Ekopolitik

11 Ağustos 2012: Uçağımıza Ne Oldu?

Uçağımıza ne oldu?

Taraf: Ahmet Altan : Basit sorular

Genelkurmay hükümeti kandırmamış. Duyduk, pek sevindik. Lakin bir soru takıldı aklımıza. Öyleyse bizim hükümeti kim kandırdı? Kimse kandırmadı da onlar kendi kendilerine mi ortaya atılıp, “Suriye uçağımızı uluslararası sularda vurdu” diye bağırdılar. “Askerî vesayetin” bittiği şu dönemde bu açıklamayı sivillerden bekliyoruz doğrusu, “hayır, bizi Genelkurmay kandırmadı, biz Suriye’nin uçağımızı uluslararası sularda vurduğunu kendi kendimize uydurduk” derlerse demokrasiye pek büyük bir hizmette bulunurlar.

Uçağımıza ne oldu?

Taraf: Ahmet Altan : Basit sorular

Genelkurmay hükümeti kandırmamış. Duyduk, pek sevindik. Lakin bir soru takıldı aklımıza. Öyleyse bizim hükümeti kim kandırdı? Kimse kandırmadı da onlar kendi kendilerine mi ortaya atılıp, “Suriye uçağımızı uluslararası sularda vurdu” diye bağırdılar. “Askerî vesayetin” bittiği şu dönemde bu açıklamayı sivillerden bekliyoruz doğrusu, “hayır, bizi Genelkurmay kandırmadı, biz Suriye’nin uçağımızı uluslararası sularda vurduğunu kendi kendimize uydurduk” derlerse demokrasiye pek büyük bir hizmette bulunurlar.

Cumhuriyet: Cüneyt Arcayürek: Muamma (4)

“Muamma” bir iken ikiye çıktı, katlandı. F-4 jetimizi Suriye’nin hangi silahla vurduğunu keşfetmeye çalışıyorduk. Şimdi de jetimiz Suriye hava sahasında mı vuruldu yoksa uluslararası sularda mı düşürüldü, sorusuna yanıt aranıyor. Başbakan biraz sabırlı olun diyordu “milletine”: Denizin dibinden düşürülen jetin parçaları çıkarılıyor. Parçalar incelenecek ve muamma çözülecek! Muamma çözüldü mü? Önce jetimizin nasıl düşürüldüğüne bakalım: 20 kritik parça çıkarıldı. Haberlere göre parçalar Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda incelendi.

Milliyet: Fikret Bila: Amerika’dan görüntü gelmedi

F-4 uçağımızla ilgili spekülasyonların ardı arkası kesilmiyor. Uçağımızın nasıl düşürüldüğü henüz resmi makamlarca açıklanmış değil. Bunun nedeni, çıkarılan uçak parçaları üzerindeki teknik incelemelerin devam ediyor olması. Bu incelemeler bittiğinde varılan sonuçların Genelkurmay Başkanlığı’nca kamuoyuyla paylaşılacağı daha önce duyurulmuştu. Buna karşın, iç ve dış basında değişik kaynaklara atıf yapılarak uçağımızın nasıl düştüğüne ilişkin haber ve yorumlar yer almaya devam ediyor.

Milliyet: Semih İdiz: AKP’nin dış politika hesapları çöküyor

Türkiye için tehlikeli boyutlar kazanan Suriye krizi, Erdoğan hükümetinin geleneksel kalıpları yıkarak uyguladığı ideolojik temennilere dayanan dış politikasının limitlerini ortaya koymaya başladı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, “Türkiye’nin onayı olmadan bölgede yaprak kımıldayamayacağına” dair iddiası da haliyle boş çıktı. Tahran ile yaşanan gerginlik, Türkiye’nin bölgede ciddi rakipleri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. AKP tarafından, Batı’ya âdeta meydan okurcasına, “İslami dayanışma ruhu” üzerine oturtulmaya çalışılan dış politikamız, Müslüman ülkeler arasında bile stratejik çıkar çatışması olduğu gerçeği karşısında sıkıntıya girdi.

Star: Aziz Üstel: Osmanlı kendine saldıran Suriye Valisi’ne ne yapmıştı

Memluk Sultanlığını Devlet-i Aliye topraklarına katan Yavuz Sultan Selim, günümüz Suriye’sine de Osmanlı sancağını dikmişti. Yıl 1517’di ve Osmanlı kaynaklarında cennet kokulu Şam (Şam-ı Cennet Meşam) olarak geçen bu kent, eyalet olarak doğrudan merkeze bağlanmıştı. İlk valililiğine de ertesi yılın Şubat ayında Memluk beylerinden Canbirdi Gazali getirilmişti. Gazali her ne kadar Mercidabık’da Osmanlıya yenilip kaçmış, Ridaniye Savaşında, Memluk saflarında yer alıp yenilmişse de Osmanlı’nın sadık dostu Hayır Bey’in aracılığıyla affedilmişti. Osmanlı padişahı, firari Tomanbay’ın peşine saldı ilk iş olarak Gazali’yi. Başarılı oldu; Tomanbay asıldı. Bunun üzerine Gazze, Safed, Kudüs, Kerek ve Nablus sancaklarının beyi olmuş, ardından da Şam Beylerbeyliğine, bir bakıma Suriye Valiliği’ne getirilmişti.

Sabah: Nazlı Ilıcak: Kantarın topuzu

Suriye’yle ipler gergin… İran’la ipler gergin… İsrail’le ipler gergin… Birkaç yıl geriye gidelim…  Türkiye, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapıyor. Yetkililer, bu iki devleti birbirlerine yakınlaştırmak için kâh birini ziyaret ediyor, kâh diğerini. O ülkelerden de bize gelenler var. Meselâ 2008’de İsrail Milli Savunma Bakanı Ehud Barak’ın gelişi, barış yolunda önemli bir adım olarak değerlendirilmişti. Biz Suriye ile İsrail arasında barış köprüsünün kurulmasını beklerken, önce Davos’ta “one minute” olayı gerçekleşti, daha sonra Mavi Marmara. Bırakınız arabuluculuk yapmayı, İsrail’le biz düşman olduk. Barışmak için özür ve tazminattan da öte, Gazze ablukasının kaldırılmasını talep edince, ilişkilerimizin düzelmesi bir sonraki bahara kaldı. 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Kapalı