Türkiye'de Demokrasi ve Kolombiya Örneği

               

Türkiye Gündemi

27 Eylül 2016

Yeni Şafak: Salih Tuna: Gözünüzün açılmasının bedeli çok ağır olmadı mı?

Aslında 17-25 Aralık 2013'ün hırsızlık susturuculu bir darbe teşebbüsü olduğunu anlıyorlardı ama domuzluğuna anlamazlıktan geliyorlardı. FETÖ'nün seçilmiş sivil demokratik hükümeti alaşağı etmek için kurduğu bu kumpastan elde ettiği malzemeleri çarşıda pazarda tüketmek için fırsat bu fırsattır deyip koşturdular. İlk başta malum üç-beş şahıs üzerinden yürüdüler, sonra alayı birden bir yerden emir almışçasına Erdoğan'a yürümeye başladı. Zaten daha sonra da 17 Aralık'ın savcısı Celal Kara bunu, “1 Numara Erdoğan'dı” şeklinde itiraf edecek, Cumhuriyet adlı kripto gazete de manşete çekecekti. Dönemin ulusalcısından liberal maskeli çakalına, solcusundan Kemalistine kadar ne kadar Erdoğan ve AK parti düşmanı varsa söz konusu FETÖ darbe teşebbüsüne omuz verdi. O kadar ki “hepiniz oradaydınız” desek başımız ağrımaz. Korkunç bir ittifaktı. Daha evvel FETÖ'nün kumpas kurduğu çevreler 17-25 Aralık 2013'ün ateşli taşıyıcıları haline gelmişti. Hepsi birden (27 Nisan 2007 e muhtırasını destekleyenlerin alayı, liberal maskeli çakallar ve HDP) FETÖ'nün “kullanışlı aptallarına” dönüştüler. Ne dediysek, ne yaptıysak olmadı. Hedefe kilitlenmişlerdi. Akılları sıra Erdoğan ve AK Parti'yi bitireceklerdi. Yazık ki yazık, FETÖ'nün memleketi ele geçirmek için kendilerini kullandığını göremiyorlardı. Şimdi, “15 Temmuz gözümüzü açtı,” diyorlar. Neden daha önce gözlerinizi açmadınız, diyecek halimiz yok. İçlerinde, FETÖ 17-25 Aralık'ta başarılı olsaydı, 15 Temmuz'u gerçekleştirmesine gerek kalmayacaktı, diyenler de var. Bu doğrudur. Lakin, “FETÖ 17-25 Aralık'ta alkışlanmasaydı, Erdoğan'ın FETÖ konusundaki duyarlığına destek verilseydi, 15 Temmuz'u gerçekleştiremezlerdi” demek daha doğrudur. Devamı için...

 

Cumhuriyet: Hikmet Çetinkaya: Laiklik olmadan demokrasi olur mu?..

Yaşadıklarımızı algılayamadığımız oluyor çoğu kez... Umutlarımız, sevdalarımız, yaşama direncimiz. Belki fotoğraf karelerinde, belki de düşler ormanında yaşanan acılar ve hüzünler bizi kendi yalnızlığımızın sarmalına alıyor. Aylan bebeği anımsayabiliriz adını unutsak bile. Aylan bebeğin Bodrum’da deniz kıyısına vurmuş ölü bedeni çoğumuzun gözlerinin önünden gitmiyordur hâlâ. Kimi yaşanmışlıklar, tutkunun, o zaman dilimi içinde yoksulluğun, kimsesizliğin fotoğraf karelerini oluşturur. Aylan bebekten sonra Suriye’de bombalanmış evlerin yıkıntılarından çıkan Ümran bebek... Nice Aylan ve Ümran bebekler var Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da, Pakistan’da. Yaşam ve ölüm... Darbe girişimi ve şehitlerimiz... 12 yaşında bir çocuğu canlı bomba yapan bir zihniyet, kurulan mayınlı tuzaklar, Kilis’e atılan roketatar mermileri, ölümler. 15/16 Temmuz’da Fethullahçı darbeciler, demokrasimizi yok etmek, köprüden atarak boğmak istedi. İnsanlarımızı tankla ezmek, Meclis’i bombalamak. Tankla ezdi, savaş uçaklarıyla Meclis’i bombaladı... Demokrasimizi köprüden denize atıp boğamadı. Aradan iki ayı aşkın bir süre geçmesine karşın hâlâ akıl erdiremiyorum bu denli bir aymazlığa... Asker kılığındaki o hainler nasıl kıydılar onca insanımıza? OHAL girdi yaşamımıza... Demokrasimiz büyük yara aldı, şehitlerimiz oldu, gazilerimiz. Darbeciler demokrasiyi köprüden atmak isteyebilir istemesine de biz, iktidarıyla, muhalefetiyle demokrasimizin aldığı bu yarayı, işleri sadece haber yazmak olan gazetecileri ya da simgesel olarak nöbetçi yönetmenlik yapan Aslı Erdoğan’ı, Necmiye Alpay’ı zindana ataraksaracağız? Yoksa Meclis’te grubu bulunan beş milyon seçmenin oyunu alan HDP’yi dışlayarak mı? Devamı için...

 

Haber Türk: Umur Talu: Darbeyi yenen bir halk neden demokrasiyi hak etmiyor?

Bir “darbe girişimi” oldu. Bana göre “girişim” çok müteşebbis bir kavram olarak yumuşak kalıyor. O yüzden sık sık “darbe saldırısı” dedim. Halka, Meclis’e, Cumhurbaşkanı’nın ikamet ettiği otele, polis merkezine ve başka askerlere “saldıran darbeciler” yüzünden. Misal, 12 Eylül fiili darbeydi; 28 Şubat “darbeci müdahale” ve nedense buharlaştırılan 27 Nisan ise “darbeci tehdit”. Bu ise “fiili darbe” amaçlı “darbe saldırısı” yahut “darbeci saldırı!” Öyle “emir-komuta zincirinde değildi” lafı da lüzumsuz; sanki “darbeci komutanlar” kimseye emretmemiş gibi, sanki istisnasız tüm “alttaki askerler” gönüllü katılmış, hiç emir almamış, iktidarın çıkardığı sert Askeri Disiplin Kanunu varken emirleri sorgulayabilmişler, “görev”in ne olduğunu bilmişler gibi! Bu “darbe saldırısı” yokmuş, onca insanı katletmemiş, bunun için “sivil toplum örgütü” diye geçmişte iktidar ve başkaları tarafından çok övülmüş bir “organizasyon” planları yapmamış, kimi elemanı bugünler için de yetiştirmemiş, “sivil demokrat” denirken örgütlenmenin “silahlı kuvvetler”ine yatırım yapmamış gibi düşünerek yahut düşünmeyerek sadece “demokrasi” tartışamayız... Ama işte bu yüzden de, “darbeden kurtardığımız demokrasi” üzerine düşünmeden de hiçbir şey konuşamayız. Konuşuruz da, kastettiğimiz “demokrasi” değildir veya daha başka ifadeyle, ruhuna, temel ilkelerine, kalbine kastettiğimiz bir demokrasidir o! Devamı için...

 

T24: Aysel Sağır: Diyarbakır’dan Vicente Vallies’le birlikte Kolombiya geçti!

Savaş dehşetinin hayatla ilgili tüm beklentileri anlamsız kıldığı bu günlerde, Vicente Vallies yanımıza gelerek çok önemli şeyler söyledi. Söyledikleri, karşı karşıya gelen tarafların en umutsuz olunduğu anda bile uzlaşabileceği doğrultusundaydı. Üstelik bunun çok somut bir örneği olarak Kolombiya karşımızda duruyordu ve istersek Kolombiya’yı örnek alabilirdik. Çünkü, Kolombiya hükümeti ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında öyle bir barış köprüsü kurulmuştu ki, bu köprünün bir daha yıkılmaması için başta kadınlar olmak üzere; ülkenin sağ ve sol kanadında yer alan tüm unsurları, sivil toplum kuruluşları, dini kurum temsilcileri, sermaye çevresi… tüm güçleriyle seferber olmuştu. Böyle dedi Vallies. Önceki gün, Diyarbakır’da Hein Heinrich Böll Stiftung Derneği ve DİSA (Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü)’nın birlikte gerçekleştirdikleri “Sekteye Uğrayan Barış Süreçlerini Canlandırmak” temalı toplantı gerçekten de Vallies’ın Kolombiya barış sürecini yakından takip etmesinden kaynaklı oldukça önemli tanıklıklar içeriyordu. Kolombiya hükümetiyle FARC arasındaki barış süreci sivil toplum kurumları sekretaryası temsilcisi olan Vallies, bu süreci yapılandırma işlevinin bir parçası olarak 11 yıldır Kolombiya’da yaşıyor. Kolombiya’da süren 55 yıllık savaşta toplam 220 bin insanın öldüğünün altını çizen Vallies, bunun yüzde 80’inin ise siviller olduğunu söylüyor. Artık yeter! Devamı için...

 

 

SÜREÇ ANALİZ

     www.surecanaliz.org              

 

 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org