Referandum Sonrası...

                

Yeni Şafak: Akif Emre: Bir 'dil'in açtığı kanser

Referandum sonrasının muhtemel siyasal sonuçları, biraz da elde edilen neticeyi etkileyen faktörler, beklentiler, konumlar, tutumlar, siyasal tepkiler üzerinden okunmalıdır. Önce tersten başlayarak 'hayır' oylarının anlamının iyi çözümlenmesi, anlaşılması gerekiyor. Böylesi bir tek tercihli bir oylamanın elbette kazananı ve kaybedeni olacaktır. Ancak 'hayır' oylarının siyasal anlamı ve sosyolojik karşılığı herhangi bir seçim sonucundan fazlasını ima ediyor. Hayır cephesinde biriken öfke patlaması, belli çevrelerce tahrik edilmesi bir yana epey süredir derinleşen bir ayrışmanın memleketin geleceği açısından hiç de hayra alamet değil. Halihazırda iktidar kanadı ne yapsa itiraz edecek kemikleşmiş bir muhalif kesimin varlığı aşikar. Bu çekirdek klasik Kemalist muhalefet farklı tepkileri derinleştirerek sorunu bir iktidar talebi olmaktan farklı boyutlara taşıyan bir strateji izliyor. Kendini yenileyen bu dil genç kesimin sadece iktidara karşı tepkilerini değil onda var olduğunu sandığı değerlere karşı bir tepkiye yönlendiriliyor.Devamı için...

 

Hürriyet: Taha Akyol: İki kanun

Bu, parlamenter sistemde olduğundan çok daha kesin bir kuraldır. 16 Nisan referandumunda çok az oy farkıyla da olsa kabul edilen metinde bu yönde düzenlemeler yoktu. Şimdi, siyasi partiler ve seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bunu sağlayacak yönde mi olacak, yoksa kuvvetler ayrılığı sözde mi kalacak? Önümüzdeki en önemli sorun budur. Evvela yüzde 10 seçim barajı başkanlık sisteminde ya sıfırlanmalı veya sıfıra yakın bir düzeye indirilmelidir. 12 Eylül darbesinin getirdiği yüzde 10 barajı büyük partileri “aşırı” ödüllendirdiği için iktidarlar tarafından hep muhafaza edildi. AK Parti de böyle yaptı. Buradaki ”aşırı” nitelemesi bana ait değildir. AİHM Büyük Dairesi 8 Temmuz 2008 günlü kararında bu nitelemeyi yaptı, barajın indirilmesini kuvvetli ifadelerle tavsiye etti ama ülkenin yetkisi içinde olduğuna karar verdi. Başkanlık sistemine geçmekte olduğumuza göre, yüksek oranlı bir baraj için siyasi ihtiyaç da hukuki gerekçe de kalmadı. Çünkü artık “yürütme”yi halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanı temsil edecek, Meclis’te güvenoyuna ihtiyaç olmayacaktır. Devamı için...

 

Karar: Etyen Mahçupyan: Değer miydi?

Referandum için son haftaya girildiğinde, saha çalışması yapan bağımsız şirketler ağız birliği etmiş gibi aynı sonuçları yayınladılar. Evet oyları 51.5-52 aralığında gözüküyordu ve öyle de neticelendi. Anayasa taslağını savunanların telaffuz ettiği ve toplumsal kabul sağlama açısından muhtaç olunan oy oranına erişilemedi. Öte yandan karşımızda yasal gerekleri yerine getirmiş ve yüzde ellinin üzerinde tasvip görmüş bir teklif var. Diğer deyişle cumhurbaşkanlığı sisteminin bir meşruiyet sorunu yok. Ancak meşruiyet çift katmanlı bir kavram… Yüzeyde usule uygun davranılmış olmasını ama daha derinde kamu vicdanında kabul görülmeyi ifade ediyor. Ne yazık ki gelinen noktada kabul edilen anayasa değişikliğinin söz konusu ikinci katman açısından zaafı var ve bu zaaf siyaseten kullanılmaya çok müsait. Önemli olan şu ki oylamış olduğumuz teklif, siyasi sistemi radikal bir biçimde değiştirecek olan bir anayasa değişikliği. Örneğin bir yargı kurumunun yeniden yapılandırılmasını ya da bir uluslararası teşkilata üye olup olmamayı oylamadık. Birlikte nasıl yaşayacağımıza dair oyunun kurallarını belirleyen bir taslağı oyladık. Devamı için...

 

Cumhuriyet: Orhan Bursalı: Yazı-tura ile anayasa değişti, ama iktidar kaybetti

Adeta yazı-tura atarak bir anayasa değişikliği gerçekleşti, rastlantısal olarak evet kazandı. Hayır da kazanabilirdi! Bu analojiyi, bir ülkenin kaderinin nasıl pamuk ipliğine bağlı bir oylama ile çizilebildiğini anlatmak için yaptım. Komik yani!  Seçim önce çevrem epey panik içindeydi, onlara şöyle dedim: Referandumu kazanırlarsa bu iktidar sizlere ve ülkeye daha çok ve daha büyük kötülük yapamaz. Sakin olun...  Alçaklık mertebesinde yaşayan küfürbaz trolleri bir kenara bırakın, durumu gören aklı başında AKP’liler hiç hoşnut değil. Bugüne kadar görmeye alıştığımız, haritada bir kenara sıkışmış muhalif oylar genişlemiş ve tutuculuğun ana kıtası Orta Anadolu’ya kucak açmış. İstanbul’u, Ankara’yı kaybetmişler. İktidarın başına gelebilecek en büyük iki felaket. İzmir ise tam silip süpürmüş...  Bir baş aşağı gidişin kesin fotoğrafı var karşımızda.  Sosyolojik olarak, kentleşmeyi anlayamamış ve bunun “yasaları”na ayak uyduramamış bir arkaik parti durumuna giderek düşüyor AKP... Üretici ve yenilikçi, çağdaşlaşan güçler bir yana, AKP öbür yana. Devamı için...

 

Star: Ahmet Taşgetiren: Evet'in yorumu Hayır'ın yorumu

Ak Parti, 2019'da çok daha büyük bir sınav yaşayacak. Hem Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda hem Parti'nin Millet Meclisi ayağı konusunda. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüzde 51.4 rakamından başlayan bir destekle gidilirse, bu çok ciddi bir risk anlamına gelir. Yürekler tedirgin çarpar. Bu tabanı yükseltmek kaçınılmaz. Onun için de, şu andaki oy dağılımına bakarak Türkiye sosyolojisini doğru okumak gerekiyor. Referandum sonuçları ile hangi seçim arasında ilişki kurulabilir, diye bakıldığında sonuçlar 7 Haziran'a daha çok benziyor. 7 Haziran sonrası herkes Ak Parti'yi özeleştiriye çağırmıştı. 1 Kasım'a gelirken, parti kadroları geniş bir “problemi okuma” çalışması yapmıştı. Bugün okumaya yeniden başlamak lazım. Referandumun Ak Parti açısından travmatik boyutu, İstanbul'un, Ankara'nın kaybıdır. Buna Antalya'yı ilave etmek lazım. Adana da o arada zikredilebilir. İstanbul'da bazı ilçelerin kaybı da travmadır. Bu şehirler İzmir'leşti mi, henüz değil ama “Büyükşehirler kategorisi” diye bir başlık açılırsa, “Problemi okuma” sadedinde epeyce önemli not çıkabilir. Devamı için...

Türkiye Gündemi: 18.04.2017 

Twitter: @analizsurec

SÜREÇ ANALİZ

www.surecanaliz.org

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org