Musul Vilayeti Sorunu II: Osmanlı Vilayet Sistemi ve Musul Vilayeti

Musul Vilayeti Meclisi kendi statüsünü belirlemede yüksek ihtimal Osmanlı İmparatorluğu’nun zamanında uyguladığı yönetim modelinden faydalanacaktır. Bu yönetim modeli içinde Osmanlılar Musul Vilayeti’ni üç Sancak aracılığı ile yönetmiştir. Bunlar Arap nüfusun yoğun olduğu Musul Sancağı, Kürt nüfusun yoğun olduğu Süleymaniye Sancağı ve Türkmen nüfusun yoğun olduğu Kerkük Sancağıydı. Aynı şekilde MVM kendi bölgesini bu sancaklar vasıtasıyla yönetebilecektir. Ayrıca bu sancaklara günümüz koşulları düşünülerek daha sonra ihdas edilen Erbil ve Dohuk şehirleri de eklenebilecektir.

MVM mevcut halde Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin başkenti olan Erbil ya da başka bir şehri kendi toplanma ve yönetme merkezi olarak kabul edebilecek ve kendini bir tür üst meclis olarak görebilecektir. Bu bağlama uygun şekilde eski sancaklar yeni eklenenlerle beraber kendi yerel meclislerine sahip olabileceklerdir. Bu durumda her sancak (Musul, Erbil, Dohuk, Kerkük ve Süleymaniye) kendi yerel parlamentosunu kuracak ve tüm sancakların üst temsil organı olan MVM’ne de kendi temsilcilerini kendi sancaklarını temsil etmek üzere gönderebilecektir.

Osmanlı devlet adamları özellikle Tanzimat reformları sonrası süreçte kendi siyasi yapılarının mevcudiyetini ve bekasını sağlama noktasında daha sonraki kuşak Osmanlı aydınları ve devlet adamları tarafından da uzun tartışmalara konu olmuş bir takım toplumsal, ideolojik ve siyasi yönetim doktrinlerini uygulama sahasına geçirmeye çalışmışlardır. Özellikle Osmanlı Vilayet sisteminin kurulması sürecini başlatarak Osmanlı devlet adamları toplumsal yapının insicamını ve birlikteliğini sağlamaya dönük olarak Osmanlıcılığı, hukuksal ve siyasi bütünlüğün ve beraberliğin korunması amacına matuf olarak da göreceli bir adem-i merkeziyeti  (decentralization) esas alan bir siyasi yönetim modelini benimsemişlerdir.  (Murat Sofuoğlu, Forward United States of Middle East)

Osmanlı devlet adamları bu çerçevede ihdas edilen Vilayet yönetim üniteleri içinde Vilayet İdare Meclisleri’ni oluşturmuşlardır. Osmanlı devlet adamları, bütünlüğünü koruma savaşı veren Osmanlı devlet sistemini yerinden yönetimi güçlendirerek daha sağlam bir zemine oturtmaya çalışmışlardır. Osmanlı siyasası Vilayet İdare Meclisleri (VİM) aracılığıyla imparatorluk merkezinden uzak bölgeleri daha iyi yönetebileceğini düşünmüş ve VİM’in geleceğin yerel parlamentoları olmasını amaçlamıştır. (A.g.e)

Ancak bu bir bakıma yarı özerkliğin, adem-i merkeziyetçiliğin ya da decentralization’un kabul edildiği model özellikle XIX. yüzyıl sonu ve XX. Yüzyıl başında başta Ortadoğu olmak üzere Balkanlar ve diğer bölgelerde başdöndürücü bir şekilde gelişen siyasi denklemler ve dengeler karşısında sözkonusu realitelerle çarpışmak durumunda kalmıştır. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu özellikle Ortadoğu’da sömürgeci güçlerce Sykes-Picot ile çizilen sınırları kabul etmek zorunda kalmış ve parçalanma trendine girmiştir.

Tüm bu gerçekliğe karşın Osmanlı halef devletleri olarak merkez ülkesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti VİM’i yeni oluşturduğu il yönetim modeline il genel meclisleri ve encümenler olarak adapte ederken Sykes-Picot sonrasıOrtadoğu’da kurulan çoğu diğer halef devletlerin ülke meclisi bir bakıma Osmanlı Vilayet idare sisteminin yerel uzantılarının, yani VİM’in, esasında devletleşmiş halinden çok farklı bir görünüm arzetmemektedir.

O halde Sykes-Picot ile Ortadoğu’da kurulan statünün I. ve II. Körfez Savaşları ile gitgide bulanıklaştığı, son Arap Baharı rüzgarlarının Suriye’de kanlı bir döngüye ve savaşa dönüştüğü ve nihayet IŞİD’ın ortaya çıkışı ve hem Suriye hem Irak’ta toprak zaptedebilecek bir noktaya erişmesi vaziyetleri çerçevesinde Osmanlı merkez ülkesi olan Türkiye’nin halefi olduğu Osmanlı siyasasının uygulamaya koyduğu VİM’ni kendi ülkesi kadar Ortadoğu’daki siyasi kaos ve karışıklıklara bir çözüm bulma çaresi olarak ileri sürme imkan ve kabiliyetlerine sahiptir. (Süreç Analiz: Washington Post, David Ignatius, Ortadoğu Vilayetleri mi?)

Böylesi bir politikanın Türkiye tarafından benimsenmesinin ilk doğal sonucu tarihi bir rabıtaya sahip olduğu Musul Vilayeti ile olan ilişkisini yukarıda öngörülen ve varsayılan MVM’nin oluşum çerçevesine paralel olarak yeniden canlandırmaktır ki bu bir yandan Türkiye’nin kendi sistemini yukarıda aktarılan Osmanlı müktesebatının ve modelinin mirasını günümüzde taşıyan devlet adamları tarafından açılmasını diğer yandan ise Musul Vilayeti başta olmak üzere sabık Vilayetler ile geçmişten bugüne devam edegelen ilişkilerin günümüz koşullarında yeniden yapılandırılmasını gerekli kılmaktadır.

(Süreç Analiz, 13 Eylül 2014)

* Murat Sofuoğlu Süreç Araştırma Merkezi Direktörüdür.

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org