani, bugün kriz içinde olmayan Avrupa’nın geri kalanı- özellikle Almanya- büyük bir enflasyon patlaması yaşıyor olsaydı, bugün belki Almanya’nın gösterdiğine benzer bir başarı gösterebilirlerdi. Bu yüzden, Almanya tecrübesi Almanların sandığı gibi sadece Güney Avrupa’yı ilgilendiren tek taraflı bir kemer sıkma argümanı değildir; başka herhangi bir yer için de çok daha fazla genişlemeci politikaların bir argümanıdır ve özelde de Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla ilgili saplantıları bir kenara bırakıp büyümeye odaklanmasının argümanıdır.

Çeviren: Kamuran Yavuz

(NYT, Those Revolting Europeans, Paul Krugman, 6 Mayıs 2012)


Kolay ve Kullanışsız Ekonomi Bilimi

Onların sorunumuzu derin ve yapısal olarak görmelerindeki sebep, bana göre, harekete geçmemenin, işsizlikteki bu kötü durumu düzeltmek adına hiçbir şey yapmamanın bir bahanesi. Şu anki işsizlik ile ilgili olarak hiçbir şey yapmamak acımasız ve randımansız olmanın yanında kötü de bir uzun dönem politikasıdır. Yüksek işsizlik oranının çürütücü etkisi ekonominin üzerine yıllardır bir gölge gibi çökmektedir. Her zaman kendini beğenmiş politikacılar ya da alimler, bütçe açıklarının gelecek nesillere nasıl bir sorumluluk yükleyeceği konusunda konuşup dururlar. Gelecekteki borç yükünün, şu anki Amerikan gençliğinin karşılaştığı en büyük problem olmadığını hatırlayalım; bu arada harcamalarda kısmaya gitmenin o sorumluluğa bir faydası olmaz, aksine zararı olur. Bu iş olanaklarını daralttığı gibi, yeni mezunların iş hayatına başlamasını da engeller. Yapısal işsizlikle ilgili tüm bu konuşma gerçek sorunlarla yüzleşmemek ondan kaçınmak içindir ve kolay, kullanışsız bir yolu tedavüle sokmak içindir. Ve şu an onu durdurma zamanıdır.

Çeviren: Doğanay Pehlivan

(NYT, Paul Krugman, Easy Useless Economics, 10 Mayıs 2012)

Şu İğrenç Avrupalılar

Alman kanaat önderlerine euro krizleri hakkında fikirlerini sorduğunuzda, yıllar önce kendi ekonomilerinin de benzer sürüncemelerden geçtiğini ve başarılı bir kriz yönetimiyle bu sürecin atlatıldığını söylemekten hoşnut olacaklardır. Kabul etmekten hoşnut olmayacakları şey ise, bu ekonomik iyileşmelerin aslında – çoğu bugün kriz içinde olan- zamanında düşük faizlerin bir bakıma sonucu olarak yükselen ve normalin üstünde enflasyon oranlarına sahip olan Avrupa ülkeleri ile yapılan yüz yüze ticari ilişkiler sayesinde elde edilen sermaye fazlaları yoluyla sağlandığıdır. Avrupa’nın kriz içinde olan ülkeleri, eğer Almanya’nın o dönem sahip olduğu avantajlı şartlara sahip olsalardı, yani, bugün kriz içinde olmayan Avrupa’nın geri kalanı- özellikle Almanya- büyük bir enflasyon patlaması yaşıyor olsaydı, bugün belki Almanya’nın gösterdiğine benzer bir başarı gösterebilirlerdi. Bu yüzden, Almanya tecrübesi Almanların sandığı gibi sadece Güney Avrupa’yı ilgilendiren tek taraflı bir kemer sıkma argümanı değildir; başka herhangi bir yer için de çok daha fazla genişlemeci politikaların bir argümanıdır ve özelde de Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla ilgili saplantıları bir kenara bırakıp büyümeye odaklanmasının argümanıdır.

Çeviren: Kamuran Yavuz

(NYT, Those Revolting Europeans, Paul Krugman, 6 Mayıs 2012)


Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı