Yazarlar

Türkiye'nin Koruculuk Sistemi ve "Çözüm Süreci"

SÜREÇ ARAŞTIRMA MERKEZİ olarak Geçici Köy Koruculuğu (GKK) Sistemi ve “Çözüm Süreci” projesini; barış ve huzur ortamının ülkemizde ve bölgemizde tesis edilebilme imkanlarının oluşturulması bakımından tarihi ve kritik bir evre olarak içinde bulunduğumuz “Çözüm Süreci”nde gerçekleştirmenin anlamlı olduğunu düşündük. Çünkü Türkiye’nin en önemli meselesi olarak hep gündemde olan Kürt Meselesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan ve silahlı mücadeleyi yöntem olarak benimsemiş olan PKK’ya/ye karşı mücadele amaçlı devlet tarafından yapılandırılan GKK sisteminin mevcut durumunu anlamanın silahsızlanmanın sağlanması bakımından Çözüm Süreci ile ilgili kritik bazı sorunların tespitine yardımcı olacağını düşündük.

7 Haziran Manzaraları

Türkiye kritik bir seçim sürecini geride bıraktı. Seçim sonuçları ile ilgili pek çok spekülasyon yapılabilir ve halkın verdiği mesajlar masaya yatırılabilir. Bunlar arasında sanırız en dikkat çekeni ve fakat gördüğümüz kadarıyla medyamızda ve siyasi çevrelerde en az tartışmaya da değer görüleni “Yeni Türkiye” ve “Eski Türkiye” münakaşasına halkın 7 Haziran’da nasıl bir cevap verdiği konusudur. Türkiye toplumunun veya halklarının zekası ile ilgili tartışmaların tarihi ülkemizde oldukça geriye gider ve genelde seçimler sonrasında verdiği mesajları müteakip övgüye mazhar olabilir. Çünkü galiba bu zamanların dışında ya Türkiye toplumunun fikrine ihtiyaç duyulmaz ya da toplumun kendisi ülkeyi durumdan vaziyet çıkartmak isteyenlere terk etmeyi tercih eder.

AK Parti-PKK Hattı

Türkiye’deki Gezi Parkı ve 17 Aralık hadiseleri ve Ortadoğu’da yükselen cihatçı psikoloji karşısında demokratik koşulların gitgide zeminini kaybettiği bir ortamın içindeyiz. Bu psikolojik atmosfer içinde AK Parti’nin Nakşibendi köklere sahip II. Abdülhamit’in pan-İslamizmine gıpta eden İslamcılığının IŞİD’ın cihatçı İslamcılığı ile –kendisi gibi Nakşibendi köklere sahip Barzani ile kurduğu ittifak mücadelenin karakteri ile başa çıkmaya müsait değildir- Ortadoğu’da rekabet etmesi mümkün değildir. Türkiye’deki yönetimin IŞİD’ın psikolojik yedeği olmayı kabul etmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla bu vaziyet Türkiye’nin bir bakıma kendisinin iki pasif iç savaşı olan Gezi ve 17 Aralık sonrası er ya da geç ya PKK ya da IŞİD’la aktif bir karşılaşmaya (showdown) iten bir denkleme sürüklemektedir. Böylesi bir istikamette Kobani kritik bir andır.

Rojava Paradoksu ve “Çözüm Süreci”

Rojava, Kobani, devlet ve örgüt akılları, açılımlar ve süreçler üzerine düşünceler…

Türkiye’nin Rojava politikası 2007ler öncesindeki Kuzey Irak politikasının psikolojisini taşıyor gibiydi. Geldiğimiz noktada I. Demokratik Açılım’ın çöküşünü ilan eden 2011 Kara Harekatı’nın siyasal-toplumsal atmosferine üç sene sonra yeniden yaklaşmış olmamız ve bu sefer Kuzey Irak’a değil ama Kuzey Suriye’ye dönük bir harekattan bahsedilmesi ya da tampon bölge tartışmalarının gündemi işgal etmesi belki de bu psikolojinin yansımaları olarak karşımızdadır. İçinde olduğumuz tarihler de gariptir. 2011 Kara Harekatı Ekim ayı içinde yapılmıştı ve şimdi Kobani gerginliklerini ve mezkur tartışmaları yine Ekim ayı içinde yaşıyoruz. Dikkat kesilmemiz için birden fazla neden var.

Milli Görüşün Dört Atlısı

Rahmetli Necmettin Erbakan kendi şahsiyetinde Özal gibi üç önemli özelliği taşıyan liderlerimizden biriydi. Akademik kimlik, bürokratik tecrübe ve ticari zeka. Belki de bu liderlerin Türkiye tarihinde çığır açan karizmatik siyasi liderler olabilmeleri bu hususiyetleri kendi şahsiyetlerinde bir araya getiren imkan ve kabiliyetlere sahip olmalarıydı. Bu iki liderin bir başka önemli özelliği ise muhafazakar oluşlarıydı. Erbakan Türkiye tarihine damgasını vurmuş olan Milli Görüş hareketinin kurucusuydu ve Korkut Özal kardeşi Turgut Özal gibi bu hareketin içinde kendi siyasi kariyerini başlatmış ve geliştirmiş bir politikacıydı. Özal ailesi Erbakan gibi aynı zamanda Nakşibendi kökenlere ve etkilere sahipti.

Gülsünay Uysal: Yatsı Oldu, Mum Sönecek

Yeni medya, sosyal ağlar derken aramızda milyonlarca hayalet dolaşıyor gibi hissetmiyor musunuz siz de? Sosyal ağlar işin içine karıştı mertlik bozuldu diyenlerden misiniz? Yanılıyorsunuz. Yeni medyanın aşındırdığı tüm karakter özellikleri bir şekilde hep bozulmaya mahkumdu çünkü toplum dahası toplumsallaşma kaygısı hep vardı.
Güldük, eğlendik, mutlu olduk. Sabahlarımız gece, gecelerimiz sabah oldu. Zaman algısı yok oldu. Normal düzenle uyuşamadık. Herkes uyurken uyanıktık, uyanıkken herkes uyuduk. Orada kendimize yarattığımız toplumsallık mı gerçekti, içinde yaşadığımız 4 duvarı paylaştıklarımız mı?

Musul Vilayeti Sorunu II: Osmanlı Vilayet Sistemi ve Musul Vilayeti

Musul Vilayeti Meclisi kendi statüsünü belirlemede yüksek ihtimal Osmanlı İmparatorluğu’nun zamanında uyguladığı yönetim modelinden faydalanacaktır. Bu yönetim modeli içinde Osmanlılar Musul Vilayeti’ni üç Sancak aracılığı ile yönetmiştir. Bunlar Arap nüfusun yoğun olduğu Musul Sancağı, Kürt nüfusun yoğun olduğu Süleymaniye Sancağı ve Türkmen nüfusun yoğun olduğu Kerkük Sancağıydı. Aynı şekilde MVM kendi bölgesini bu sancaklar vasıtasıyla yönetebilecektir. Ayrıca bu sancaklara günümüz koşulları düşünülerek daha sonra ihdas edilen Erbil ve Dohuk şehirleri de eklenebilecektir.

Musul Vilayeti Sorunu I: Hatay Meselesi ve Musul Vilayeti Sorunu Paralelliği

Türkiye Musul Vilayeti’ni Lozan sonrası İngiltere-Türkiye görüşmelerini müteakip Cemiyet-i Akvam’ın belirlediği hukuka binaen Ankara Anlaşması ile şartlı olarak İngiliz mandası altındaki Irak yönetimine bırakmıştır. Bu koşulluluk uluslararası hukukta “obligations of international concern” (uluslararası ilgiye mazhar prensipler) olarak bilinmektedir. Bunlar azınlık ve özel mülkiyet haklarıdır. Irak devleti daha önce Ankara Anlaşması’na zemin hazırlayan Cemiyet-i Akvam’ın Musul Vilayeti üzerine hazırladığı raporunda da beyan edilen sözkonusu haklara saygı duyacağının garantisini 1932 Irak Krallığı Deklarasyonu ile vermiştir. Türkiye BM dokümanlarına da “tartışmalı bölge” statüsü ile aktarılmış olan Vilayeti bu koşullar altında üstelik bağımsız bir Irak devletinin namevcut oluşu çerçevesinde mezkur İngiliz manda yönetimine bırakmıştır.

Musul Vilayeti Sorunu II: Osmanlı Vilayet Sistemi ve Musul Vilayeti yazısı için tıklayınız

Üç Belirsizlik

Geçen Ağustos ayını sanırız Türkiye siyasi tarihinde kolay unutulamayacak bir takım hadiseler zincirinin derin ve oldukça güçlü bir şekilde yaşandığı bir ay olarak önümüzdeki yıllarda hep hatırlayacağız. Bu ay Milli Görüş hareketinin kendi içinde yaşadığı derin bir takım hesaplaşma ve uzlaşmaların da sanırız “yeni” bir miladı olarak hatırlanacaktır. Diğer yandan muhafazakar iki başat hareket arasında 17 Aralık’ta topyekun bir çatışmaya dönüşen ve halihazırda da süregelen mücadele bakımından da Ağustos ayı çatışmanın yeni bir evresine girilmesinin işaretlerini vermesi bakımından hatırlanacaktır.

Mehmet Yavuz: Parlamenter Sistem

Hükümet sistemlerini tanımlarken öncelikle bu sistemlerin hangi kriterlere göre tasnif edildiklerinden bahsetmek doğru olacaktır. Hükümet sistemleri “kuvvetler ayrılığı” ve “kuvvetler birliği” teorilerine göre sınıflandırılmışlardır. Kuvvetler birliği sistemleri, yasama ve yürütme kuvvetlerinin aynı elde birleştiği hükümet sistemleridir. Eğer yasama ve yürütme kuvvetleri yürütme organında birleşirse mutlak monarşi veya diktatörlükler meydana gelir. Bu iki kuvvet yasama organında birleşir ise meclis hükümeti sistemi meydana gelir. Türkiye’de 1920-1923 arasında meclis hükümeti sistemi uygulanmıştı ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na göre yasama ve yürütme yetkileri mecliste toplanmıştı.

Sayfalar

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org