Trump Ne Kadar Önemli?

 Narsistik kişiliği, kısa dikkat süresi ve dünya meselelerindeki eksik tecrübesiyle birlikte Donald Trump, dış politikada strateji yerine slogan üretme eğiliminde. Fakat ABD'nin küresel önceliğinin asla başkanının kişiliğine bağlı olmayışı gibi, Amerika'nın jeopolitik rolünü koruyabilme kabiliyeti de Trump'a bağlı olmayabilir.

CAMBRIDGE – Birleşik Devletler, Donald Trump gibi bir başkana asla sahip olmamıştı. Narsis tik kişiliği, kısa dikkat süresi ve dünya meselelerindeki eksik tecrübesiyle birlikte Donald Trump, dış politikada strateji yerine slogan üretme eğiliminde. Richard Nixon gibi bazı başkanlar, benzer kişisel güvensizlikler ve toplumsal önyargılara sahipti, ancak Nixon, dış politikaya dair stratejik bir görüşe sahipti. Diğerleri, örneğin Lyndon Johnson, oldukça egoistti, aynı zamanda da Kongre ve diğer liderlerle çalışmada mükemmel bir politik yeteneğe sahiplerdi.  

Gelecekteki tarihçiler, geriye dönüp baktıklarında Trump’ın başkanlığını Amerika’nın dünya siyasetindeki geçici bir sapma olarak mı, yoksa önemli bir dönüm noktası olarak mı görecekler? Gazeteciler, liderlerin karakterlerine fazlasıyla odaklanma eğilimindedir, çünkü bu iyi bir kopya oluşturur. Buna karşılık, sosyal bilimciler, tarihi kaçınılmaz hale getiren ekonomik büyüme ve coğrafi konum ile ilgili geniş yapısal teoriler sunma eğilimindedir.

Bir yüzyıl önceki “Amerikan dönemi”nin önemli dönüm noktalarını inceleyerek ve başkanın en olası rakibinin onun yerine seçildiğini kurgulayarak, liderlerin önemini test etmeye çalıştığım bir kitap yazmıştım. Yapısal güçler, farklı başkanlıklar altında aynı ABD küresel liderliğini mi getirirdi?

20. yüzyılın başında, Theodore Roosevelt aktivist bir liderdi, ancak çoğunlukla zamanlamayı etkiledi. Ekonomik büyüme ve coğrafya güçlü belirleyicilerdi. Woodrow Wilson, Amerikan kuvvetlerini Avrupa'da savaşmaya göndererek Amerika'nın yarım küresel geleneklerini kırdı; ancak Wilson'ın daha büyük bir fark yarattığı yer, ahlaki zeminde Amerikan istisnacılığını, Milletler Cemiyeti'ne ya hep ya hiç katılımı -ve buna ters bir biçimdeki inatçı ısrarı ile- meşrulaştırmasıydı.

Franklin Roosevelt'e gelince, yapısal güçlerin ABD'yi İkinci Dünya Savaşı'na muhafazakâr bir tecrit unsuru altında getirip getirmeyeceği en azından tartışmalıdır. Açıktır ki, FDR'nin Hitler tarafından ortaya atılan tehdidi çerçevelendirmesi ve Pearl Harbor gibi bir olaydan yararlanma konusundaki hazırlıkları büyük önem arzeden faktörlerdendir.

ABD ve Sovyetler Birliği'nin 1945 sonrası yapısal iki kutuplulukları Soğuk Savaş'ın çerçevesini oluşturdu. Fakat Henry Wallace'ın başkanlığı (FDR, onu 1944'de Harry Truman'ın başkan yardımcısı olarak değiştirmeseydi gerçekleşecekti) Amerika'nın yanıt tarzını değiştirebilirdi. Benzer şekilde, bir Robert Taft ya da Douglas MacArthur başkanlığı da Dwight Eisenhower'ın başında bulunduğu çevreleme sisteminin görece düzgün konsolidasyonunu bozabilirdi.

Yüzyılın sonunda, küresel ekonomik değişimin yapısal güçleri Sovyet süper gücünün erimesine neden olmuştu ve Mihail Gorbaçov’un reform çabaları Sovyetler Birliği'nin çöküşünü hızlandırmıştı. Bununla birlikte, Ronald Reagan'ın savunma takviyesi ve müzakere bilgisi ile George H.W. Bush’un Soğuk savaşı sona erdirme konusundaki becerisi nihai sonuç için önemliydi.

Amerika’nın, farklı bir başkanlık önderliğinde, yirminci yüzyılın sonuna kadar küresel üstünlüğü elde etmediği makul bir hikâye söz konusu mu?

Belki FDR başkan olmamış ve Almanya gücünü sağlamlaştırmış olsaydı, 1940'lı yıllardaki uluslararası sistem, George Orwell'in çatışmaya eğilimli, çok kutuplu bir dünya vizyonunu gerçekleştirebilirdi. Belki Truman, cumhurbaşkanı olmasaydı ve Stalin, Avrupa'da ve Ortadoğu'da büyük kazançlar elde etmiş olsaydı, Sovyet imparatorluğu daha güçlü olurdu ve iki kutupluluk daha uzun süre devam edebilirdi. Belki Eisenhower ya da Bush başkan olmamış ve farklı bir lider, savaştan kaçınmada daha başarılı olmuş olsaydı, Amerikan yükselişi (ABD'nin Vietnam'a yaptığı müdahaleyle olduğu gibi) pistten çıkmış olurdu.

Ekonomik büyüklüğü ve elverişli coğrafyası göz önüne alındığında, yapısal güçler 20. yüzyılda muhtemelen Amerikan önceliğinin bazı biçimlerini üretmiş olacaktı. Bununla birlikte, liderlerin kararları, önceliğin zamanlamasını ve türünü fazlasıyla etkiledi. Bu anlamda, yapı çok şey açıklasa bile, yapı içindeki liderlik bir fark yaratabilir. Tarih, seyri ve akışı, iklimin ve topografyanın geniş yapısal güçleri tarafından şekillenen bir nehir ise; insan aracıları, bazen devrilen ve bazen başarılı olan, akıntı boyunca süzülürken bir kütüğe yapışan ya da akarsu kirişlerinde ilerleyip kayalardan uzak duran karıncalar olarak tasvir edilebilir.

Öyleyse liderlik önemli, ama ne kadar? Kesin bir cevap asla olmayacak. Kurumlarda ve laboratuvar deneylerinde liderliğin etkilerini ölçmeye çalışan akademisyenler, bağlamına bağlı olarak %10 ve %15 aralığında rakamlar elde etmişlerdir. Fakat bunlar, değişikliğin çoğunlukla lineer olduğu bir hayli yapılandırılmış durumlardır.  Ayrım sonrası Güney Afrika gibi yapılandırılmamış durumlarda, Nelson Mandela’nın dönüşümcü liderliği büyük bir fark yaratmıştır.

Amerikan dış politikası, kurumlar ve bir anayasa ile yapılandırılır; ancak dış krizler, liderlerin tercihlerine, daha iyi ya da kötüye sebebiyet verebilecek olan, daha duyarlı bir bağlam oluşturabilir. Al Gore 2000'de cumhurbaşkanı ilan edilseydi, ABD muhtemelen Afganistan'da savaşa girecekti, ancak Irak'ta girmeyecekti. Çünkü dış politika olayları, sosyal bilimcilerin "yola bağımlı" dediği bir şey olduğundan, liderlerin görece küçük seçimleri, hatta yolun % 10-15’lik ilk safhalarında bile, zaman içindeki sonuçlarda önemli farklılıklar ortaya çıkarabilir. Robert Frost’un bir zamanlar belirttiği üzere, iki yol bir ormana ayrıldığında, daha az seyahat edilen yolu seçmek bazen her şeyi değiştirebilir.

Son olarak, bir liderin kişiliği tarafından yaratılmış riskler simetrik olmayabilir; olgun bir güce göre yükselen bir güçten çok daha fazla fark yaratabilirler. Bir kayaya çarpmak veya bir savaşa neden olmak, gemiyi batırabilir. Eğer Trump, büyük bir savaştan kaçınırsa ve yeniden seçilmezse; gelecekteki akademisyenler, dönüp baktıklarında başkanlığını, Amerikan tarih eğrisindeki merak uyandırıcı bir çarpma olarak görebilirler. Ama bunlar büyük " belirsizlikler".

 

Çeviren (Tam Metin): Gaye Polat

(Project Syndicate, Joseph S. Nye, 5 Eylül 2017)

Anahtar Kelimeler: 

Çeviren: 

Gaye Polat

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org