Ekopolitik

14 Mart 2012

Stratfor Türkiye Gündemi VIII

Star: Mustafa Akyol: Yeni Paranoya Malzememiz: Stratfor

Kimi zaman fısıltı, kimi zaman imayla yayılıyor bu teoriler. Bir tarafta “İsrail parmağı” diğer tarafta “İran parmağı” görmeler, filan… Son günlerde bu ikilemde tuttuğu yere anlam atfedilen Taraf gazetesi de girdi sahneye. Önce belirteyim ki, Taraf’ı da, Türk politik adetlerine uygun bir biçimde, bir “dış kaynaklı operasyon” sayanlar var. Ben bunları ciddiye almıyor, bir grup cesur idealistin çıkardığı radikal demokrat bir yayın olarak görüyorum bu gazeteyi. Ama Taraf hakkındaki komplo teorileri kadar Taraf’ın komplo teorileri de yanıltıcı olabiliyor. (‘Telefonla helikopter düşüren NTV’ teorisini hatırlayın.) Taraf’ın, Başbakan’ın başdanışmanı İbrahim Kalın’a, Amerikan Stratfor şirketiyle teması var diye yüklenmesi, bu komplo teorilerinin yeni bir örneği. Ahmet Altan, Stratfor’un “masum bir dedikodu şirketi” olmadığını anlatarak savunmuş bu yüklenmeyi. Oysa, evet, Stratfor “masum bir dedikodu şirketi” değil; siyasi analiz ve öngörüler üretip isteyene satan bir şirket. Görevleri arasında “kamu diplomasisi” de bulunan İbrahim Kalın’ın ise Stratfor’u da, Türkiye’yi izleyen başka her kuruluşu da, bilgilendirmesinden, yönlendirmesinden daha doğal bir şey yok.


Taraf: Emre Uslu: Stratfor, İbrahim Kalın ve AKP Medyası


Bu Stratfor denen kuruluş önemli mi, gölge CIA mi bir karar verin. Eğer gölge CIA diyorsanız, Başbakan’ın yakınlarına “bu ne iş” diyen Taraf’ın arkasında olmanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensinin şirketiyle oturup kalkan Davutoğlu’na “bu ne yaman çelişki” diye sormanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensi diye tefe koyduğunuz bu adamlarla kucak kucağa, koyun koyuna girmiş gazetelerinize “bu neyin anlaşması” demeniz gerekmiyor mu? Aynı minval üzerinde çok desteklediğiniz MİT’e dönüp “sevgili MİT, adamlarını Taraf yazarlarının peşine takacağına gölge CIA’in peşine takıp bunların faaliyetlerine neden engel olmadın. Neden devlet yetkililerini uyarıp bu gölge CIA teşkilatını devletten uzak tutmadın. Karşı casusluk faaliyeti kapsamında görevini yapmayıp adamları Başbakan’ın ofisine kadar soktun” diye sormanız gerekmiyor mu? Nedir bu suskun haliniz. Madem artık yazarlarınız ve manşetlerinizde Stratfor’u gölge CIA diye tanımlamaya başladınız bu soruların hepsi haklı soru değil mi?

Zaman: Bahçeli’den Başbakan’a Stratfor Desteği: Bir İnsana Kulaktan Dolma Şayialarla Ömür Biçmek Ahlaksızlıktır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ABD menşeli özel düşünce kuruluşu Stratfor’un Başbakan’ın sağlığıyla ilgili istihbarat raporlarına sert tepki gösterdi. Bahçeli, “Bir insanın sağlığı üzerinden soru işareti oluşturmak, belirsizliği körüklemek ve insan ömrüne kulaktan dolma şayialarla vade biçmek, en hafif tabiriyle ahlaksızlık ve utanmazlıktır.” dedi. Başbakan’ın sağlığına yönelik dedikoduların manşetten verilmesini eleştiren Bahçeli, “Başbakan’a yönelmiş bu izansız iddianın öncelikle insan olmasından kaynaklanan haklarına açık bir tecavüz ve saldırı anlamına geldiği kanaatini taşıyoruz. Bu iftiracı yayıncılığın, uydurma ve zan altına alan haberciliğin şımarıklıktan ve küstahlıktan beslendiği bir gerçektir.” şeklinde konuştu.

Taraf: İsrail-Türkiye Çatışması, PKK’nın Lehine

Stratfor, 31 Mayıs 2010’daki Mavi Marmara baskını ile İskenderun’daki Deniz İkmal Komutanlığı’na düzenlenen ve altı askerin yaşamını yitirdiği saldırının ardından, PKK ile İsrail’in işbirliği içinde olduğu söylentilerini kaynağından araştırmış. Kuruluşun Erbil’deki uzmanı Yerevan Saeed, 5 Haziran 2010 tarihli yazışmada, “PKK’nın yakın ortağı ve danışmanı” ile görüşmesinden notları şöyle aktarıyor: “Bana İsrail’in, Türkiye’nin yürüttüğü halkla ilişkiler kampanyasını hafifletmek umuduyla Kürt konusunu uluslararası kamuoyunun gözü önüne getirmek için […] elinden gelen her şeyi yaptığını söyledi. İsrail’in şu dönemde Türkiye’ye baskı uygulamak için tek seçeneğinin Kürtler olduğunu belirtiyor.”

Taraf: Açılımdan Kapatırım

Türkiye’deki yargı bünyesindeki gelişmeleri çok yakından takip eden Stratfor analistleri, özellikle Şubat 2010’daki Balyoz soruşturması kapsamındaki tutuklamaların AKP’nin yargıya hâkim olduğu anlamına gelip gelmediği konusunda bir tartışma yapmış. Stratfor direktörü George Friedman 22 Şubat 2010 tarihli bir yazışmada son tutuklamaları [aynı gün eski generallerden Çetin Doğan ve Özden Örnek’in de aralarında bulunduğu 40’a yakın isim tutuklanmıştı] “Hükümet ne yaptığını biliyor ve dilediği zaman tutuklamalar yapıyor. Burada neden laik güçlerin zayıflığı ve İslamcıların kuvveti sonucuna varmıyoruz. Bu tek taraflı bir mücadele gibi görünüyor” yorumunda bulunuyor. Ancak Ortadoğu uzmanı Kamran Bokhari, Friedman’a karşı çıkarak peşin kanaatlerden sakınılması gerektiğini şöyle açıklıyor: “TSK’nın hâlâ elinde kartlar var ve onları kullanıyor. Geçen hafta yargı yoluyla AKP’yi kapatmak amacıyla, Kürt ayrılıkçılığını desteklediği iddia edilerek AKP’ye karşı yeni bir dava açmaya çalıştıkları konusunda kısa bir tartışmamız olmuştu.”

 

Taraf: Ergenekon Kavgası


Stratfor’un Türkiye uzmanı ikilisi Reva Bhalla ile Emre Doğru, Gülen cemaati ile ilgili birinci elden bilgiler almak için 2010’un başında “Eski Gülenci Hürriyet köşe yazarı” olarak adlandırdıkları kişiyle görüşüyor. Bhalla, köşe yazarını şöyle anlatıyor: “Hareketin içinde yoğun bir şekilde bulunduktan sonra aslında Gülen’den kaçan bir adam. Şimdi özgürlüğün tadını çıkarıyor, fakat içeride işlerin nasıl yürüdüğü konusunda da tonlarca bilgisi var. Doğal olarak bu da onu epey paranoyak yapıyor” diye tanımlamış. İlk kez tanıştıklarını ve sohbet sırasında aralarına Hürriyet’in finans servisinden bir gazetecinin de katıldığını belirten Doğru, 18 Ocak 2010 tarihli yazışmasında görüşme ile ilgili şunları aktarmış: “Cemaat bünyesinde hiyerarşinin çok katı olduğunu söylüyor. Hücre örgütlenmesi şeklinde çalışıyorlarmış. Ben beş kişiden sorumluyum. Bir başkası da, benim seviyemde beş kişiden sorumlu, vs. Üst düzey Gülenciler de hepsinin ‘vesayeti altındakilerin’ maddi durumu ve sağlığıyla ilgili bilgi alıyor. Onlara kafa tutabilecek buna benzer bir teşkilat yok.

Taraf: Ergenekon Gülencilerin Elinde

Bhalla yazışmasında söz konusu köşe yazarının, Ergenekon davası ile ilgi şu sözlerini de aktarıyor: “Ergenekon davasını Gülenciler yürütüyor. AKP ve Gülen’in uyumlu ilişkisinden bahsettik. […] Erdoğan’ın geri adım atmak istediği dönemler çok olmuş fakat giderek daha etkili hale gelen Gülenciler onu bazı durumlarda kenara itmiş; geçenlerde bir AKP yetkilisine yönelik cinayet planlama iddiasıyla suçlanan askerler vakasında gördüğümüz gibi [muhtemelen Bülent Arınç’a yönelik suikast planından söz ediliyor] Türkiye’deki izlenim [Dönemin Genelkurmay Başkanı] Başbuğ’un hiç cesareti olmadığı yönünde.

Ahmet Şık ve Nedim Şener’e Tahliye II


Milliyet: Fikret Bila: Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın gecikmiş özgürlüğü

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları gibi serbest bırakılmaları da bu davalar açısından bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Mahkemenin serbest bırakma kararının gerekçesinde “suç vasfının değişmesi olasılığı”ndan söz etmesi çok büyük önem taşıyor. Biri yazıp henüz bastıramadığı, diğeri hiç yazmadığı kitaplar nedeniyle tutuklanan iki meslektaşımızın karşılaştığı suçlama, Ergenekon örgütüne yardım ve yataklık etmek ve bu bağlantıyla terör örgütü üyesi gibi muamele görmeleriydi. Mahkeme, şimdi suç vasfının değişmesi olasılığından söz ettiğine göre Nedim ve Ahmet’in en küçük bir ödün vermeden yaptıkları savunmanın doğruluğunun görülmesi açısından bir karine sayılabilir.

Milat: Adnan Karakaş: Tutukluluğa, tahliyelere ve özgürlüğe dair!

Soruşturmanın başında mahallede şöyle bir psikoloji egemendi: “Bu adamların ‘şebeke’nin içinde bir yeri var. Elde yeterince belge, delil olmadan gözaltına alınmazlardı, tutuklanamazlardı.” Ahmet şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınmalarında ve tutuklanmalarında çoğunluk böyle bir psikolojiye sahipti. Fakat gördük ki, öyle olmayabiliyormuş. Bu ülkede bir şekilde muhalif olmuş herkesin bildiği, sezdiği bir gerçek var: İnsanlar hiç yoktan içeri tıkılabilir! İçerde vicdan yaralayan tutukluların olduğu gün gibi ortada. KCK’dan tutuklu Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu, Pozantı utancını ortaya çıkardıktan kısa bir süre sonra tutuklanan Özlem Ağuş, şiddete bulaşmamış ve kamuoyunun ismini bilmediği çok sayıda gazetecinin mağduriyetleri bir an önce giderilmeli, özgürlüklerine kavuşmaları sağlanmalıdır.

İstihbarat Dünyası

Cumhuriyet: MİT Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Ortak Bir Basın Açıklaması Yaptı

Her iki kurumun ‘ortak basın açıklaması’ olduğuna vurgu yapılan açıklamada Habertürk Gazetesi’nde yer alan “MİT’le Polisin Savaşı Böyle Başladı” başlıklı habere yanıt verildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “MİT Müsteşarı Dr. Sayın Hakan Fidan ile Emniyet Genel Müdürü Vali Sayın Mehmet Kılıçlar arasında istihbarat kavgası yaşandığına ilişkin iddialar gerçek dışıdır. Özellikle terörle mücadelede önemli görevleri birlikte yürüten bu iki kurumla ilgili verilen haberlerde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ilkesine ve kurumların yıpratılmamasına özen gösterilmelidir. İki kurum arasında ileri düzeydeki işbirliğinin vazgeçilmez unsuru olan kurumlararası bilgi paylaşımının, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla devam edeceği bilinmelidir.”

 

Habertürk: Başbakan ve CIA Başkanı Görüştü


ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, CIA Başkanı David Petraeus‘un Türkiye ziyareti ile ilgili açıklama yaptı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü T.J. Grubisha, CIA Başkanı Petraeus’un ziyareti ile ilgili yaptığı açıklamada, ”Merkezi Haberalma Teşkilatı Başkanı David Petraeus, pazartesi ve salı günü Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yaptığı görüşmelerle Türkiye ziyaretini tamamladı. Görüşmelerde iki ülkenin ortak ilgi alanları olanbölgesel konular, PKK ile mücadele ve iki ülke arasındaki istihbarat teşkilatlarının ilişkileri ele alındı. Gelecek aylarda bölgesel ve iki ülkeyi de ilgilendiren konularda daha yakın işbirliği öngördüler” ifadelerini kullandı.

 

Stratfor Türkiye Gündemi VIII

Star: Mustafa Akyol: Yeni Paranoya Malzememiz: Stratfor

Kimi zaman fısıltı, kimi zaman imayla yayılıyor bu teoriler. Bir tarafta “İsrail parmağı” diğer tarafta “İran parmağı” görmeler, filan… Son günlerde bu ikilemde tuttuğu yere anlam atfedilen Taraf gazetesi de girdi sahneye. Önce belirteyim ki, Taraf’ı da, Türk politik adetlerine uygun bir biçimde, bir “dış kaynaklı operasyon” sayanlar var. Ben bunları ciddiye almıyor, bir grup cesur idealistin çıkardığı radikal demokrat bir yayın olarak görüyorum bu gazeteyi. Ama Taraf hakkındaki komplo teorileri kadar Taraf’ın komplo teorileri de yanıltıcı olabiliyor. (‘Telefonla helikopter düşüren NTV’ teorisini hatırlayın.) Taraf’ın, Başbakan’ın başdanışmanı İbrahim Kalın’a, Amerikan Stratfor şirketiyle teması var diye yüklenmesi, bu komplo teorilerinin yeni bir örneği. Ahmet Altan, Stratfor’un “masum bir dedikodu şirketi” olmadığını anlatarak savunmuş bu yüklenmeyi. Oysa, evet, Stratfor “masum bir dedikodu şirketi” değil; siyasi analiz ve öngörüler üretip isteyene satan bir şirket. Görevleri arasında “kamu diplomasisi” de bulunan İbrahim Kalın’ın ise Stratfor’u da, Türkiye’yi izleyen başka her kuruluşu da, bilgilendirmesinden, yönlendirmesinden daha doğal bir şey yok.


Taraf: Emre Uslu: Stratfor, İbrahim Kalın ve AKP Medyası


Bu Stratfor denen kuruluş önemli mi, gölge CIA mi bir karar verin. Eğer gölge CIA diyorsanız, Başbakan’ın yakınlarına “bu ne iş” diyen Taraf’ın arkasında olmanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensinin şirketiyle oturup kalkan Davutoğlu’na “bu ne yaman çelişki” diye sormanız gerekmiyor mu? Karanlıklar prensi diye tefe koyduğunuz bu adamlarla kucak kucağa, koyun koyuna girmiş gazetelerinize “bu neyin anlaşması” demeniz gerekmiyor mu? Aynı minval üzerinde çok desteklediğiniz MİT’e dönüp “sevgili MİT, adamlarını Taraf yazarlarının peşine takacağına gölge CIA’in peşine takıp bunların faaliyetlerine neden engel olmadın. Neden devlet yetkililerini uyarıp bu gölge CIA teşkilatını devletten uzak tutmadın. Karşı casusluk faaliyeti kapsamında görevini yapmayıp adamları Başbakan’ın ofisine kadar soktun” diye sormanız gerekmiyor mu? Nedir bu suskun haliniz. Madem artık yazarlarınız ve manşetlerinizde Stratfor’u gölge CIA diye tanımlamaya başladınız bu soruların hepsi haklı soru değil mi?

Zaman: Bahçeli’den Başbakan’a Stratfor Desteği: Bir İnsana Kulaktan Dolma Şayialarla Ömür Biçmek Ahlaksızlıktır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ABD menşeli özel düşünce kuruluşu Stratfor’un Başbakan’ın sağlığıyla ilgili istihbarat raporlarına sert tepki gösterdi. Bahçeli, “Bir insanın sağlığı üzerinden soru işareti oluşturmak, belirsizliği körüklemek ve insan ömrüne kulaktan dolma şayialarla vade biçmek, en hafif tabiriyle ahlaksızlık ve utanmazlıktır.” dedi. Başbakan’ın sağlığına yönelik dedikoduların manşetten verilmesini eleştiren Bahçeli, “Başbakan’a yönelmiş bu izansız iddianın öncelikle insan olmasından kaynaklanan haklarına açık bir tecavüz ve saldırı anlamına geldiği kanaatini taşıyoruz. Bu iftiracı yayıncılığın, uydurma ve zan altına alan haberciliğin şımarıklıktan ve küstahlıktan beslendiği bir gerçektir.” şeklinde konuştu.

Taraf: İsrail-Türkiye Çatışması, PKK’nın Lehine

Stratfor, 31 Mayıs 2010’daki Mavi Marmara baskını ile İskenderun’daki Deniz İkmal Komutanlığı’na düzenlenen ve altı askerin yaşamını yitirdiği saldırının ardından, PKK ile İsrail’in işbirliği içinde olduğu söylentilerini kaynağından araştırmış. Kuruluşun Erbil’deki uzmanı Yerevan Saeed, 5 Haziran 2010 tarihli yazışmada, “PKK’nın yakın ortağı ve danışmanı” ile görüşmesinden notları şöyle aktarıyor: “Bana İsrail’in, Türkiye’nin yürüttüğü halkla ilişkiler kampanyasını hafifletmek umuduyla Kürt konusunu uluslararası kamuoyunun gözü önüne getirmek için […] elinden gelen her şeyi yaptığını söyledi. İsrail’in şu dönemde Türkiye’ye baskı uygulamak için tek seçeneğinin Kürtler olduğunu belirtiyor.”

Taraf: Açılımdan Kapatırım

Türkiye’deki yargı bünyesindeki gelişmeleri çok yakından takip eden Stratfor analistleri, özellikle Şubat 2010’daki Balyoz soruşturması kapsamındaki tutuklamaların AKP’nin yargıya hâkim olduğu anlamına gelip gelmediği konusunda bir tartışma yapmış. Stratfor direktörü George Friedman 22 Şubat 2010 tarihli bir yazışmada son tutuklamaları [aynı gün eski generallerden Çetin Doğan ve Özden Örnek’in de aralarında bulunduğu 40’a yakın isim tutuklanmıştı] “Hükümet ne yaptığını biliyor ve dilediği zaman tutuklamalar yapıyor. Burada neden laik güçlerin zayıflığı ve İslamcıların kuvveti sonucuna varmıyoruz. Bu tek taraflı bir mücadele gibi görünüyor” yorumunda bulunuyor. Ancak Ortadoğu uzmanı Kamran Bokhari, Friedman’a karşı çıkarak peşin kanaatlerden sakınılması gerektiğini şöyle açıklıyor: “TSK’nın hâlâ elinde kartlar var ve onları kullanıyor. Geçen hafta yargı yoluyla AKP’yi kapatmak amacıyla, Kürt ayrılıkçılığını desteklediği iddia edilerek AKP’ye karşı yeni bir dava açmaya çalıştıkları konusunda kısa bir tartışmamız olmuştu.”

 

Taraf: Ergenekon Kavgası


Stratfor’un Türkiye uzmanı ikilisi Reva Bhalla ile Emre Doğru, Gülen cemaati ile ilgili birinci elden bilgiler almak için 2010’un başında “Eski Gülenci Hürriyet köşe yazarı” olarak adlandırdıkları kişiyle görüşüyor. Bhalla, köşe yazarını şöyle anlatıyor: “Hareketin içinde yoğun bir şekilde bulunduktan sonra aslında Gülen’den kaçan bir adam. Şimdi özgürlüğün tadını çıkarıyor, fakat içeride işlerin nasıl yürüdüğü konusunda da tonlarca bilgisi var. Doğal olarak bu da onu epey paranoyak yapıyor” diye tanımlamış. İlk kez tanıştıklarını ve sohbet sırasında aralarına Hürriyet’in finans servisinden bir gazetecinin de katıldığını belirten Doğru, 18 Ocak 2010 tarihli yazışmasında görüşme ile ilgili şunları aktarmış: “Cemaat bünyesinde hiyerarşinin çok katı olduğunu söylüyor. Hücre örgütlenmesi şeklinde çalışıyorlarmış. Ben beş kişiden sorumluyum. Bir başkası da, benim seviyemde beş kişiden sorumlu, vs. Üst düzey Gülenciler de hepsinin ‘vesayeti altındakilerin’ maddi durumu ve sağlığıyla ilgili bilgi alıyor. Onlara kafa tutabilecek buna benzer bir teşkilat yok.

Taraf: Ergenekon Gülencilerin Elinde

Bhalla yazışmasında söz konusu köşe yazarının, Ergenekon davası ile ilgi şu sözlerini de aktarıyor: “Ergenekon davasını Gülenciler yürütüyor. AKP ve Gülen’in uyumlu ilişkisinden bahsettik. […] Erdoğan’ın geri adım atmak istediği dönemler çok olmuş fakat giderek daha etkili hale gelen Gülenciler onu bazı durumlarda kenara itmiş; geçenlerde bir AKP yetkilisine yönelik cinayet planlama iddiasıyla suçlanan askerler vakasında gördüğümüz gibi [muhtemelen Bülent Arınç’a yönelik suikast planından söz ediliyor] Türkiye’deki izlenim [Dönemin Genelkurmay Başkanı] Başbuğ’un hiç cesareti olmadığı yönünde.

Ahmet Şık ve Nedim Şener’e Tahliye II


Milliyet: Fikret Bila: Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın gecikmiş özgürlüğü

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmaları gibi serbest bırakılmaları da bu davalar açısından bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Mahkemenin serbest bırakma kararının gerekçesinde “suç vasfının değişmesi olasılığı”ndan söz etmesi çok büyük önem taşıyor. Biri yazıp henüz bastıramadığı, diğeri hiç yazmadığı kitaplar nedeniyle tutuklanan iki meslektaşımızın karşılaştığı suçlama, Ergenekon örgütüne yardım ve yataklık etmek ve bu bağlantıyla terör örgütü üyesi gibi muamele görmeleriydi. Mahkeme, şimdi suç vasfının değişmesi olasılığından söz ettiğine göre Nedim ve Ahmet’in en küçük bir ödün vermeden yaptıkları savunmanın doğruluğunun görülmesi açısından bir karine sayılabilir.

Milat: Adnan Karakaş: Tutukluluğa, tahliyelere ve özgürlüğe dair!

Soruşturmanın başında mahallede şöyle bir psikoloji egemendi: “Bu adamların ‘şebeke’nin içinde bir yeri var. Elde yeterince belge, delil olmadan gözaltına alınmazlardı, tutuklanamazlardı.” Ahmet şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınmalarında ve tutuklanmalarında çoğunluk böyle bir psikolojiye sahipti. Fakat gördük ki, öyle olmayabiliyormuş. Bu ülkede bir şekilde muhalif olmuş herkesin bildiği, sezdiği bir gerçek var: İnsanlar hiç yoktan içeri tıkılabilir! İçerde vicdan yaralayan tutukluların olduğu gün gibi ortada. KCK’dan tutuklu Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu, Pozantı utancını ortaya çıkardıktan kısa bir süre sonra tutuklanan Özlem Ağuş, şiddete bulaşmamış ve kamuoyunun ismini bilmediği çok sayıda gazetecinin mağduriyetleri bir an önce giderilmeli, özgürlüklerine kavuşmaları sağlanmalıdır.

İstihbarat Dünyası

Cumhuriyet: MİT Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Ortak Bir Basın Açıklaması Yaptı

Her iki kurumun ‘ortak basın açıklaması’ olduğuna vurgu yapılan açıklamada Habertürk Gazetesi’nde yer alan “MİT’le Polisin Savaşı Böyle Başladı” başlıklı habere yanıt verildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “MİT Müsteşarı Dr. Sayın Hakan Fidan ile Emniyet Genel Müdürü Vali Sayın Mehmet Kılıçlar arasında istihbarat kavgası yaşandığına ilişkin iddialar gerçek dışıdır. Özellikle terörle mücadelede önemli görevleri birlikte yürüten bu iki kurumla ilgili verilen haberlerde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ilkesine ve kurumların yıpratılmamasına özen gösterilmelidir. İki kurum arasında ileri düzeydeki işbirliğinin vazgeçilmez unsuru olan kurumlararası bilgi paylaşımının, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılıkla devam edeceği bilinmelidir.”

 

Habertürk: Başbakan ve CIA Başkanı Görüştü


ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, CIA Başkanı David Petraeus‘un Türkiye ziyareti ile ilgili açıklama yaptı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü T.J. Grubisha, CIA Başkanı Petraeus’un ziyareti ile ilgili yaptığı açıklamada, ”Merkezi Haberalma Teşkilatı Başkanı David Petraeus, pazartesi ve salı günü Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yaptığı görüşmelerle Türkiye ziyaretini tamamladı. Görüşmelerde iki ülkenin ortak ilgi alanları olanbölgesel konular, PKK ile mücadele ve iki ülke arasındaki istihbarat teşkilatlarının ilişkileri ele alındı. Gelecek aylarda bölgesel ve iki ülkeyi de ilgilendiren konularda daha yakın işbirliği öngördüler” ifadelerini kullandı.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı