Stiglitz: Japon Modeli Gerçek

Joseph E. Stiglitz

Finansal kriz Amerika ekonomisinin belini büktüğünden beri beş yıl içerisinde, kendim dahil, etkili hükümet müdahalelerini teşvik edenlerin favori uyarısı, Amerika’nın uzun sürecek “Japon tarzı bir rahatsızlığa” girme riskini üstlendiği olmuştu. 1989’daki kırılmayı takip eden Japonya’nın yirmi yıllık durgun büyümesi, bir finansal krize nasıl cevap verilmemesini gösteren en özlü uyarıcı hikayelerden biri olarak görüldü.

Buna rağmen, Japonya şimdi yolun rehberi konumunda. En son seçilen başbakan Shinzo Abe,  güvenin derin kaybı diye adlandırdığı durumu ters yönde çevirmek için parasal rahatlama, kamu işleri harcamaları, girişimciliğe teşvik ve yabancı yatırımları benimseme yönünde radikal bir istikamete ilerledi. Yeni politikalar Japonya için büyük nimet gibi görünüyor. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisine sahip ve bir zamanlar Amerika’nın amansız ekonomik rakibi olarak görülen Japonya’da ne olacağı Birleşik Devletler’de ve tüm dünyada büyük etkiye sahip olacak.

Tabi herkes buna ikna olmuş vaziyette değil. Ancak Japonya yılın ilk çeyreği için yıllık %3.5 büyüme oranı kaydetti ve borsa “Abenomics”in yeterince uzağa gidip gidemeyeceği ile ilgili şüpheler arasında beş yıldır sahip olduğu değerlerin altında seyrediyor. Fakat, kısa dönemde olacak borsa dalgalanmaları üzerinden –Japon ekonomisi ile ilgili bir şeyler- okumak doğru değil. Şüphesiz ki Abenomics doğru istikamete atılmış büyük bir adımdır.

Japonya için neden bunların iyi göründüğünü anlamak, yalnızca Bay Abe’nin tasarısına yakın bakmayı değil aynı zamanda Japon hareketsizliğinin ünlü yaklaşımcılarını yeniden incelemeyi gerektirir. Son yirmi yıl esasında pek de tek taraflı bir başarısızlık hikayesi değildir. Görünüşte, durağan bir büyüme varmış gibi görünür. Bu yüzyılın ilk onunda, Birleşik Devletler’deki %1.8 ile karşılaştırıldığında 2000 den 2011’e Japonya’nın ekonomisi yıllık ortalama %0.78 büyüdü.

Daha yakından incelendiğinde Japonya’nın yavaş büyümesi çok da kötü görünmüyor. Ekonomik verimliliğin ciddi bir araştırmacısı genel büyümeye değil çalışan nüfusun büyüklüğüyle büyümenin ilişkisine bakmaya ihtiyaç duyar. Amerika’nın çalışan yaş nüfusu %9.2 büyürken - Japonya’nın çalışan yaş nüfusu (15-64 yaş arası)  2001 den 2010 a kadar %5.5 küçüldü. Demek ki biz daha az miktarda gayri safi milli hasıla büyümesi görmeyi ummalıyız. Fakat Abenomics’den bile önce, Japonya’nın gerçek ekonomik üretimi, işgücünün her üyesi başına yüzyılın ilk on yılında Birleşik Devletler’den, Almanya’dan, Britanya’dan veya Avustralya’dan daha hızlı bir oranda büyüdü.

Hala Japonya’nın büyümesi 1989’daki kriz öncesi durumundan daha düşük. Amerika’daki kendi son deneyimlerimizden de kısa dönem durgunluğun (fakat daha derin) yıkıcı etkilerini biliyoruz: Amerika’da büyüyen eşitsizlikler (iyileşme kazanımlarının hepsini elde eden en üst %1 ve hatta daha fazla kazanç ile), işsizliğin artması ve daha uzak arkaya gerileyen bir orta sınıfın varlığı bunlardan bazıları. Japonya örneği tüm iyileşmenin kendi kendine olmadığını gösteriyor. Neyse ki Japonya için, hükümet Amerika’da olan aşırı eşitsizliklerin orada olmadığını göstermek için adım attı ve şimdi son olarak büyümeyle alakalı daha proaktif oluyor.

Eğer ölçümlerin aralığını genişletseydik, yirmi yıllık “rahatsızlık” sonrasında bile Japonya’nın performansının Birleşik Devletlerinkinden çok daha üstün olduğunu görürdük.

Örneğin, eşitsizliğin ölçüsü olan Gini faktörünü düşünün. Sıfır tam eşitliği, 1 tam eşitsizliği temsil ediyor. Ekonomik  İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatına göre  Japonya’nın Gini faktörü bugün 0.33 civarındayken, Amerika için bu rakam 0.38 olarak belirlendi. (Diğer veri kaynakları Amerika’nın eşitsizlik seviyesini daha yüksek rakamlarla belirledi.)  Japonya’daki 10.7 kat ile karşılaştırıldığında,  Amerika’da en üst %10 ‘un ortalama geliri en alt %10’un 15.9 katı.

Bu farklılıkların sebebi ekonomik çaresizlik değil siyasi seçimlerdir. O.E.C.D’ ye göre Gini faktörü vergiler ve transfer ödemelerinden önce iki ülke için de aynı: Amerika için 0.499, Japonya için 0.488. Fakat Amerika onu 0.38 e çekerek eşitsizliği daha az dengeliyor. Japonya ise Gini faktörünü 0.33 e çekerek daha fazla denge sağlıyor.

Emin olun Japonya’nın durumu mükemmel değil. Ülke, 75’in üzerinde olan “yaşlıların yaşlılarına” bakmak için daha iyisini yapmaya ihtiyaç duyuyor. Bu topluluk dünyanın yaşlanan nüfusunun büyüyen paylaşımını temsil ediyor. 2008’ de, O.E.C.D. Japonya’nın “yaşlıların yaşlıları”nın %25.4’ünün göreceli olarak ulusal ortalama gelir değerinin yarısından daha az bir gelire sahip olmakla fakirlik içinde yaşadığını hesapladı. Bu rakam Amerika’nınkinden çok az daha iyi (%27.4) ve O.E.C.D.’nin %16.1 ortalamasının çok üzerinde. Ne biz ne de Japonya bir zamanlar olduğumuzu düşündüğümüz kadar zengin olamasak da, yaşlıların büyük kesiminin zorluklarla karşılaşması vicdani bir durum olamaz.

Fakat Japonya çok yaşlıları arasındaki yoksullukla ilgili problemlere sahip olsa da, diğer bir açıdan özellikle bir ülkenin geleceği bakımından önemli sonuçlara sahip bir cephede çok daha iyi bir konumdadır. Amerika’daki çocukların %23.1 oranına karşılık Japonya’daki çocukların % 14.9’u yoksulluk çekiyor.

Verimliliğin daha geniş ölçütleri de eşit olarak yol göstericidir. Tahmini yaşam süresi (ekonomi ve sağlığın iyi ölçüsü) Japonya için 83.6 yıl iken Amerika için 78.7 yıl olarak belirlendi. Bu veri hayat beklentisindeki eşitsizliklerin tüm kapsamını açıkça ortaya koymuyor. Amerikalıların en uzun yaşayanlarının 1/10’u -en zengin Amerikalı olmaya eğilimli-  ortalama gelire sahip bir Japon kadar uzun yaşayabildiği tahmin ediliyor. Fakat Amerika’nın en alt gelire sahip 1/10’u Meksika ve Arjantin’deki orta düzeydeki kişi kadar uzun yaşıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Amerika’da hayat beklentisindeki eşitsizliklerin etkisinin Japonya’da olduğundan iki kat daha güçlü olduğunu tahmin ediyor.

Diğer ölçütler de Japonya’nın güçlülüğünü gösteriyor. Dünyada üniversite eğitimine katılımın en yüksek olduğu ikinci ülke olarak Japonya Birleşik Devletler’den de çok önde. Ayrıca yavaş büyüme sürecinde dahi Japonya işsizlik oranlarını dizginleyerek ekonomisini düzgünce devam ettirdi. Küresel finansal kriz süresince bu oran %5.5 ile zirveye ulaştı; durgunluğunun yirmi yılında ise bu oran % 5.8 ‘i aşmadı. Bu işsizlik oranının düşük olması Japonya’nın Amerika’dan daha iyi olmasının sebeplerinden biridir.

Bu rakamlar şu anda bizim imrenerek baktığımız rakamlar. Amerika’daki işsizlik ve zayıf işgücü piyasası dört açıdan orta ve alt sınıfa zarar veriyor.

İlk olarak işini kaybedenler açık bir şekilde acı çekiyorlar çünkü onlar -özellikle Amerika’da Obama’ya kadar olan dönemde- işverenlerine sağlık sigortası için bağlıydılar. İş kaybı ve hastalıklar birçok Amerikalıyı iflasın eşiğine getirdi. İkinci olarak, zayıf işgücü piyasası işe sahip olanların bile iş saatlerinin azaltıldığına şahit olmaları anlamına gelir. Resmi işsizlik oranı yarı zamanlı işte çalışmayı kabul edenlerin rakamını açıklamaz. Çünkü bu insanlar bu işleri istediklerinden değil zorunlu olduklarından kabul ediyorlar. Üçüncü olarak çok fazla iş aranması ve elde edilememesi ile birlikte işverenler ücretleri yükseltmek için herhangi bir baskı altına girmiyorlar; ücretler enflasyonla birlikte yüksekte tutulamıyorlar. Reel gelir düşüyor -bu özellikle Amerika’da orta sınıf ailelerinde ne olduğudur-. Son olarak, kamu harcamalarının azalması ki bu orta ve alt sınıf için çok önemlidir.

Geçen Aralık’ta başbakan olan Bay Abe üç ayrı alanda -yapısal, parasal ve mali politikalar alanlarında- Amerika’nın uzun zaman önce yapması gerekeni yaptı. Yapısal yasalar şimdiye kadar tamamen ayrıntılarıyla anlatılmadı, özellikle kadınlar arasında ve geniş çaptaki sağlıklı yaşlı grubun işinin kolaylaştırılmasıyla işgücü katılımını artırmayı amaçlayan ölçüleri içeriyor gibiydiler. Bazıları göçmenliği teşvik ettiğini de düşünüyor. Bunlar geçmişte Birleşik Devletler’in başardığı, eşitsizlik ve büyüme konusunda Japonya için yol gösterici olan alanlar.

Japonya kadınlar için eğitime eşit erişim konusuna öncelik verdi. Japon kızları bilimde erkeklerden daha yüksek puana sahipler ve Amerikan kızlarda olduğu gibi matematik konusunda da erkeklerden çok geride değiller. Fakat hala kadınlar için emek gücü katılım oranı düşük (Dünya Bankası’na göre Amerika’da bu oran %58 iken Japonya’da bu oran %49). Ve bir çalışmaya göre Japonya’da yönetimde üst düzeyde bulunan kadınların oranı şaşılacak derecede küçük olup %7 olarak belirlendi.

Japonya’nın yüksek eğitimli kadın nüfusunun emek katılımını daha iyi kılmak hükümet yasalarıyla olduğu kadar gelenekler ve sosyal adetler ile de alakalı. Hükümet sosyal adetleri değiştirmekte sınırlı bir role sahipken, değiştirebileceği alana yönelebilir. Aileyi destekleyen yasalarıyla kadınlar için emek piyasasına aktif katılımı daha kolay kılmaya çalışır (gebelik izinleri ve çocuk bakımı kolaylıkları gibi) ve etkili bir şekilde ayrımcılığa karşı yasaları uygular. Milli istatistikler hane halkı ve aileler arasındaki eşitsizlikleri genelde hesaplar; ailenin içinde ne olduğuna bakmaz. Ancak aile içindeki eşitsizliklere dikkat çekilebilir ve bu ülkeler arasında belirgin farklılıklar oluşturabilir.

Japonya endüstrisi gelişmiş diğer ülkeler gibi büyük yapısal değişimlere gitmeye ihtiyaç duyuyor Bunlar imalat ekonomisinden servis sektör ekonomisine geçmek, küresel karşılaştırmalı avantajlarda çarpıcı değişikliklere adapte olmak, iklim değişikliği gerçeklikleri ve yaşlanan nüfusun zorlukları olarak sıralanabilir. Güçlü imalat sektörü verimlilikte iyi bir büyüme gösterdi, diğer sektörler ise geri kaldı. Japonya servis sektörü için ise yenilikçi şeyler sunma potansiyeline sahiptir.

Yaşlanan nüfusla birlikte, sağlık bakım sektöründeki verimliliğin artması önemli olacak; Japonya yeni tanı cihazlarıyla birlikte üretim ve teknolojik cesaretini birleştirerek küresel devrimler yapılabileceğinin bir örneğini bu arenada gösterebilir. Yüksek eğitimde ve araştırmadaki yatırımlar genç Japonların küreselleşmede başarılı olmak için gerekli olan kabiliyet ve zihniyete sahip olmalarını garantilemesine yardımcı olacaktır. Piyasa bu yapısal tahvilleri kendi kendine kolay bir şekilde gerçekleştiremez. Ve bu hükümetin bu alanlardaki kamu harcamalarını kısmasının neden özellikle aptalca olduğunun da göstergesidir.

Aslında, bu yüzden Abenomics’in ikinci sütunu olan mali teşvikçilik çok önemlidir. Teşvik hepimizin öğrenmesi gerektiği şekilde toplam talebi artırmak için gereklidir. Aynı zamanda yapısal değişimleri tamamlamak için de ona ihtiyaç var. Altyapı, eğitim ve araştırmadaki yatırımlar yüksek kar payını temin eder. Bütçe açığı şahinleri Amerika’da güçlü bir müdahaleyi engellerken, şahinleri eleştirenler ise borcu Gayri Safi Milli Hasılası’nın iki katından daha fazla olan Japonya’nın yeni siyasetin bu kritik yönünü takip etme pozisyonunun olmadığını iddia ediyor. Onların vurguladığı nokta Japonya’nın borç yükünün yavaş büyümedeki uzun periyoda denk gelmesidir. Fakat burada veriler daha incelikli hikâye anlatıyor. Yavaş büyümeye sebep olan şey borç değildi; ancak yavaş büyüme bütçe açığına sebep oldu. Yavaş olarak gerçekleşen büyüme eğer hükümet ekonomiyi teşviklerle desteklemese daha da yavaşlayacaktı.

Dahası, kemer sıkma savunucularının kurgusu olan dünyanın herhangi bir yerinde yüksek seviyedeki borç harcamaları her zaman büyümeyi yavaşlatır mantığının yanlışlığı da açığa çıkarıldı. Avrupa durgunluk ve depresyonu getiren tasarruf tasarrufu doğurur düşüncesi için daha fazla kanıt sağlıyor.

Abenomics’in son yönü para politikasıdır ki bu politika teşviki parasal teşvik ile güçlendirmiştir. Parasal teşviklerin – güçlü ve görülmemiş düzeyde yapılabilecek olan nicel rahatlama politikaları bile olsa- sınırlı etkileri olduğunu öğrenmiş olmalıydık. Dikkatler deflâsyonu tersine çevirmeye odaklandı; çünkü bana kalırsa bu durum temelde eksik kullanımın bir semptomu olmasından dolayı bir kaygı oluşturuyor. Zayıflayan yen’in değişim oranı Japon ürünlerini daha rekabetçi yapıp ekonomik büyümeyi teşvik ederken, bu parasal politikaların uluslararası bazda birbirine ne kadar bağlı olduğu gerçekliğini de ortaya çıkarıyor. Federal Rezerv’in “nicel rahatlama” politikasının doları zayıflattığı da eşit düzeyde doğrudur. Küresel koordinasyon bu alanda geliştiği günleri görmek de nasip olur inşallah.

Parçalar bir araya getirildiğinde, ivedi sorunun Abenomics’in iyi bir plan olup olmadığı meselesinden ziyade Amerika’nın nasıl benzer bir planı başarabileceği ve eğer başarısız olursa sonuçların ne olacağı olduğu anlaşılıyor. Burada engel ekonomi bilimi değil Amerika’da hüküm süren siyasi savaştır. Örneğin, kemer sıkma savunucularının şüpheli fikri dayanağına rağmen, kamu harcamalarını paylaşılan bir refah geleceğini garanti altına almamız için gerekli her alanda düşürmemize izin verildi. Sonuç olarak bazı eyaletlerin finansal durumları gelişmenin kıyısına gelmeye başlamış olmasına rağmen, kamu istihdamı krizden önce olduğundan 500,000 kadar daha düşük seviyede; işlerdeki düşüş neredeyse tamamen eyalet ve yerel seviyede gerçekleşmiştir. İstihdam ve kamu servislerinde resesyon öncesi seviyelere ulaşmak büyük bir iştir. Resesyon olmasaydı gelecekleri seviyeye ulaşmaktan bahsetmek ise daha da erişilmez bir nokta oluyor. (Eğer ekonomi normal olarak genişliyor olsaydı, kamu istihdamı da önemli derecede artıyor olacaktı.) Eşitsizlikler hala yüksek olduğu için ekonomik yükler özellikle ülkemizin en fakirleri için orantısız bir düzeyde hissedilmiş oldu.

Benim araştırmalarımın ana konusu şu olmuştur: hangi ülke olursa olsun kendi eşitsizlikleri için yüksek bir bedel öder. Toplumlar yüksek büyüme ve daha fazla eşitliğe her ikisi birbirini dışlamadan sahip olabilirler. Abenomics bu ikisini birden üretmek için bazı politikalar geliştirdi. Detaylar daha fazla çalışılacak, ülkenin az kullanılmış kaynaklarından faydalanılacak ve emek piyasasında cinsiyet eşitliğini destekleyen daha fazla politikalar olacak. O büyümeyi, verimliliği ve eşitliği artıracak. Bay Abe’nin planı parasal politikaların ancak belli bir noktaya kadar gidebileceğini yansıtıyor. İyi bir ekonominin koordine edilmiş parasal, mali ve yapısal politikalara ihtiyacı vardır.

Japonların son on yıldaki performansını dinmeyen başarısızlık olarak görenler ekonomik başarının çok dar konseptine sahip olanlardır. Birçok boyutta –büyük gelir eşitliği, uzun hayat beklentisi, düşük işsizlik, sağlık ve çocukların eğitimine büyük yatırımlar, emek gücünün genişliğiyle ilişkili olarak büyük verimlilik- Japonya Amerika’dan daha üstündür. Bütün bunlarda bize öğretecek çok şeyler bulunabilir. Abenomics, savunucularının umduğunun yarısı kadar bile başarılı olsa, hala bize öğreteceği çok şeyi olacak.

(NYT, Joseph E. Stiglitz, Japan Is a Model, Not a Cautionary Tale, 9 Haziran 2013)

Çeviren: M. Nil Tonkul


 

Çeviren: 

M. Nil Tonkul

Yazarın Tüm Yazıları

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org