Suriye Sünni Güçleri Nasıl Mağlup Etti?

BEYRUT, LübnanTürkiye, Suudi Arabistan ve Katar, Orta Doğu’nun önde gelen üç Sünni gücü olarak, Suriye’deki savaşın neticesiyle birlikte bölgedeki durumlarını eşitlediler. Ayaklanma 2011 yılında ortaya çıktığından beri, çoğu kez ayrı düşseler de, Devlet Başkanı Beşşar Esad hükümetine karşı savaşan isyancıların gözü pek destekçileri oldular.

Geçtiğimiz birkaç ayda kesinleşti ki, onlar kaybeden tarafta yer aldılar. Son olaylar, bu ay Halep’in doğusunun düşüşü de dahil olmak üzere, bu ülkeleri stratejilerini düzeltmeye zorladı. Rusya ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla yapılan ve perşembe günü duyurulan bir ateşkes anlaşması, Orta Doğu’da diplomasiyi gücün yönlendirdiğini açıkça belirtti.  

Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın 2011'den beri desteklediği ana isyancı gruplar, artık kırsal ayaklanmaya dönüşüyor. Bu, Esad hükümeti için daha az tehlike teşkil edecekleri, ama cihat grupları tarafından yenilmeye daha açık olacakları anlamına geliyor -ya da onlara katılmaları için kandırılmaya. Bilhassa ABD'nin seçilmiş Devlet Başkanı Donald J. Trump, isyancı gruplara yapılan Amerikan yardımını bitirmeyi ve Suriye’deki cihatçılara karşı Rusya ile birlikte savaşmayı vaat ettiği kampanyayı takip ederse, bu asileri desteklemek, yakında daha da zorlaşacak.

Bu durum, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar için başlıca ahlaki ve politik soruları yükseltiyor: Askeri zafer artık mümkün değilse, neden daha fazla Suriyelinin hayatı pahasına asileri desteklemeye devam etmeliler? Onlar ve onların isyancı vekilleri, Suriye'nin geleceğini şekillendirecek nüfuz alanlarını oluşturabilir mi? İsyanın sponsorları, zararlarına son vermeli ve isyancıları, Rusya’nın sunabilecek durumda olduğu her türlü iltimas karşılığında, Orta Asya’daki Türk politikasını kolaylaştırmak ya da Suudi Arabistan’ı Yemen’den kurtarmaya yardım etmek gibi, teslim olmaya zorlamalılar mı? Ya da isyanın yavaşça ölmesine izin mi vermeliler? Bu şekilde davranmamak sadece İran’ın agresifliğini teşvik edecek ve Arap ülkelerinin güçsüz ve güvenilmez olduğunu söyleyen cihat gruplarını haklı çıkaracak.

Üç Sünni gücün içinde, Türkiye en derin katılıma sahip. Geçen yaz,İslam Devleti’ni geri itmek ve Suriye'de (ve Türkiye'de özerklik isteyen) Kürt gruplarını kontrol etmek için sınır ötesine askeri birlikler gönderdi. Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel kısıtlamaları ve yabancı maceraları sebebiyle Washington’ın ve Avrupa’nın gözünden düştüğünden beri, geleceği şu anda Rusya’nın iyi niyetine bağlı. Moskova, Türkiye’nin zayıflığından ve Batı ihanetine kızgınlığından faydalanıyor.

Bu durum, Suriye Savaşı’nın rotasını çoktan değiştirdi. Türkiye, Suriye-Türk sınırındaki nüfuz alanının fiilen tanınması karşılığında, Halep'in düşüşünü gönülsüzce kabul etti. Halep'te savaşan isyancı grupları desteklemek ya da Esad güçlerine şehri kuşatmak için baskı yapmak yerine, Türkiye Kürtler'den önce İslam Devleti'nden toprak almak için yarışıyordu.

Kremlin, şu an sadece Suriye'deki asil kahraman gibi davranmıyor, aynı zamanda Ankara, Esad hükümeti ve İran arasındaki tek arabulucu tavrını da takınıyor. Moskova bu ay, Rusya, İran ve Türkiye’nin dışişleri ve savunma bakanlarını ağırladığı, Suriye’nin geleceğinin tartışıldığı bir görüşmeye ev sahipliği yaptı. Bu, gerçekleşecek olan olayların işaretiydi.

Öncelikle Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletleri'ni mağlup etti ve de dışladı. Arabuluculuk sağlanan ateşkes, Suriye’deki rekabetin üstesinden gelinmesi ve Rusya ile Esad’ın şartlarına dayalı savaşın dinmesi anlamına geliyor. Moskova, ateşkesin sonrasında Suriye muhalefetinin seçkin gruplarıyla siyasi tartışmalar yapılmasını önerdi.  Ancak bunun yürümesi için Rusya, Esad'ın ayrılışından daha da az şeyi kabul edecek Suriye muhalefetinin parçalarının teslim edilmesi için Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor.

Esad bundan hoşlanmayabilir, ancak Rusya tarafından yürütülen süreci gerekli bir kötülük olarak kabul etmesi muhtemel görünüyor. Uygun bulmasa dahi, kurtarıcısı olan Başkan Vladimir V. Putin ile birlikte nazikçe oynamak zorunda. Türkiye’yi tabloya katmak, Birleşik Devletler ve Birleşmiş Milletler’in Trump yönetimine el atmak için sarfettiği çabadan her ne kaldıysa onu temizleyecek olan barış süreci için hızlı bir başlangıç adına gerekli. Eğer ateşkes çökerse, Esad hükümeti hala Rus kılıflı isyanın kalıntılarını ezebilecek durumda olur. Bu düzenleme aynı zamanda Kürt özerkliğini de engelleyecek - Esad, İran ve Rusya'nın ve Türkiye'nin tamamen karşı çıktığı bir şey.

Bütün bunlar Katar ve daha da önemlisi Suudi Arabistan'ı, birlikte çalışacakları çok az şeyle baş başa bırakıyor. Her iki ülke de geçmişte, isyanı desteklemek için Ürdün ve Türkiye'ye silah ve para taşımak zorundaydı: bu rotalar artık imkânsız değilse de çok zor. Savaş alanını şekillendirmek ya da diplomasiyi yönlendirmek mümkün olmadığı için, çürümüş ve aşırı genişletilmiş olan Suudi Arabistan, sessizce Suriye'yi öncelikler listesinde aşağılara doğru itti.

Bu iki Körfez ülkesi ayrıca, Türkiye'nin kendi çıkarlarını onların çıkarları karşısında ikincilleştirmeyeceğini de anlamış bulunmakta. Aslında, Türkiye şu anda Rusya liderliğindeki diplomasiye olan katılımının, İran'ın emellerini kontrol etme, Hizbullah'ın ve diğer Şii milislerin Suriye'den çekilmesini güvence altına alma ve en sonunda Esad'ı görevden uzaklaştırmak adına güvence elde etmek için şart olduğunu savunuyor. Türkiye, İran’ın memnuniyetsizliği sebebiyle, Katar ve Suudi Arabistan'ı bu sürece katmanın peşinde koşuyor.

Bu ülkelerin hiçbiri, Suriye ayaklanmasından geriye kalan ne varsa tamamıyla terk edecek gibi durmuyor. Bu şekilde davranmanın ederi ise çok büyük olur: namları fazlasıyla kötüye gider ve Suriye’nin yönünü belirlemek için gerekli olan kartları kaybederler. Ve Suriyeli asiler, sırf yenildikleri için ortadan kaybolmazlar. Bunun yerine resmi destek ve finansman devam eder, ancak seviyeleri azalır ve daha mütevazı hedefler olur. Türkiye, İslam Devleti ve Kürt gerillalarıyla savaşmak için hala isyancı güce ihtiyaç duyuyor. Suudi Arabistan ve Katar ise, bölgesel kutuplaşma zamanında, Sünni kardeşlerini terk etmekle suçlanmayı kaldıracak durumda değil.

Ayrıca bir takım Batı, Asya ve Arap ülkelerinin Esad ile olan ilişkileri normalleştirme çabalarına da direnecekler. Onların gözünde Esad, izole edilmesi ve dışlanması gereken düşmanca bir aktör olmaya devam ediyor. Nasıl ve ne zaman ise başka günlerde sorulması gereken sorular.

Çeviren (Tam Metin): Gaye Polat

(NYT, Emile Hokayem, How Syria Defeated The Sunni Powers, 30 Aralık 2016)

Çeviren: 

Gaye Polat

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org