Ulusal Çöküş Yolunda mıyız ?

San Antonio – Faşizmin Avrupa’da hüküm sürdüğünü asla anlamamıştım, ancak şimdi daha iyi anlıyorum. Büyük Buhran ya da bilgi ekonomisindeki bir dönüşüm gibi büyük tarihi bir dönüşümle başlıyorsun. Bir grup insan mülksüzleştiriliyor. Kimliklerini, kendilerine saygıyı ve umutlarını kaybediyorlar.

Kendi davranışlarının değil kavimlerinin onurlarına güvenmeye başlıyorlar. Daha da fazla hınçlarının içine gömülmüş ve kendilerini kurbanlaştırma bağımlılığına derinden sarılmış hale gelmeye başlıyorlar. Problemlerinin gerçek kaynağı ve bunları nasıl aşacakları konusunda yalanlar söyleyen siyasilere bağlanıyorlar. Gerçekler anlamını yitiriyor. Eğlence, gerçekle yer değiştiriyor.

Gerçekler bir kez ortaya çıktığında, diğer her şey de ortaya çıkar. Özel hayatında tevazuya ve nezakete değer veren insanlar kamusal alanda liderlerini seçerlerken bu özelliklerinde vazgeçiyorlar. Yıpratıcı sinizmle katılaşmış insanlar, ahlaki olarak dengesiz küçük şovmenlere bağlanıyorlar.

Ve belki de bu, katalize edici bir olay. Bu durum içindeki toplumlar kültürel olarak gergin ve sosyal olarak yalıtılmış durumdalar. Bu, kendisine saygısını şiddet yoluyla arayan yalnız ve yabancılaşmış birçok  genç adamın varlığı anlamına geliyor. Bazıları polis rozeti takıyor, bazıları odalarında toplu katliamın hayaliyle oturuyorlar. Harekete geçtiklerinde, sonuçları son derece sarsıcı olabilir.

Normalde, trajediler sonrasında milletler/uluslar el ele verirler, ancak altüstlerle düzeni bozulmuş ve gerçekliğin rayından çıkmış bir toplum diğer yola sapabilir. Gösteriler, kavmin tutkusunun heycanıyla yanıp tutuşabilir. Siz bunu öğrenmeden önce, siyasi yaşam kontrol dışına çıkabilir, ülkeyi tuhaf ve tanımlanamayan bir yere sürükleyebilir.

Bu, Avrupa’da 1930larda gerçekleşti. Bugün Amerika’da bu tür bir çöküşe yakın değiliz, ancak her zaman olduğumuzdan daha yakınız. Dürüst alalım: Bazı uçurumların oluşturduğu çatlak, geçtiğimiz haftanın sonunda bir an için açıldı.

Geçtiğimiz hafta caddelerde kan vardıiki şehirde polis şiddetinin kurbanları ve diğerlerinde maktul polislerAmerikan liderliği krizi vahim olarak niteledi. FBI direktörünün açıklaması gösterdi ki Hillary Clinton, pervasızca da olsa, kariyerini korumak için yalan söylemeye istekli. Donald Trump, eşbette, sürekli ve pişmanlık duymadan yalan söylüyor. Ülkenin bir kabusun yolunda gittiğini görmek çok kolay.

Liderliğin işlevsiz olduğu, siyasi konuşmaların post-olgu dönemine girdiği ve siyasi partilerin ırksal çizgilerle bölündüğü bir yerde Amerika jenerasyonel zorluklara nasıl cevap verecekhemen karşılık verebilecek mi ?

Diğer yandan ...

Asla bir ulusun tek/bütün olarak nasıl yükseldiğini ve tamamiyle kendi etrafında dönebildiğini anlamadım, ancak şimdi anlamaya başladığımı düşünüyorum. 1880lerde ve 1890larda Amerika bugün karşılaştığım kadar derin krizlerle karşılaştı. Ekonomi önemli bir dönüşüm geçirdi ve daha sonra sanayileşme dönemi. Siyasi sistem, bugünkünden daha kötü ve yozlaşmıştı.  

Kültürel olarak da gelişmeler kötüydü. Irkçılık ve göçmen karşıtı duygular felaket seviyesindeydi. Şehirli yoksulluğu tarif edilemezdi.

Ve Amerika karşılık verdi. İlk başlarda ayrı olsa yeni bir liderlik sınıfı ortaya çıktı ve sonunda ulusal bir hareket vücut buldu. 1889’da Jane Addams, şehirli yoksullar için yeni yerleşimler oluşturdu. 1892’de, Francis Bellamy, farklılaşan ülkeye ortak bir bağlılık duygusu vermek için “Bağlılık Yemini”ni yazdı. 1902’de, Owen Wister, kovboy mitolojisini yaratan ve Amerikalı tahayyülünü canlandıran “ Virginyalı” romanını yazdı.   

Yeni tür siyasi liderler ortaya çıktı. Şehir şehir, ilerici reformcular siyaseti kurtardı ve kamu hizmetini profesyonelleştirdi. Theodore Roosevelt, Sarmaşık Birliği’nin seçimli siyaseti yozlaşmış bulduğu dönemde siyasete girdi.Ülkeyi Yeni Milliyetçilik etrafında bir araya getirdi ve kapitalizmin açık, adil ve rekabetçi olmasına olanak veren yasaların geçmesine yardımcı oldu.

Bu, jenerasyonel zorluklarla karşılaşan ve onu aşan bir toplumun açık örneği. İlericiler mükemmel olmaktan uzaktılar, ancak çürümüş liderlik kurumları teslim almışlardı; onları yeniden düzenlediler ve yeni bir ulusal kalkınma (iyilik) çağını müjdelediler.

Peki hangi yolu seçeceğiz ? Dünyanın geleceği bu soruya bağlı.

Bu konuda düşünmenin bir yolu: Amerika, hala yerel ve sosyal seviyede muhteşem kaynaklara sahip. Burada, San Antonio’da, ağırbaşlılık ve saygı göstererek çatışmaların nasıl sönümleneceğini bilen polisler var. Gittiğim her yerde, dogmatik olmayan ve pratik düşünen belediye başkanları var. Bu yerel liderler yukarı tırmanıp(sosyal mobilite), ulusal sistemi kurtarabilecekler mi, yoksa ulusal siyaset daha bozuk hale gelerek, bu sistemi yozlaştıracak mı ?

Yerelin daha güçlü olduğuna iddiaya girerim. Orman zemininde sağlıklı bir gelişme-büyüme, tepeki çürümeden daha önemlidir. Ancak geçtiğimiz hafta güven sarsıcıydı. Ulusal hayatın zemini diye düşündüğümüz yerde bir delik var ve burada şeytanlar var.

Çeviren (Tam Metin) : Cemal Taşpınar

(NYT,David BrooksAre We on the Path to National Ruin?, 12 Temmuz 2016)

Çeviren: 

Cemal Taşpınar

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org