Türkiye-Nato-ABD ve Soçi ekseninde…

Yeni Şafak: Nedret Ersanel: Soçi’de Amerika’yı kim temsil ediyor?

Türkiye-NATO/ABD arasında sadece son 10 gün içinde yaşananlar, NATO’dan ayrılma tartışmalarını şu ana kadar tırmandığı en yüksek rakıma taşıdı. Aynı dönemde Rusları sinirlendiren gelişmeler de oldu. ABD Savunma Bakanı Mattis 13 Kasım’da, DAEŞ bitmiş olsa da Suriye’deki askeri varlıklarını devam ettireceklerini açıkladı. Bu uluslararası hukuka aykırı, ABD’nin varlığı meşru değil ve Rusya’nın asgari hedefi olan Suriye’de bir meydan okuma anlamına geliyor. Bu yüzden, Vietnam’da gerçekleşen Putin-Trump görüşmesinden çıkanlara ne kadar güvenilebileceğini Kremlin’de kimse tam kestiremiyor. ABD ve İsrail’in, başta S. Arabistan ve BAE olmak üzere İran’ı hedefe oturtması, kıvılcımın buradan çıkacağı beklentisini kuvvetlendiriyor... Amerika’nın, K. Kore ve İran’ı birlikte ve yine “şer ekseni” parantezine alması, Tel Aviv’in Hizbullah’ı yani İran’ı terör örgütü ilan etmesi, yine İsrail’in, “bizim İbranice söylediklerimizi S. Arabistan Arapça” söylüyor açıklaması hep tehlikeli işaretler. Devamı…

Cumhuriyet: Güray Öz: Tehlikeler, Tehditler, Olanaklar

ABD’nin Türkiye ile ilişkileri Irak işgalindeki hayal kırıklığından bu yana istikrarsız. Durum Türkiye’nin desteği ile silahlı muhalif örgütleri kullanarak Esad’ı devirme planının başarısızlığa uğramasından sonra tümüyle değişti. ABD artık “müttefikini ikna etme” gereği duymadan kendi planlarını uyguluyor. Dahası, örneğin Sarraf davası gibi tehdit kokan yollara başvuruyor. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin itirazlarına rağmen bir “Kürt bölgesi”oluşturuyor; -Kürtler açısından bu işbirliğinin olumsuzluğu ayrı bir konudur. Kuşku duysam da yargılayamam- ve nihayet tıpkı Ruslar gibi bölgeye kalıcı bir şekilde yerleşmeyi planlıyor. AKP bu durumu veri kabul ediyor, kendi lehine çevirecek adımlar deniyor. İçeride kendini neredeyse antiemperyalist ilan edecek. “Batı’ya kafa tutanTürkiye” mottosuyla muhalefeti; milliyetçi, sosyal demokrat, ulusalcı kesimleri nötralize etmeyi umuyor. Bu nedenle, içi boş, “Avrasyacılık” gibi tezlere sessiz kalıyor. “NATO’dan çıkarız” komedisi ise daha ağızdan çıkar çıkmaz kâbusa dönüştü. Kimilerinin hayretler içinde anlamaya çalıştığı, “essah mı acaba” umuduna kapıldığı Atatürkçülük manevrası da bütün bunların zorunlu uzantısıdır. Devamı…

Karar: Mensur Akgün:Soçi öncesinde

Suriye sorununun çözümü artık iyice mümkün görünüyor. İran, Rusya ve Türkiye’nin uzlaşmasıyla sağlanan taksitli ateşkes siyasetin konuşulabilmesine, çözüm için masaya oturulabilmesine olanak sağladı. Bir son dakika aksiliği çıkmazsa bugün İran, Rusya ve Türkiye Cumhurbaşkanları Soçi’de buluşarak barışın tesisinin önündeki son engelleri de aşmaya çalışacak. Hafta sonunda Dışişleri Bakanları Antalya toplantısından dışarıya yansıyan hava olumluydu. Her ne kadar yapılan açıklamalar PYD’nin temsil sorununun çözülemediğine işaret etse de, bugün Soçi’de tüm tarafları memnun edecek bir formülün bulunabilme olasılığı çok yüksek. Bakanlar ve diplomatlar böylesi önemli bir toplantı öncesinde alternatifler üstünde mutlaka çalışmış ve konuşmuştur. Umarız siyasi müzakereler bir an önce başlar, BM çerçevesinde Cenevre’de, değilse Astana süreci ya da onun devamı olarak başka bir platformda bu sorun çözüme kavuşur. Suriye’de görece istikrar sağlanır, insanlar evlerine ve işlerine aşama aşama döner. Yaşanan insanlık trajedisi biter. PYD de Türkiye’nin sorunu olmaktan çok Suriye’nin sorunu olur, ABD’nin de bu ülkeden çıkması, PYD’ye olan desteğini kesmesi sağlanır. Devamı…

Birgün: Fatih Yaşlı:Yine bir gün NATO’dan çıkıyoruz…

Çok değil daha 6-7 ay önce, yani Türkiye referanduma giderken, kâh Kardak kayalıklarına gemiler yollanıp Yunanistan’la gerilim yükseltiliyor, kâh Hollanda’ya bakan yollanıp vize krizi çıkartılıyor, sonra bunlar “milli mesele” diye sunuluyor, kâh miting meydanlarında idamı geri getirmekten söz ediliyor, kâh “Bir referandum da Avrupa Birliği için yapar, kendi yolumuza bakarız” diye efeleniliyor, vatan, millet, Sakarya dalgası kabartıldıkça kabartılıyordu. Sonuç? Ne oldu sahiden de o günden bugüne? Ege Denizi’ndeki durum ne mesela, Hollanda ile yaşananlara dair diplomatik ya da hukuki girişimlerin neticesi ne oldu, idamı geri getirmeye yönelik bir hazırlık var mı, Almanya ile gerilim aylardır böylesine yüksekken AB’den çıkma hazırlıkları yapıyor mu mesela iktidar? Elbette ki hayır, bunların hepsi kişisel ikballerini memleketin ikbaliymiş gibi gösterip kişisel iktidar savaşlarını yeni bir istiklal savaşı gibi sunanların, her sandık öncesi başvurdukları taktiklerin ve yaptıkları takiyenin yeni versiyonlarından ibaretti ve sandıkta istenen netice elde edildikten sonra da hızla gündemden indirildi, unutturuldu gitti. Devamı…

Sabah: Melih Altınok:Tamam, onlar çok ‘şey’ ama siz de az ‘şey’ değilsiniz

Bütün ekonomik ve siyasi göstergeler ne yazık ki "yeni bir dünya savaşına" doğru yürüdüğümüzü işaret ediyor. ABD'nin iç borcunun artık karşılıksız dolar basılarak çevrilmesinin (20 trilyoncivarı) imkânsız hale gelmesi... Çin'in dünya piyasalarından altın toplaması ve rezervlerini açıklamaması... Rusya'nın bölgemizdeki NATO egemenliğine yönelik hamleleri... Birleşik Krallık'ın ayrılmasıyla panikleyen AB'nin "birliğini tamamlamak" için apar topar soyunduğu katı tedbirler...
Kemik seslerinin yükseldiği, uluslararası enerji piyasalarındaki kavga vs. Elbette sözünü ettiğimiz ilki ve ikincisi gibi bir dünya savaşı değil. Yerküreyidefalarca yok edecek nükleer silahların her ülkeye yayıldığı bir denklemdebu imkânsız gibi. Beklenen, nükleersiz, gelişmekte olan ülkelerin meze yapılacağı düşük yoğunluklu savaşa, İran gibi yeni cephelerin eklenmesi... Elbette küresel muktedirlerin bu pozisyon alışı, Türkiye gibi ülkeler için yoğun ve bel altı saldırılar silsilesinin habercisi. Gören görüyor, hazırlığını yapıyor, tedbirini de alıyor. Devamı…

(Türkiye Gündemi, 22 Kasım 2017)

 

 Twitter: analizsurec

Anahtar Kelimeler: 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org