Musul ve Başkanlık Referandumu Tartışmaları...

 

 Türkiye Gündemi

19 Ekim 2016

 

Yeni Şafak: Salih Tuna: Kumpası herkesten önce gören adamın Musul uyarısı

Rahmetli Erbakan'ın lideri olduğu MSP (Milli Selamet Partisi) başta olmak üzere Milli Görüş hareketi denilince akla gelen ilk isimlerdendi. Evet bildiniz, Oğuzhan Asiltürk'ten bahsediyorum. Şimdilerde tabela partisi haline gelen Saadet Partisi'nin Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanlığını yapıyor. Doğrusunu isterseniz ne partisi ne de görevi umrumda. (Şayet Saadet Partisi, 2013 öncesinde olduğu gibi sonrasında da Fetullah Gülen örgütüne karşı çıksaydı, elbette böyle demezdim. Yazık ki, Kamalak'ın Saadet Partisi 2013'ten sonra mahut örgüte karşı çıkmak şöyle dursun, durumdan vazife çıkartmaya bile gönül düşürür pozisyon aldı. Halbuki, FETÖ'ye karşı çıkmak, Milli Görüş geleneği içinde yer aldığını iddia eden partiye en çok yakışandı.)Umrumda olan, Oğuzhan Bey'in ne söylediği. Bakınız, Musul dolayımında nereye dikkat çekmiş: “Bölgeyi karıştıranlar Türkiye'yi İran'la savaştırmaya çalışıyorlar. Buna dikkat edilmelidir.”Diyeceksiniz ki, ne var bunda, nihayetinde spekülatif bir ifade değil mi, herkes söyleyebilir. Doğrudur, herkes söyleyebilir. Lakin herkes daha önce, “Ergenekon Amerikan işidir” dememişti. Hayır hayır, hiçbir şeyi karıştırdığım falan yok; müsaade edin de anlatayım. Devamı için...

 

Cumhuriyet: Aydın Engin: Ne iyi: Sahada da masada da yokuz

Bizimki nerede bir toplantı bulduysa kürsüye çıkıyor ve gürlüyor: Masada da sahada da olacağız. Sonra uzun uzun orada olma hakkımız üstüne kanıtlar, tanıtlar sıralıyor. Irak’la 378 kilometrelik, Suriye ile 911 kilometrelik sınırlarımızdan, her iki ülkede Osmanlı egemenliğinden kaynaklanan kopmaz bağlarımız olduğundan, Türkiye’nin sınır güvenliği için gerekirse Irak ve Suriye’de askeri harekât yapma zorunluğumuzdan filan söz ediyor. O uzun ve günlerdir yinelenen konuşmanın sonu hep aynı cümleyle bağlanıyor: Masa da sahada da olacağız. İyi de Irak tartışmasının kilidi olan Musul’un IŞİD’den arındırılması için çoktan operasyon başladı. Bugün üçüncü gün. Görünüşe göre kuzeydoğudan Barzani’ye bağlı peşmerge birliklerinin, güneyden Şii ağırlıklı Irak ordusu ve ona destek veren Sünni güçlerin, havadan ABD uçaklarının nicel ve nitel gücü karşısında IŞİD’in direnme olanağı pek az. Yani Musul düştü düşecek gibi. Ama bizimki ısrarla yineliyor: Masada da sahada da olacağız. Oysa sahada bitiyor gibi. Masada ise işi bitirenler olur; tribünde oturup izleyenler değil... Devamı için...

 

Habertürk: Soli Özel: Musul ve sonrası

Ebubekir el Bağdadi, önderliğini yaptığı örgütün yani ()İD’in kurduğu hilafeti Musul’un Merkez Camii’nde iki yıl kadar önce ilan etmişti. Bağdadi, Suriye’den Irak’a uzanan bir bölgeyi kontrol altına alarak sınırları yok ettikleri için de Osmanlı’nın Arap topraklarını Britanya ve Fransa arasında paylaştıran Sykes-Picot anlaşmasını da geçersiz kıldıklarını ilan etmişti. Örgütü diğer cihatçı örgütlerden ayıran özelliği belli bir toprak parçasını yönetmeye, hükümranlığını kanıtlamaya verdiği önemdi. Kısacası, ()İD bir devlet kurma projesiydi. Sanıyorum Barack Obama ve kurmayları da ()İD’in terör eylemleri kadar hatta belki bundan da fazla örgütün devletleşme projesine odaklanmayı doğru buldular. Ortadoğu’yu paramparça edecekler diye konuşanların temelsiz beklentilerinin aksine, en azından şimdilik baş hedef olarak yerleşik sınırların korunmasını koydular. Bu sınırlar ve o sınırlar içinde başkentlerin hâkimiyeti giderek zayıflamasına rağmen görüntünün muhafaza edilmemesi tüm büyük güçler açısından önem taşıyordu. ABD’nin çok yavaş giden ()İD ile mücadelesi aslında örgüte büyük zarar verdi. Elinde tuttuğu toprakların çoğunu kaybettiği gibi, yeniden bunları kazanmasının mümkün olamayacağı bir gerileme yaşadı. Para kaynakları kurudu. Devletleşme projesinin önlenmesi, savaşçıların giderek muharebe iradesini yitirmeleri gibi gelişmeler de, ABD’nin sistematik olarak örgütü geriletecek ağır bombardımanları da Kobani kuşatmasından sonra ivme kazandı. Devamı için...

 

T24: Yalçın Doğan: MHP’de ilk çıkış Ümit Özdağ’dan: "Ret oyu vereceğim"

Derinden derine veren bir tartışma başlamak üzere MHP’de. Konu malum: “Devlet Bahçeli parti içinde kime danışarak, kimden görüş alarak, partinin hangi organlarında tartışarak Türkiye’de başkanlık için adım atıyor?”Arkadan ikinci soru geliyor: “Başkanlık sistemi bir rejim değişikliğidir. Türkiye’nin yüz yıla yakın devam edegelen siyasal rejimini başkanlık sistemiyle değiştirmek için harekete geçen Devlet Bahçeli  bu sistemi Tayyip Erdoğan’a hangi gerekçeyle hediye etmektedir?” Arkadan üçüncü soru geliyor: “Rejim değişikliği Türkiye siyasal hayatında olağanüstü bir değişimdir. Devlet Bahçeli bu değişim için parti organlarının da ötesinde, mutlaka partisinin kongresinden karar çıkarmak zorundadır. Bu konunun tartışılması için kongreye gitmekten neden kaçınmaktadır?” Durup dururken ve hatta AKP’lilerin bile “artık unutmak üzere oldukları başkanlık sistemini” yeniden ateşleyen Devlet Bahçeli sadece kendi siyasal hayatını, partisini değil, Türkiye’yi de sonu belirsiz bir maceraya sürükleyen aktörlerin başında geliyor. Kendi siyasal hayatı zaten son demlerini yaşıyor ama, partisi öyle değil. Ne var ki, başkanlık sistemi ile birlikte partisini de iğdiş ediyor. Öyle ya, demokratik parlamenter sistem içinde şu ya da bu biçimde, MHP’nin her zaman “koalisyon ortağı”, dolayısıyla iktidar olma olasılığı var. Buna karşılık, başkanlık sistemine geçilirse, MHP’nin hiç bir şansı yok. Devamı için...

SÜREÇ ANALİZ

www.surecanaliz.org

 

 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org