New Israel America

I

Carter’ın İsrail’e ilişkin yazdığı "Filistin: "Barış: Irkçılık Değil" kitabı taşıdığı tarihsel hatalar ve Filistin lehine İsrail aleyhine  retoriği nedeniyle önemli bilginler tarafından eleştiri konusu yapıldı. Kitap ayrıca Amerikan Evangalikanları İsrail’e verdikleri destekten vazgeçirmek gibi bir amaca sahip olduğu gerekçesiyle teolojik olarak da eleştirildi.

Esasında Carter’ın Yahudi devleti ile ilgili olarak dini bir probleme sahip olduğu gözüküyor. Kitap İsrail’in antik Yahudi devletinin yenilenmesi olmaktan ziyade modern ve temelde geçici bir demokratik yapılanma olduğu vurgulanıyor. Carter İsrail başbakanı Golda Meir’a Yahudi Tevrat’ından ayetlerle dersler öğrettiğini söylüyor. “Ortak tarihsel problem her ne zaman Yahudi liderler Tanrı’ya saf ibadetten vazgeçtilerse İsrail’in cezalandırıldığı olmuştu. Ben ona İşçi partisi hükümetinin seküler karakterinden rahatsız olup olmadığını da sordum.”

Carter ziyareti sırasında gezdiği kibutz sinagogunun neredeyse boş olduğundan şikayet ediyor ve İsrailli askerlere sunulan Tevrat dışında dini bir uygulamaya şahit olamamasından da şikayet ediyor. Ayrıca İsraillileri Samaritanlara yaptıkları kötü muameleden dolayı da kınıyor. “Aynı şikayetleri İsa 2000 yıl önce de duymuştu” diyor ve İsa’nın Yahya tarafından vaftiz edildiği Ürdün nehrinin suyunun çalınmasını da başka bir saygısızlık olarak görüyor.

Carter İsrail’de iki farklı kültürün olduğunu söylüyor. Biri Tevrat’ı kendilerine kılavuz bilen Yahudilerin antik kültürü ve diğeri işgal edilmiş Filistin topraklarında varlığını sürdüren ve en temel insan haklarına bile saygı göstermeyi reddeden seküler İsrail kültürü.

Seküler yada dindar kesin olan kendini başkanken bile “tam mesai Hıristiyanlık hizmetinde” gören bir Amerikan başkanı olan Carter’ı İsrail’in rahatsız ettiğidir. Ancak bu tavrıyla Carter kendini kendisinden önceki ve sonraki Amerikan başkanlarından olduğu gibi 400 yıllık Amerikan Hıristiyan düşüncesinden de ayırmaktadır.

II 

Nesiller boyunca Amerika’da yaşayan pek çok farklı mezhebe sahip din adamı ya da sıradan Hıristiyanlar Filistin’de Yahudi hakimiyetinin kurulması kavramını canı gönülden kabul etmişlerdir. Bu ihtiras daha ilk Püritenler Amerika’ya ilk ayak bastıklarında çok açıktı. William Bradford daha 1620’de Plymouth KayasınaSiyon’da Tanrı kelamını deklare etmeyi bize nasip et” diye yazmıştı. Bradford İngiliz muhalif Püritenlerin bir lideri idi ve dünya üzerinde bozulmamış bir din ve baskıya karşı direnme gücü aramakla Tevrat’a yönelmiş Protestanlardan biriydi. Orada onlar bir Tanrı buldular ki bu Tanrı onlara direkt olarak konuşuyor ve onları baskıdan özgürlüğe ulaştırma sözü veriyor ve atalarının toprağına geri dönüşü vaat ediyordu. Bu hikâyeyi durumlarına uyarlayan Püritenler kendilerini Yeni Yahudiler ve Amerika’yı da Yeni Vaat Edilmiş Toprak olarak gördüler. Onlar çocuklarına David, Benjamin, Sarah ve Rebecca gibi Yahudi isimleri verdiler ve Bethlehem, Bethen ve New Canan gibi 1,000’den fazla kasabayı ve şehri de Tevrat yer isimleri ile adlandırdılar.

Kendilerini Yahudilerle özdeşleştiren pek çok Kolonist Filistin’i Yahudi kontrolüne geçirme fikrini öncelikle kabul ettiler. Amerikan Bağımsızlığına giden yolda organize edilmiş Kıtasal Kongre’nin başkanı Elias Boudinot “Yahudilerin ne kadar dünyanın dört bir bucağına dağılsalar da Tanrı’nın gücüyle çok sevdikleri Filistin’e geri dönüşlerinin gerçekleşeceğini” tahmin etmişti. İkinci Amerikan başkanı John Adams “yüz binlerce Yahudinin” zafer içinde Filistin’e yürüyeceği günleri hayal etmiş ve “ben gerçekten Judea’da Yahudilere bağımsız bir ulus diliyorum” diye de yazmıştı. Amerikan Devrimi sırasında Amerika’nın Bağımsızlık mücadelesi ile Yahudiler’in kutsal topraklara geri dönüş mücadelesi arasındaki birlik Thomas Jefferson ve Benjamin Franklin’in dizayn ettiği ve Kongre’ye teklif edilmiş Musa’nın İsrail’in çocuklarını kutsal topraklara doğru ilerlettiği Büyük Damga’da tam anlamını bulmaktadır.

İhyacılık(Restorationism) Amerikan dini düşüncesinde temel bir tema ve Methodist, Baptist ve Presbyterian kiliselerin doktrinlerinin de ayrılmaz bir parçası oldu. New York Üniversitesi bilgini George Bush 1844 yılındaki best-seller kitabı “Tasavvur Vadisi”(The Valley of Vision) kitabında Amerika’yı ekonomik ve askeri gücünü Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak için adamaya çağırdı. Fakat yalnızca bir Yahudi devleti düşlemek pek çok Amerikalı için yetersizdi; bu yüzden İç Savaş öncesi bazı Amerikalılar Filistin’de koloniler kurmak için Amerika’yı terk etti. Bu yerleşimlerin amacı topraktan uzaklaşmış Yahudilere nasıl çiftçilik yapacağını öğretmek ve bir tarım toplumu kurmaktı. 1863’te Abraham Lincoln “Yahudileri İsrail’e tekrar konuşlandırmak pek çok Amerikalının paylaştığı asil bir rüyadır” demişti. Lincoln dahası eğer Kuzey kazanırsa bu amacı gerçekleştirmek için çalışacağını da belirtmişti.

19. yüzyıl ihyacı hareketi tam ifadesine 1891’de Orta-batılı bir sermayedar William Blackstone’un Başkan Benjamin Harrison’a yazdığı bir dilekçede kavuşmuştur. Blackstone Başkan’dan Filistin’de bir Yahudi dominyonu kurmak için uluslararası konferans toplamasını talep etmişti. Dilekçeyi imzalayanlar arsında herkesin tanıdığı John D. Rockefeller, J. Pierpont Morgan, Charles Scribner ve William McKinley gibi isimler de bulunmaktadır. Yüzyıl sonlarında bu amaca kendini adamışlar kendilerini Siyonistler olarak çağırdılar ve onların önemli bir kısmı da Yahudi olmaktan ziyade Hıristiyandı. Amerikan Başkanı Teddy Roosevelt “Kudüs çevresinde bir Yahudi devleti kurmak bana bütünüyle doğru gözüküyor” dedi ve “Filistin’in kontrolü Yahudilere verilmelidir” diye de ekledi.

Bu mülahazalar I. Dünya Savaşı sırasında Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konusunda Amerikan desteğini arayan İngilizlerin bölgeyi Yahudi bölgesi olarak ilan etmesinde büyük rol oynadı. Presbiteryen papazların oğlu ve torunu olan Woodrow Wilson en yakın danışmanlarının karşı çıkmasına karşın “bir rahibin oğlu olarak ben Kutsal Toprakları onun insanlarına teslim etmeliyim” diye konuştu. Wilson’ın onayıyla İngiltere Milletler Cemiyetinin mandasına temel olacak Balfour Deklarasyonunu yayınladı ki bu Yahudi devletini yaratacak 1947 Filistin Bölünme Planına öncülük edecekti.  

İsrail’i tanımak sorunu Harry S. Truman’a düşen bir vazife oldu. Baptist bir evde Kitab-ı Mukaddes’i kalbiyle mezcederek yetişmiş Truman Siyonist Amerikan Hıristiyan Filistin Komitesi’nin bir üyesi ve Yahudilerin Filistin’e göç etme haklarının da bir savunucusuydu. Truman yeni devleti tanıma temayülündeydi; ancak tüm dışişleri elidi bu karara karşıydı. Dışişleri yetkilileri Truman’ı eğer Amerika Siyonistleri desteklerse Arapların petrol kaynaklarının musluğunu kapatacağı ve Amerikan ekonomisini tehlike altına sokacakları ve dolayısıyla Avrupa’yı da Sovyet işgaline açık hale getireceği yönünde uyardı. Belki de yüz binlerce Amerikan askeri Yahudileri korumak için Filistin’e gönderilecekti.

Truman dikkatli bir şekilde bu uyarıları dinledi ve 14 mayıs akşam saat 6:11’de İsrail’i tanıyan ilk ulusun Amerika olduğunu dünyaya anons etti. Karar ulusal politik hesaplamalarla ilişkili olsa da İsrail gibi yeni ve kırılgan bir ülkeyi tanımanın riskleri ortadadır. Truman bunu yaptıysa bunun temelinde onun karakterinde yatan ihyacı itikat ve dini altyapı bulunmaktadır. Birkaç hafta sonra Truman bir Yahudi-Amerikan delegasyonla İsrail’in yaratılmasına yardım eden biri olarak tanıştırıldığında birden parladı: “Yaratmaya yardım etmek de ne oluyor? Ben Cyrus’um” dedi. Cyrus Yahudileri Babil sürgününden İsrail’e geri dönmelerine müsaade eden Pers kralının ta kendisidir.

1948’den beri Eisenhower ve Bush(I) gibi bazı Amerikan yönetimleri İsrail desteği konusunda daha az gönüllü ve Kennedy ve Nixon gibileri de daha fazla gönüllüdür. Ancak son 60 yılda Amerika İsrail’in varolması ve varlığını sürdürmesi konusunda hiçbir tereddüde sahip değildir. Amerikan-İsrail ilişkileri Batı kültürü, demokrasi ve dini kalıntılarla ortak bağlara sahiptir. Biliyoruz ki Başkan Lyndon Johnson’a Baptist babası Tanrı’nın seçilmiş halkı Yahudileri korumasını öğütlemişti. Bill Clinton’ın rahibi ölüm döşeğinde Başkan’dan İsrail’den vazgeçmeyeceği konusunda söz aldığını da biliyoruz. Son olarak belki de tarihin en İsrail taraftarı başkanı Bush(II)’nin kararlarında da inancın ne kadar rol oynadığını biliyoruz.

Açık olan Carter kitabıyla Amerikan Hıristiyanları İsrail konusunda verdikleri desteği tekrar düşünmeleri amacı taşıdığından hiç kuşku olmayan tavrıyla yukarıda anlatılan gelenekten ciddi olarak sapmaktadır. Bu yalnızca Evangalikan ya da Bushvari bir tavır değildir. Bu pek çok farklı Hıristiyanın ve kuşaklar boyu Amerikan liderlerinin sahip olduğu bir tavırdır. Carter İsrail’e ırkçı ve ayrılıkçı demekle kendini esasında Amerikan geleneğinden ayırmaktadır.

Yazar Bay Oren Kudüs’teki Shalem Center’ında araştırmacıdır. Kitabı “Güç, İnanç ve Fantezi: Amerika Orta-Doğu’da Ocak ayında yayınlanacak.   

Çeviren: Ekopolitik.org

(WSJ, 26 Aralık 2006, Michael B. Oren, Jimmy Carter’s book: An Israeli View)

Çeviren: 

Ekopolitik.org

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org