Musul Vilayeti Sorunu I: Hatay Meselesi ve Musul Vilayeti Sorunu Paralelliği

Türkiye Musul Vilayeti’ni Lozan sonrası İngiltere-Türkiye görüşmelerini müteakip Cemiyet-i Akvam’ın belirlediği hukuka binaen Ankara Anlaşması ile şartlı olarak İngiliz mandası altındaki Irak yönetimine bırakmıştır. Bu koşulluluk uluslararası hukukta “obligations of international concern” (uluslararası ilgiye mazhar prensipler) olarak bilinmektedir. Bunlar azınlık ve özel mülkiyet haklarıdır. Irak devleti daha önce Ankara Anlaşması’na zemin hazırlayan Cemiyet-i Akvam’ın Musul Vilayeti üzerine hazırladığı raporunda da beyan edilen sözkonusu haklara saygı duyacağının garantisini 1932 Irak Krallığı Deklarasyonu ile vermiştir. Türkiye BM dokümanlarına da tartışmalı bölge statüsü ile aktarılmış olan Vilayeti bu koşullar altında üstelik bağımsız bir Irak devletinin namevcut oluşu çerçevesinde mezkur İngiliz manda yönetimine bırakmıştır.

Bu çerçevede 1921 yılında Türkiye’nin Fransa ile yaptığı kritik Ankara Anlaşması ile belirlenen İskenderun Sancağı statüsü ile Türkiye’nin 1926 yılında bu sefer İngiltere ile Musul Vilayeti’nin statüsünü belirlemek üzere yaptığı aynı adlı Ankara Anlaşması’nın dayandığı hukuksal zemin arasında büyük benzerlikler vardır. Fransa ile yapılan 1921 Ankara Anlaşması’nın 7. maddesi aynen şöyledir: “İskenderun Bölgesi (Hatay) için özel bir idare usulü tesis olunacaktır. Bu mıntıkanın Türk ırkından olan ahalisi kültürlerinin inkişafı için her türlü teşkilattan faydalanacaklardır. Türk lisanı orada resmi dil olacaktır.” (Madde 7)

Türkiye Cumhuriyeti Fransa ile kararlaştırılan bu hukuk çerçevesinde Fransa’nın Suriye mandasının sona erme tarihi olan 1935 yılı itibariyle sancak ile olan rabıtasını güçlendirecek girişimlerini arttırmıştır. Bu bağlamda II. Dünya Savaşı öncesi fevkalade şartların da oluşturduğu elverişli koşullar altında önce “Hatay Meselesi”ni Cemiyet-i Akvam’a taşımıştır (1937). Milletler Cemiyeti meseleyi ele almış ve Sancak için bir anayasa hazırlamıştır. Taraflarca kabul edilen Anayasa Sancak’ı “farklı ama Suriye’den ayrılmamış” bir statü içinde tanımlamıştır (Kasım 1937).

Kabul edilen anayasal zemin çerçevesinde yapılan seçimler sonucu toplanan Sancak meclisi (22 Temmuz 1938) Cemiyet-i Akvam’da tarafların hazırladığı anayasayı kabul etmiş ve bağımsızlık kararı vermiştir (Eylül 1938). 29 Haziran 1939 yılında Hatay Devleti Türkiye’ye katılma kararı almış ve TBMM 7 Temmuz 1939 tarihinde bu kararı onamıştır.

Yukarıdaki Hatay Meselesi bağlamı “Musul Vilayeti Sorunu” çerçevesinde düşünüldüğünde benzerlikler aşikar olacaktır. 1926 Ankara Anlaşması’nın hukuksal zemini olan Cemiyet-i Akvam Araştırma Komisyonu raporu Musul Vilayeti’ni tartışmalı bölge olarak kabul etmekte ve “obligations of international concern” (uluslararası ilgiye mazhar prensipler) denilen bölgede yaşayanların azınlık ve özel mülkiyet haklarının korunması çerçevesinde İngiliz mandası altında olan Irak’a şartlı bir bağlanmayı uygun görmüştür. Bu çerçeve Britanya mandasının kalkması sonucu 1932 yılında bağımsızlığını ilan eden Irak’ın Cemiyet-i Akvam’a yaptığı “Irak Krallığı’nın Deklarasyonu” ilanında kendini aşikar etmektedir.

Türkiye’nin Fransa ile yaptığı ve İskenderun Sancağı’na özel bir statü veren 1921 Ankara Anlaşması’nın 7. maddesine çok benzeyen Irak Krallığı Deklarasyonu’nun 9. maddesi Musul Vilayeti topraklarının özel bir statüye sahip olduğunun Irak devleti tarafından kabul edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Deklarasyonun 9. maddesi aynen şu şekildedir:

“1. Irak, Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye livalarındaki nüfusun büyük çoğunluğunu Kürt ırkının teşkil ettiği kazalarda resmi dilin Arapça ile birlikte Kürtçe olmasını garanti eder.

Bununla birlikte, nüfusun çoğunluğunun Türkmen ırkından olduğu Kerkük livasına bağlı Kifri ve Kerkük kazalarında, resmi dil Arapça ile birlikte Kürtçe veya Türkçe olacaktır.

2. Irak mezkur kazalarda makul bir miktar istisnalar hariç olmak üzere devlet memurlarının her ihtimale karşılık yeterince Kürtçe veya Türkçe bileceklerini garanti eder.

3. Her ne kadar işbu kazalarda memurların seçiminde ölçü Irak'ın diğer taraflarında olduğu gibi ırktan ziyade yeterlilik ve dil bilgisi olacak ise de, Irak, memurların şimdiye kadar olduğu gibi mümkün olduğu kadar mezkur kazalardaki Iraklılardan seçileceğini de taahhüt eder.”(Madde 9)

Görüldüğü üzere 1932 Irak Krallığı Deklarasyonu’nun 9. maddesi ile 1921 Ankara Anlaşması’nın 7 maddesi arasında büyük benzerlikler vardır ve her iki maddenin de iki ayrı bölge (İskenderun Sancağı ve Musul Vilayeti) için özel bir statü tanıyan bir rejimi düzenlediği ortadadır. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin 1930 sonlarında İskenderun Sancağı için işlettiği uluslararası hukuk sürecini aynen Musul Vilayeti için de işletmesi mümkündür ve gayet mantıklıdır.

Irak devleti 1932 yılında bağımsızlığını kazandığından bu yana Musul Vilayeti statüsüne ve Vilayet unsurlarına BM’nin muhtelif kararlarıyla da sabit olduğu gibi Cemiyet-i Akvam’ın düzenlediği hukuka uygun bir muamelede bulunmamıştır. Türkiye doğal olarak şartlı bir şekilde verdiği Vilayetin şartlara uygun yönetilmemesi halinde Vilayet halkları ile Vilayet’in tarihsel statüsü çerçevesinde varolan hakları mucibince kendini ilişkilendirmek ve hakların savunulmasını sağlamak için yukarı izah edilen çerçevede aşikar bir hukuksal zemine haizdir.

Bunun için öncelikle Irak’taki IŞİD’ın Musul’u almasını müteakip gelişen fevkalade şartların ve Irak’ın devlet ve ülkesel bütünlüğünün halihazırda tehdit altında olduğu vaziyetlerinin gözönüne alınması talebi çerçevesinde aynı devlete şartlı bir şekilde bağlanmış olan Musul Vilayeti’nin statüsünün belirlenmesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin aynen İskenderun Sancağı statüsünün belirlenmesi bağlamında Milletler Cemiyeti’nde Hatay Meselesi’ni gündeme getirmesinde olduğu gibi aynı talebin bir benzerini Cemiyet-i Akvam’ın 1946 yılı itibariyle halefi olan Birleşmiş Milletler’de gündeme getirmesi gerekmektedir.

Bundan sonraki safhada talebin yerinde görülmesi çerçevesinde BM bünyesinde kurulacak komisyon Musul Vilayeti’nin statüsünü belirleyecek anayasal çerçeve belgesini hazırlayacaktır. Bu belge Musul Vilayeti’nde yapılacak seçmen kütük araştırmalarını ve seçimlerini müteakip Musul Vilayeti Meclisi’ni oluşturacaktır.

Toplanan Musul Vilayeti Meclisi (MVM) BM tarafından tespit edilen statüyü ve anayasal çerçeveyi değerlendirecektir. Bu değerlendirmeler çerçevesinde MVM Musul Vilayeti’nin statüsünü belirleyecektir. Burada bağımsızlık ilanı, Türkiye’ye katılma ya da Irak’ta kalma seçenekleri Hatay Sancağı sürecinde olduğu gibi Musul Vilayeti sürecinde de MVM tarafından ele alınacak ve Türkiye ile ilgili devletler tarafından yakın takip altında gereğince işletilecektir.

Musul Vilayeti Sorunu II: Osmanlı Vilayet Sistemi ve Musul Vilayeti yazısı için tıklayınız...

(Süreç Analiz, 12 Eylül 2014)

* Murat Sofuoğlu Süreç Araştırma Merkezi Direktörüdür.

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org