Suriye Operasyonunda Dönüm Noktası...

               

Türkiye Gündemi

26 Aralık 2016

 

Yeni Şafak: Mehmet Acet: Yeni operasyon Fırat’ın doğusuna mı?

Suriye topraklarında yürütülen Fırat Kalkanı Operasyonu, artık çok daha geniş çevreler tarafından destek görüyor. Nedeni şu: Siz oralara gitmediğiniz zaman, oradakilerin gelip sizi kendi topraklarınızda vurduğu şu bir buçuk yıllık tecrübe ile sabit oldu. Bu çıplak gerçeği artık çok daha farklı kesimlerden çok daha fazla insan görebiliyor. MHP lideri Bahçeli önceki gün, “El Bab'dan elimiz boş dönersek, Diyarbakır'ı riske atarız, Ankara'yı tehlikeye sokarız” diyerek operasyona açık destek verdi. CHP lideri Kılıçdaroğlu bile, her ne kadar akşama başka şeyler söylese de, El Bab'dan gelen şehit haberleri sonrası cesur bir açıklama yaptı. Şöyle dedi: “Şehit haberlerini almak gerçekten hepimizi üzüyor. Keşke hiç şehidimiz olmasa ama eğer Türkiye kendi geleceğini güvence altına almak açısından böyle bir operasyon başlatmışsa, belli acılara katlanmak gerekiyor. Umarız bundan sonraki operasyonlarda şehitler gelmez.”“Ortadoğu bataklığı” söylemine dair laflarını sürekli duyduğumuz için, Kılıçdaroğlu mevzu bahis olduğunda şu yukarıdaki cümlelerin altını kalın bir şekilde çizmek ve tarihin kayıt defterine göndermek daha doğru olacaktır. Neden derseniz, Kılıçdaroğlu'nun Fırat Kalkanı Operasyonu'na “Türkiye'nin kendi geleceğini güvence altına almak” cümlesiyle sahip çıkması, başlı başına önemli bir ilerlemeye/değişime işaret ediyor. Devamı için...

 

Cumhuriyet: Orhan Bursalı: Ortadoğu için 3. Savaş olur mu?

Üçüncü Dünya Savaşı konusu (2): Dünyanın çeşitli kanaat önderleri, gazete-blog köşelerinde Üçüncü Dünya Savaşı olasılığını gündeme getirdi. Bizim medyada da özellikle de Ortadoğu’da “vekâlet” savaşlarının, Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyebileceği yazıldı. Öyle mi? Hayır.. Ne ABD ne Rusya ne Avrupa ne de uzaktaki Çin, Ortadoğu için büyük bir savaşın sözünü bile etmez. Çünkü değmez. Ortadoğu küçük çıkarların bölgesi. Tamam dünyanın petrolü var. Ama bölgedeki petrol örneğin ABD’yi pek de ilgilendirmiyor, çünkü kaya kumundan çıkardığı petrol ile bölgeye bağımlılığını çok azalttı. Alaska var. Dünyanın petrole bağımlılığı azalıyor. Yenilenebilir enerjilerin payı artıyor. Almanya atom santrallarını bile devreden çıkardı. Öncelikle güneş ve rüzgâr, toplam enerjilerde paylarını yükseltiyor. Bu teknolojilerin verimleri de giderek artıyor. Petrole ve doğalgaza Avrupalıların bağımlılığı daha çok. Boru hatları Doğu’dan Batı’ya uzanıyor. Fakat Avrupalıların derdini, Amerikalıların kendilerine fazla dert etmeyeceği bir döneme giriyoruz. Avrupa petrol güvenliğini ve ihtiyacını ABD’nin şemsiyesi olmadan daha çok bizzat kendisi karşılayacak artık. ABD uzun zamandır stratejik yönelimini değiştirdi. Ortadoğu’dan Pasifik’e kaydırdı. Brzezinski bu yeni yönelimin gerekçelerini yazıp çizdi. Niye Pasifik? Çünkü oradan Batı’ya doğru yayılan Çin var. Devamı için...

 

Haber Türk: Serdar Turgut: Suriye’de ne işimiz var?

ÜST üste yaşadığımız travmalardan sonra aşırı duygusal, düşünerek değil duygularıyla hareket eden bir toplum olduk. Bu da normal. Türkiye dışında hiçbir ülke bizim kadar cesur ve dayanıklı olamayacağından bizim başımıza gelenler onlara gelseydi şimdiye kadar çöküp gitmişlerdi. Biz düşmanlara karşı “Yıkılmadık, ayaktayız” diyoruz ama içimiz de kan ağlıyor. Eh, doğal olarak bunun da bir yükü oluyor ruh hallerimize. Çok acı haberlerin geldiği Suriye ile ilgili şu lafı sıkça duyuyorum bulunduğum mekânlarda: “Bizim Suriye’de ne işimiz var?” Sakın ha, bunların kökten muhalif insanlar olduklarını sanmayın; aksine büyük ihtimalle iktidara sempatiyle bakan insanlar. Sadece acının verdiği duyguyla konuşuyorlar. Ben de onlarla aynı acıyı paylaşıyorum, aynı duygulardayım. Yazarlık, duygular işin içine katıldığında mükemmel sonuçlar verebilen bir meslektir. Ancak bazı hassas durumlarda, ülke çıkarları söz konusu olduğunda duygularımızı baskı altına alıp beynimizi sonuna kadar zorlamamız gerekebilir. İşte bu da öyle bir durumdur. “Ne işimiz var Suriye’de?” sorusunu sormadan önce “Neden oradayız?” sorusuna bir cevap bulmaya çalışalım. Tarihi boyutu çok kısa ve yoğun geçeceğim. Sadece ana noktaları belirtmekle yetineceğim. Birinci Dünya Savaşı aynı zamanda dünyada imparatorlukların çöküp yerlerine ülkelerin oluştuğu dönemdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun bugünkü Türkiye içine çekilen bölümü dışındaki topraklarda Sykes-Picot Anlaşması’na göre masa başında ellere cetveller alınarak yeni ülkeler çizildi. Çizenler emperyalist merkezlerin adamları olduklarından ilerde bu yeni ülkelerden oluşan bölgelerde hâkimiyeti nasıl sürdüreceklerini de hesaplamak zorundaydılar. Her şeyin ötesinde bir de petrol çıkarları söz konusuydu. Devamı için...

 

Gazete Duvar: Fehim Taştekin: Sıradaki İdlib Emirliği; ibretlik bir miras

İdlib, cihadi örgütlerin Suriye için düşledikleri modelin pratik bulduğu bir vilayet. Sırtını yasladığı yer Türkiye. Halep’ten sonra gözler hem burada hem de cehennemin eşiğinde duran Türkiye’de.“İdlib El Kaide Emirliği”, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan yönetimlerinin bölgeye bir armağanıdır. İdlib, bugünlerde Halep’ten sonra sıranın geleceği yer olarak kendinden söz ettiriyor. Buraya kestirmeden ‘El Kaide Emirliği’ diyorum çünkü İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’nun iki ana bileşeni Nusra Cephesi (Şam’ın Fethi Cephesi) ile Ahraru’ş Şam bölgede El Kaide geleneğinin farklı tonlara sahip iki uzantısı. İkisini de El Kaide’nin eski kadroları kurdu; biri IŞİD ile yollarını ayırıp El Kaide liderliğine biat ederken diğeri El Kaide ile aynı düşünsel formata sahip olsa da örgütsel bağ kurmaktan kaçındı. Ahrar cihadi selefiliğin ‘uyanık’ versiyonu. Nusra ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasında köprü vazifesi gördü, ‘ılımlı selefi’ duruşuyla Katar ve Türkiye’nin himayesini kazandı, kimi batılıların gözünde çözüm ortağı olmayı başardı. Fakat orta yolculuğuna rağmen kendi içinde, Nusra ile birleşmek isteyen şahinler ile uluslararası desteği garantilemek için El Kaide’den uzak durmaktan yana olan ılımlılar arasında içten içe hesaplaşmaların yaşanmasını önleyemedi. İdlib, Türkiye’nin Ortadoğu’ya düzen verme macerasıyla nelere bulaştığını göstermesi açısından da ibretlik bir yer. Yakın geçmişe ufak bir tur yapalım: IŞİD, 2014’te ortaklarını tasfiye edip Rakka’yı kendi hilafetinin merkezi yapınca El Kaide’nin periferisindeki örgütler de cihadi saflardaki kaymayı önlemek amacıyla kendi emirliklerini tesis etmek için İdlib’i gözlerine kestirdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Mart 2015’te Riyad’da Kral Selman ile Suriye’de muhalifleri sonuç alacak şekilde destekleme konusunda anlaştı, 22 gün sonra Suriye’nin kuzeyinde Nusra ve Ahrar’ın liderliğinde Fetih Ordusu kuruldu ve ardından Türkiye üzerinden sevk edilen silahlar sayesinde 28 Mart’ta İdlib ele geçirildi. Devamı için...

 

Evrensel: İhsan Çaralan: 'Suriye'de ne işimiz var?' sorusu büyüyecek

Fırat Kalkanı harekatının El Bab’a yönelik girişimleri ilerledikçe kayıplar da, tepkiler de büyüyor.

-    El Bab’a yönelik askeri harekat sırasında, bir gün içinde 16 TSK mensubunun hayatını kaybedip, çok sayıda (100’den fazla) askerin yaralanması,

-    Sosyal medyada iki askerin IŞİD tarafından yakılarak vahşice katledildiğini gösteren görüntülerin yayımlanması ve Savunma Bakanı Işık’ın, “Üç askerin IŞİD’in elinde olduğu”na ilişkin açıklamaları,

-    TSK’nin, ÖSO’ya lojistik vermekle sınırlı bir rol üstlenmeyi geçerek doğrudan “sahada” IŞİD güçleriyle savaşa katıldığının ortaya çıkması, “Suriye’de bizim ne işimiz var?” sorusunun yüksek sesle ve yaygın biçimde sorulmasını da getirdi.

Üstelik bu soru, Türkiye’nin, askeri olarak Suriye’ye müdahale etmesine bugüne kadar karşı çıkan çevreleri de aşarak, dün Fırat Kalkanı’na destek veren çevrelerden de yükseldi. Bu da siyaset arenasındaki tartışmaları büyüttü. Bu soruların büyüyüp “eylemli tepkilere” dönüşme ihtimalini sezmiş olmalılar ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, Savunma Bakanı Işık ve fiili AKP-MHP koalisyonunun küçük ortağı MHP Genel Başkanı Bahçeli “kaleye” geçtiler. Son birkaç gündür olduğu gibi önceki gün de gün boyu TV’lerin haber bültenlerini adeta işgal ettiler, daha da edecek görünüyorlar. Devamı için...

 

SÜREÇ ANALİZ

www.surecanaliz.org

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org