Trump’ın Çin ile Yakınlaşmasında IŞİD’in Payı

Donald Trump'ın seçilmesinden bu yana Washington-Pekin arasındaki ilişkiler gergin görünüyor. Çin ve Amerika’nın aradaki mesafeyi kapatmaya yönelik diplomatik çabalarına rağmen, ticaret ve Güney Çin denizindeki bölgesel ihtilafları da içeren bir çok konuda anlaşmazlığa düşülüyor.

Bunun yanı sıra Başkan Trump'ın gönlünü, iki gücün birbirine yakınlaşmasına sebep olacak şekilde etkileyen bir mesele var: Aşırı İslamcıların terör tehdidi.

ABD'nin Suriye ve Irak'ta aktif olarak savaştığı bir örgüt olan İslam Devleti, bu hafta Çin'i özellikle tehdit eden ilk propaganda videosunu yayınladı.

Irak'ın batısında faaliyet gösteren aşırılık yanlısı bir grup tarafından çekilen videonun bir bölümünde, bölgedeki IŞİD'e bağlı Uygurlu savaşçılar ön plana çıkarılmıştı. Uygurlular, Çin'in batısında yaşayan ve uzun süredir Pekin yönetimiyle  sıkıntıları olan, Türkçe konuşan etnik bir azınlıktır. Uygurlular eylemciler tarafından Doğu Türkistan olarak anılan Sincan bölgesindeki bağımsızlık hareketine sıkıca bağlıdırlar.

IŞİD'in videosu Irak'ta yaşayan, muhbir olduğu iddia edilen savaşçıların ve onların ailelerinin eğitim ve infazını gösteriyor. Videoda bir savaşçı, grubun bazı üyelerinin daha önceden militan bir Uygur örgütü olan Türkistan İslam Partisi'nin üyeleri olduğunu iddia ediyor ve grubun diğer üyelerinin IŞİD'e iltica ettiğini ileri sürüyor. Bir diğer savaşçı özellikle belirterek Işid'in Çine geleceğine söylüyor ve videodaki yayınlanan kareler Çin'de çekilmiş gibi görünüyor.

Videonun bir yerinde bir Çin bayrağının yakınındaki alevler sönmeden önce Çin Devlet Başkanı Xi Jimping'in görüntüsü de gösteriliyor.

George Washington Üniversitesinde doçentlik yapan ve aynı zamanda yakında çıkacak olan Uygur Militanlığı kitabının yazarı Sean Roberts,  ekseriyetle Arapça ve beraberinde kısıtlı bir Uygurca altyazılı olan videonun, Uygurlulara askeri bir çağrıyı hedeflemiş gibi gözükmediğini söylüyor. Roberts "Bu bana daha çok Çin'e mesaj yollama amacına yönelik olduğunu düşündürdü." dedi.

Çin uzun süredir içeride ve dışarıda bulunan Uygur gruplarının tehdit oluşturmasından yakınıyor ve terör eylemleri hasebiyle dünya çapında yoğun ilgi alan Batı'ya karşı Çin'e yönelik terör eylemelerinin uluslararası gündemde daha az ilgi görmesini bir "çifte standart" olarak sıklıkla dile getiriyor. Özellikle Pekin, uzun süredir Doğu Türkistan İslam Hareketi (DTİH) diye adlandırılan bu grubun, Çin'e yönelik terör faaliyetlerine öncülük ettiğini ve el-Kaide ve diğer uluslararası radikal gruplarla ilişkili olduğunu  iddia ediyor. Yine de çoğu uluslararası güvenlik uzmanları, DTİH'nin bir risk oluşturduğu iddiasını çok fazla dikkate almıyorlar ve sorunun büyük ölçüde yerli olduğunu ileri sürüyorlar.

Çarşamba günü Çin Dışişleri Bakanı, çıkan yeni videonun Uygur militanlığına karşı uluslararası bir işbirliğine teşvik edici olmasını umut ettiklerini söyledi.

Reuters'e göre, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Shuang videoyu görmediğini itiraf ettikten sonra "Biz terörün her türlüsüne karşıyız ve terörizmi bitirmeye yönelik uluslararası işbirliğine hazırlıklı ve tedbirli bir şekilde iştirak ediyoruz. Biz uzun bir süredir Doğu Türkistan güçlerinin, Çin'in güvenliğine karşı ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyoruz ve umuyoruz ki, uluslararası toplumla birlikte el ele vererek Doğu Türkistan'daki ayrılıkçı ve terörist gruplara son verelim." dedi.

ABD'li ve Batılı yetkililer tarafından sıklıkla şüpheyle karşılanan Çin hükümetinin bu değerlendirmeleri, önceki açıklamalarından kesinlikle farklı değil. Roberts ABD'deki 11 Eylül 2001'den sonraki saldırılara dikkat çekerek; Washington, Çin'in DTİH'i bir terörist grup olarak tanıma baskısına rıza gösterdiğini ve Pakistan'da tutuklanan 15 Uygurluyu  Guantanamo kampında tuttutuğunu ifade etti. Bununla birlikte daha sonra bu tutsaklar Amerika'ya karşı ciddi bir tehdit oluşturacak pozisyonda görülmediği için serbest bırakıldılar.

Çin yeni ABD başkanında Uygur militanları hakkındaki kaygıları için daha anlayışlı bir dinleyici bulabilir.

Trump'ın, IŞİD ve diğer aşırı grupların oluşturduğu tehdide yönelik sürekli tekrar ettiği konuşmaları bulunuyor. O ve yakın danışmanları, İslamcı militanlar tarafından oluşan tehdidi; yüzeysel bir şekilde betimleyip, din dışı saikleri göz ardı ediyorlar ve onlar için "radikal İslamcı terör" etiketini kullanıyorlar.

ABD liderliğindeki değişim, Uygurluların uluslararası radikal gruplara katılımlarının arttığı dönemde gerçekleşti. Bir İngiliz düşünce kuruluşu olan Royal United Services Enstitüsünün yöneticisi olan ve aynı zamanda Uygur militanlığı üzerine çalışan  Rafaello Pantucci, "Bu durumun inkar edilemez." olduğunu söylemektedir.

Geçmişte Çin devlet medyasının  300 kadar Çinli Müslüman'ın IŞİD'e katılabileceğine yönelik iddiası şüpheyle karşılanmıştı. Bununla birlikte geçen sene New America düşünce kuruluşunun yayınladığı rapor, IŞİD’e katılım belgesinden Çin'den en az 118 savaşçının onlara katıldığına dair deliller ortaya çıkarmıştı. Bu Pekin'in tahmininin makul olabileceğini gösteriyor.

İslamcı terörizme yönelik söylemleriyle Trump yönetiminin Uygurlularla ilgili nasıl bir tavır göstereceği tam olarak net değil. Roberts, "Başkan Trump  döneminde, Uygurlular potansiyel radikal İslamcı teröristler olarak  mı görülecek?" dedikten sonra: "Yoksa Uygurlulara Çin devletinde zulüm gören bir azınlık olarak bakarak, ABD git gide artan bir rakip tavrıyla mı olayı ele alacak?" diye ekledi.

Başkan'ın terörizme karşı Rusya ile beraber çalışması gibi önceki rakipleriyle de beraber çalışmaya açık olduğunu ifade etmesine rağmen, Trump Uygur savaşçılarıyla ilgili yorumda bulunmadı ve Dışişleri Bakanlığı da bu meseleyle ilgili yorum talebine cevap vermedi.

Pantucci iki ülkenin ortaya koyabileceklerinden çok daha yakın bir işbirliğinin sağlanmasının şüpheli olduğunu belirtti. Bilhassa istihbarat paylaşımında sıkıntılar olabileceğini söyledikten sonra orada bu konuyla ilgili pratik bir görüşmenin sadece duyulan güvenle ilgili olmadığını ve Trump'ın İslam üzerindeki sert söyleminin, ülkedeki Uygurlu olmayan Çinli Müslümanların tepkisine yönelik bir endişe yaratacağından dolayı Pekin için aşırı ileri gidebileceğini ekledi.

Pantucci son yıllarda TİP (Türkistan İslam Partisi)'in, IŞİD'in kötü şöhret kazandığı videolara benzer videoları yaydıklarını ve Uygurluların diğer aşırı gruplarla bağlantılı olabileceğini belirtti. Demokrasileri Savunma Kurumu'nun kıdemli üyesi Thomas Joscelyn'in  ifade ettiğine göre ABD'nin Suriye'de Ocak ayında yaptığı hava saldırısında 20 el-Kaide militanı öldürüldü ve ölenlerin arasında Ebu Ömer el-Türkistani olarak bilinen bir Uygur savaşçısı da bulunmaktadır.

Ancak Trump'ın terörle mücadeledeki oyun kitabını(taktik tahtasını) parçalama arzusu göz önüne alındığında, ABD'nin ve Çin'in eyleminin Uygur militanlığı üzerinde olumlu veya olumsuz bir etkinin olup olmayacağı sorusu sorulmaya değerdir. Roberts, Uygurlu aşırılıkçıların ABD'nin ilgi alanından çok uzak olduğunu, ancak Pekin bu konuda şikayetlerini yönelttiğinde, DTİH'in kendi ayakları üzerinde durabilen bir örgüt olduğuna dair çok az kanıt bulunduğunu belirtiyor. Sincan'daki sert terörle mücadele faaliyetleri, yıllar sonra, uzaklaştırılan Uygurlulardan oluşan bir diasporanın ortaya çıkmasına sebep oldu.

Roberts bir bakıma Çin hükümetinin uzun bir süre karşısına aldığı Uygurlulardan bir tehdit yarattığını ve eğer ABD Uygurlulara bariz bir şekilde tehdit olarak bakmaya başlarsa bu kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşeceğini ifade ediyor.

Çeviren (Tam Metin): M.Salih Demirtaş

(WP, Adam Taylor, How Trump could find common ground with China, thanks to the Islamic State, 2 Mart 2017)

Çeviren: 

M.Salih Demirtaş

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org