Öfkenin Küreselleşmesi: Aşırılıkçılık Bugün Neden Revaçta

1919 Eylül’ünde, İtalyan şair Gabriele D’Annunzio yüzlerce gönüllünün yanı sıra İtalyan Kraliyet Ordusu’ndan 2000 kişilik bir güçten oluşan isyankar bir birlik topladı, ve Birinci Dünya Savaşı’dan bu yana tartışmalı konumu koruyan Adriyatik kıyısındaki Fiume şehrine saldırdılar. D’Annunzio savaş pilotu olarak hizmet verdi ve bu konudaki becerisi onu Avrupa çapında üne kavuşturdu. Bir aşırı milliyetçi olarak, ‘İtalyan Anavatan’ının kendisine bağlı olması gereken tüm toprakları fethetmesini/ kendine katmasını istedi.1911’de, yaşanılan vahşetler nedeniyle Müslüman dünyasındaki öfkeyi harlayan emperyalist bir serüven olan Libya’nın işgalini cansiperane bir şekilde destekledi. Fiume’de, savaşı, onun İtalya’yı yeniden canlandırma hayaline yardımcı olabilecek bir şans olarak gördü.

D’Annunzio’nun güçleri direnişle karşılaşmadı; Britanya, Fransız ve Birleşik Devletler güçleri bir çatışmadan kaçınmak için birliklerini çektiler. Kendisini “Italian Regency of Carnaro” (Fiume’de kurulan bir devlet) dükü olarak atadıktan sonra, D’Annunzio, aşırılıkçı siyasi bir retorik tarafından şekillendirilen bir derebeylik kurdu. D’Annunzio, daha sonra Adolf Hitler’in de benimseyeceği, meşhur kol selamını kullanmaya başladı. D’Annunzio ve ekibi, kuru kafa ve kemikler sembolleriyle bezenmiş siyah üniformalar giydiler. Saplantılı bir şekilde şehitlik, kurban ve ölüm üzerine konuştular. Dönemin gizli figürleri Hitler ve Benito Mussolini, D’Annunzio’nun geniş bir seks ağına dönen ekibinden emekli olmasından önce günlük olarak balkonunda yaptığı sözde-dini konuşmalara meyleden öğrencilerdi.

D’Annunzio kendisi etrafında gösterişli ve kült bir kişilik görünümü oluşturdu ve işgali mitik ifadelerle sundu. Fiume’nin kadınlarını temsil ettiğini söyleyen  bir grup kadın onu hançeriyle “Tanrı tarafından özgürlüğün yenilenmiş ışığını dünyaya yaymak için seçilmiş olanlar sizler ... [Biz] bu kutsal hançeri size veriyoruz ... böylece düşmanlarımızın canlı tenlerine ‘zafer’ kelimesini kazıyabilirsiniz,” şeklinde söylev veren birisi olarak sundular.  Onun sözde dış işleri bakanı, Fiume’nin “magmanın kaynadığı büyülü bir kap olduğunu” ve bu durumun “en iyi altını üretebileceğini” iddia etti. Mısır, Hindistan ve İrlanda gibi uzaklardan binlerce gönüllü - anarşistler, sosyalistler, testesterondan çıldırmış gençler ve diğerleriFiume’nin erotik militarizm karnavalına katılmaya geldilerOnlar içi yaşam, eski kurallarından yoksun şekilde yeniden başlıyor gibi görünüyordu. Açık şekilde ifade etmek gerekirse, daha güzel ve saf bir varoluş ufuktaydı.

Aylar geçtikçe ve cinsel bağımlılığı ve megalomanlığı derinleştikçe, D’Annunzio kendisini ezilmiş insanların isyanının uluslararası lideri olarak görmeye başladı. Gerçekte, kendilerini, ekonomik büyümenin sadece küçük bir azınlığı zenginleştirdiği toplumlarda tamamen vazgeçilebilir gören ve demokrasiyi güçlülerin kurduğu bir oyun (şikeli oyun) olarak değerlendirenlerin öfkesini sömürerek ün kazananlardan, yani Avrupa’da çokça bulunanlardan birisi ve değersiz bir oportünistten biraz daha fazlası

Fransa’da 1880lerde, tahrik edici konuşmalar yapan demagog General Georges Boulanger, halkın skandallardan, ekonomik gerilemelerden ve savaşlardaki mağlubiyetlerden duyduğu bıkkınlıktan faydalandı ve tehlikeli bir biçimde iktidarı eline geçirmeye yaklaştı. 1895’te, Avusturya-Macaristan’ın endüstriyel kapitalizme travmatik şekilde geçişi sırasında, Viyana’da tehlikeli bir anti-Semitik belediye başkanı olarak seçildi. Bu sırada Almanya başarılı bir şekilde endüstrileşmesine ve refah kazanmasına rağmen, hoşnutsuzların ve öncü(proto)-emperyalistlerin jenerasyonunun gelişmesine yardım etmekle meşguldü.

Yirminci yüz yılın şafağında, dünya kapitalizmin ilk büyük krizini ve tarihteki en büyük uluslararası göçü yaşarken, anarşistler ve nihilistlerin eski ve yeni engellerden kurtulma arayışı terörvari şiddete dönüştü. Bu gruplar sayısız sivili öldürdü ve içlerinde Birleşik Devletler başkanı William McKinley’in de olduğu çok sayıda devlet başkanına suikast düzenledi.

İtalya’da, görece genç devletin saldırgan bürokrasisi ve zengin azınlığa yönelik köleliği/itaatkarlığı, özellikle müesses nizama yönelik intikam dolu şiddet fantezisi için verimli koşullar yarattı. D’Annunzio’nun hayranları tarafından 1909’da yazılan Fütürizm bildirgesinde:

“Bizlerdünyadaki tek hijyen kaynağı olansavaşı, militarizmi, vatanseverliği ve anarşistlerin yıkıcı faaliyetlerini, birisinin hayatını uğruna adadığı güzel düşünceleri ve kadınlara horgörüyü yüceltmek istiyoruz. Müzeleri, kütüphaneleri ve her türden akademiyi yok etmek, ve ahlakçılığa, feminizme ve her türden faydacı ya da oportünist korkaklığa karşı savaşmak istiyoruz,” diyor.

15 ay boyunca, D’Annunzio, dünyanın en büyük askeri güçlerini aşağılayacak şekilde meydan okuyarak, ütopyada enteresan bir deneyim yaşattı. Fiume işgaliİtalyan donanmasının, bugün Rijeka diye bilinen ve Hırvatistan’a bağlı Fiume’yi 1920 Aralık ayında bombalamasının ardından D’Annunzio ve güçlerini şehri terketmeye zorlamasıyla sessizce sona erdiAncak, yakın zaman içinde, Mussolini’nin faşizmi D’Annunzio’nun bıraktığı yerden devam etti. Şair ve emperyalist D’Annunzio, çok muhtemelen alkışlayacağı/takdir edeceği, İtalya’nın acımasız şekilde Etiyopya’yı işgalinden birkaç yıl önce 1938’de öldü

Bugünlerde, D’Annunzio’nun ve takipçilerinin toplumda tamir edilemez olarak gördükleri ahlaki, entelektüel ve askeri kopuş yankılanmaya devam ediyor. Dünyanın dört bir köşesinden yabancılaşmış radikaller gerilimli topraklara, şiddet yanlısı, aşırılıkçı, kadın düşmanı, cinsel saldırganların hareketine: kendilerini İslam Devleti (ya da IŞİD) olarak ilan eden örgüte katılmak üzere akın ediyorlar.

Bu sırada, dünyanın her yerinden ülkeler, D’Anununzio’nun yaptığı gibi, toplumları dikkatle izleyerek kendilerini kurtarıcı şekline sokan demagogların saldırısı nedeniyle acı çekiyorlar. Dünya, Hintli şair Rabindranath Traore’nin 1916 yılında Birleşik Devletler ziyaretinde söylediği gibiYaygın şüphenin, hırsın ve paniğin yoğun zehirli atmosferine” saplanmış durumda.   

Alimler ve akademisyenler, günümüz siyasi hareketlerini şekillendiren kaos, kargaşa ve endişeyi açıklamak için mücadele ediyorlar. Birçokları açıkça Batı dünyası dışında, özellikle Müslüman alemde ortaya çıkan patolojik anti-modernist yaklaşımları suçluyor. 1989’da ‘tarihin sonu’ geldiğini iddia eden Francis Fukuyama, 11 Eylül saldırıları sonrasında, “İslam’da, Müslüman toplumları moderniteye karşı dirençli hale getiren bir şeyin var olup olmadığını” merak ederken  yalnız değildi. Aslında, bugünün kötülükleri, Soğuk Savaşı takiben yerleşmeye başlayan iyimser küreselleşme tahayyüllerinin gizlediği, son yıllarda ortaya çıkan derin sosyal ve ekonomik kayışlara yönelik modern tepkilerde yatıyor

Devamı ...

Çeviren (Özet): Cemal Taşpınar

(Foreign Affairs, Pankaj Mishra, The Globalization of Rage, Kasım-Aralık 2016)

Çeviren: 

Cemal Taşpınar

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org