Henry Kissinger

Kissinger’ın Rus – Amerikan İlişkileri için Vizyonu

Bugünkü münasebetlerimizin, 10 yıl öncesinde olduğundan çok daha kötü olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. Aslında ilişkiler Soğuk Savaşın bitişinden bu yana en kötü halinde. Karşılıklı güven her iki tarafta da artık yok. İhtilaf, işbirliğine galebe çaldı. Yevgeni Primakov’un son aylarını hadiselerin böylesi bir şekilde rahatsız edici gidişatını durdurmak için yollar aramakla geçirdiğini biliyorum. Biz de onun bu gayretini devam ettirerek onun hatırasını onurlandırabiliriz.

Henry Kissinger: Ortadoğu’yu Çöküşten Kurtaracak Yol Haritası

Görünürde Rusya’nın müdahalesi İran’ın Suriye içerisindeki Şii unsurların takviyesi siyasetine yarıyor. Daha geniş manada ise Rusya’nın maksatları Esad yönetiminin, artık meçhul olan devamını gerektirmiyor. Bu, Sünni Müslüman tehdidini Rusya’nın güney sınır bölgesinden uzak tutmak için klasik bir güç dengesi manevrasıdır. Bu ideolojik değil, jeopolitik bir meydan okumadır ve bu seviyede icabına bakılmalıdır. Saiki ne olursa olsun bölgedeki Rus kuvvetleri ve operasyonlarda onlara iştirak edenler, ABD’nin Ortadoğu siyasetine 40 yıldır görülmemiş bir meydan okuma teşkil ediyor.

İran’la Nükleer Anlaşma ve Sonuçları

İran’ın nükleer programı üzerine anlaşmada ilan edilen çerçeve, yeni ufuklar açan ulusal bir tartışma yaratma potansiyeline sahip. Anlaşmadan yana olanlar İran’a empoze edilebilecek nükleer kısıtlamalardan dolayı bir hayli mutlular. Eleştirenler ise bu kısıtlamaların teyit edilebilirliğini ve bölgenin ve dünyanın istikrarına olan uzun vadeli etkilerini sorguluyorlar. Bu anlaşmanın tarihi ehemmiyeti ve aslında sürdürülebilirliği bu zıt düşüncelerin uzlaştırılmasına bağlıdır.

Hillary Clinton: Henry Kissinger’ın ‘Dünya Düzeni’

Bugün Amerikalılar olarak dünyaya baktığımızda, peş peşe yaşanan krizleri görüyoruz. Rusya’nın Ukrayna’daki saldırgan ihlali, Irak’ta ve Suriye’de aşırıcılık ve keşmekeş, Afrika’da ölümcül bir salgın hastalık, güney ve doğu Çin denizlerinde yükselen bölgesel tansiyon, hala yeterli oranda büyümeyi yakalayamayan veya paylaşılan refahı temin edemeyen küresel bir ekonomi bulunuyor. Ve Amerika’nın nesiller boyu kurmaya ve müdafaa etmeye çalıştığı uluslararası liberal düzenin her köşesinden baskı altında olduğu görülüyor. Yeni kitabı ‘’Dünya Düzeni’’nde Henry Kissinger bu zorluğun tarihi etki alanını açıklıyor. Belirli politikalar üzerinde bazı değişikler göstermesine rağmen onun analizi, çoğunlukla Obama yönetiminin son 6 yıldır, 21. yüzyılda güvenlik ve iş birliği için bir küresel yapı inşa etmeye yönelik çabasının arkasındaki geniş kapsamlı stratejiyle uyum gösteriyor.Soğuk savaş esnasında, Amerika’nın özgürlük, piyasa ekonomisi ve iş birliğine adanmış bir uluslar topluluğu korumaya ve genişletmeye yönelik çift taraflı taahhüdünün neticede başarılı olduğunu bize ve tüm dünyaya kanıtladı. Kissinger’ın bu öngörüye yaptığı özet bugün kulağa münasip geliyor: ‘‘Ortak normlar ve kurallar çerçevesinde, liberal ekonomik sistemi benimsemiş, arazi ilhakını tamamen ortadan kaldırmış, ulusal egemenliğe saygı gösteren ve katılımcı ve demokratik idari sistemi benimsemiş devletlerin amansız bir şekilde genişleyen bir iş birliği düzeni’’

Ortadoğu Vilayetleri mi?

Ortadoğu sahasındaki realiteye bir bakalım: Irak ve Suriye etkili bir şekilde mezhepsel hatlara ayrılmış durumda; Lübnan ve Yemen parçalanmaya yakındır; Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan henüz karışıklığa bulaşmış değil ama gitgide otoriteryen devletler oluyorlar. Şimdiki kaotik dönemde biz iki post-emperyal sistemin aynı anda çöktüğünü görüyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alacak Versailles Anlaşması ile 1919’da çizilen devlet sınırları bölünen halkları daha fazla bir arada tutamaz. Amerikan öncülüğünde bölgeyi zor bir dengede tutan sistem Amerika’nın Irak’a yaptığı başarısız müdahale sonrası yıkılmıştır. Yazar James Barr bölgenin paylaşımını sağlayan 1916 Sykes-Picot anlaşmasını “kumda çizilen hatlar” olarak tanımlıyor; şimdi o hatlar gözümüzün önünde kayboluyor ve bundan en birincil faydalananlar da İslami teröristlerdir. Sünni aşırılar (ve onların Şii mukabilleri olan Hizbullah) Suudi Arabistan ve İran tarafından finanse edilen ve cesaretlendirilen mezhep savaşının kazananlarıdır.

Niall Ferguson: Amerikan Küresel Çekilişi

Başkan’ın stratejisi tam olarak nedir? New Yorker’a verdiği röportajda başkan “eğer Sünni ve Şiiler birbirlerini öldürmeye kastetmezlerse bu bölgedeki vatandaşların hakiki manada menfaatine olacaktır” diyor: “Bu bütün sorunu çözmemesine rağmen eğer biz İran’ın sorumlu bir modellik dahilinde İran’ın hareket etmesini sağlayabilirsek o zaman Sünni, ve hakim olarak Sünni nüfuslara sahip Körfez ülkeleri ve İran arasında bir dengenin geliştirilebileceğini görebiliriz.”

Ukrayna Krizine Çözüm

Ukrayna ile ilgili kamuoyundaki tartışmalar tamamen çatışma üzerine. Fakat biz nereye gittiğimizi biliyor muyuz? Hayatım boyunca büyük coşku ve toplumsal desteğe sahip 4 savaş gördüm. Bunların tamamını nasıl sonlandıracağımızı bilmiyorduk ve üçünden de zaten tek taraflı çekildik. Siyasetin imtihanı nasıl başladığından çok nasıl bitirileceğindedir.

Henry Kissinger: Ariel Sharon’un Evrimi

Arik Sharon kariyerine bir savaşçı olarak başladı ve barış yapıcı olma yolunda iken de aynı kariyer sona erdi. Bu seyahat esnasında bütün İsrail’in savaşlarında muharebe etmekten bir Kudüs hastanesinde sekiz yıl bitkisel hayat koşullarında bulunmaya kadar İsrail’in bütün acılarının ve dilemmalarının sembolü oldu. Ariel Sharon başbakan olarak beklenmedik şekilde kendi güvenlik tanımını genişletti.

Ignatius: Obama’nın Gizli Diplomasisi

Obama’nın diplomasisi Henry Kissinger’in takdir edeceği gizlilikteydi. Obama Mart ayında dikkatlice gizlenmiş toplantıların Pers Körfezi’nde bulunan ve pek kolay anlaşılmayan ve oldukça tedbirli bir ülke olan Umman’da başlamasını yetkilendirmişti. Başkan iki şahsi elçisini -ki her ikisi de düşük profili tercih eden aksaçlı akil adamlardır- dışişleri bakan yardımcısı Bill Burns ve başkan yardımcısı danışmanı Jake Sullivan’ı bu toplantılara göndermişti. Bu bir klasik sihirli aldatmacaydı. Bir yandan gözler P5+1 görüşmeleri şovu ile meşgul edilirken diğer tarafta gerçek iş kotarılıyordu.

27 Nisan ve 'Başkanlık Sistemi'

27 Nisan 2007 Türkiye tarihi için kritik bir dönüm noktası idi; tıpkı tam 98 yıl öncesinde olduğu gibi. 31 Mart Vak’asını müteakip geleceğin Cumhuriyetinin kurucusu olacak Atatürk’ün memleketi olan Selanik’te toplanan ve kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu başkente yürüyüşe geçmiş ve İstanbul’a 23 Nisan’da giriş yapmıştı. 22-23 Nisan gecesi ise Yeşilköy’de toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan’da Ordu’nun girişinin meşruluğunu onaylamıştı. 23 Nisan tarihi ismini de kendisinin verdiği söylenen aynı ordunun kurmay başkanının zihin ve duygu dünyasında galiba fazlasıyla önemli bir yer tutmuş olmalı ki işgal altındaki İstanbul’dan Meclis’in Ankara’ya taşınması ve açılması gene 23 Nisan’a sanki denk getirilmiş gibi. Ve 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

Sayfalar

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org