Mülteci Botları ve Afrika Kapitalizmi

HAMBURG, Almanya — Birkaç gün öncesine kadar, muazzam bir Çin e-pazarı olan Alibaba’dan “müleci botu” sipariş edebilirdiniz. Bu, birkaç yüz dolara satılan Çin yapımı kauçuk botlar, sipariş sayfasında söylenene göre, “bot tamamen su dolduğunda” dahi, “batmayacak kalitede.”

Yaz geldi ve bir kez daha, binlerce göçmeni Akdeniz üzerinden Avrupa’ya -Alibaba’da bulunan botlardan çok daha farklı botların içinde- gönderen Kuzey Afrikalı insan kaçakçıları için yoğun dönem başladı. Pek çoğu battı, her yıl binlerce insanın ölümüne sebep olarak.

2017 yılının ilk yarısında en az 2.300 göçmen boğuldu ve geçiş sayısı giderek artıyor. Yalnızca Haziran ayının son haftasında, Uluslararası Göç Örgütü'ne göre, Afrika'dan gelen 10.000'den fazla göçmen İtalya'ya vardı ve böylece toplam 100.000'e ulaştı. Uluslararası Af Örgütü, 2017'in "dünyanın en ölümcül göç yolunun, en ölümcül yılı" olacağından korkuyor.

Kapsamlı bir çözüme ulaşılması zor, Avrupa Birliği, geçen hafta şişirilebilir teknelerin ve deniz motorlarının Libya'ya ihraç edilmesini öngören bir anlaşmaya ufak adımlar attı - bu da Alibaba’dan kaybolmasını açıklıyor.

Güney-kuzey göçünün ardındaki köklü sebepler dikkate alındığında, sendikanın bot yasağı oldukça komik: savaş, işsizlik, toplumsal huzursuzluk, terör, dini baskı; Afrika'nın hızla yükselen doğum oranları ile daha da kötüleşti. Genç işsizliği hali hazırda yüzde 50 civarında. Ortalama 18 yaş ve 2050 yılında iki katına çıkacak olan popülasyonla birlikte, kıta her sene yaklaşık olarak 20 milyon yeni işe ihtiyaç duyuyor, diye açıklıyor Uluslararası Para Fonu.

Yine de Avrupa'nın yanlış şeyleri suçlama eğilimi mevcut. Özellikle sol için, Afrika'nın sorunlarının köklü sebepleri arasında, Batı sömürüsü, adaletsiz ticaret ve kapitalizmin kendisi bulunuyor- çoğu, halklarının sonsuz sefaletinden nasıl kâr elde edeceğini bilen, bozuk Afrika hükümetleri tarafından hoş karşılanan bir dikkat dağılımı.

Esasen, Afrika’da daha az kapitalizme değil, daha fazlasına ihtiyaç var.

Elbette ki Avrupa'nın Afrika'ya tarihsel bir borcu var, ayrıca yardım ve cömert bir göç politikası aracılığıyla kıtaya yardım etme konusunda pratik bir ilgisi var. Ancak, Avrupa'da suçluluk duyan ve Afrika'da mağdur olan, her iki tarafta da devam eden zihniyetler değişmezse, "kalkınma yardımı" olarak bilinen 60 yıllık hayal kırıklık zinciri devam edecektir.

Afrika'nın bu kadar fakir olmasının başlıca nedeni, liderlerinin çoğunun bir piyasa ekonomisine, eğitim, mülkiyet hakları, hukukun üstünlüğü, güvenilir vergi planları, uygun bir bankacılık sektörü gibi konularda temel sunamamasına ya da sunmaya isteksiz olmasına bağlıdır.

Mısır'ı ele alalım. Kahire'deki Avrupalı ​​diplomatlar bana geçenlerde, ülkenin çöküşün eşiğinde olmasından korktuklarını söylediler. Enerji ve su kaynakları arızalı ve gıda fiyatları artıyorken, ülke nüfusu (92 milyon, Hollanda'nın büyüklüğünde yaşanabilir bir alana sıkışmış) yılda 2.5 milyon büyüyor. Vatandaşlarının sadece yüzde 74'ü okur-yazar ve ülkenin nüfus artışına ayak uydurmak için ekstra 90.000 öğretmene ihtiyacı var.

Yolsuzluk ve yasal belirsizlik düşmanca bir iş ortamı yaratır. Mısır kırsalından bir tıbbi yardım görevlisi, birçok kadın genç yaşta evlendiğini ve doğum kontrolü üzerine düşünmeden önce hamile kaldığını söyledi. Miras kanunu ve erkeklerin soylarını benimseyen bir kültür sayesinde, durum daha da kötüleşti, "Üç kızı olan bir aile, doğal olarak sonraki çocuğu bir oğlan istiyor" dedi.

Ne okuma yazma ne de arazi sahibi olan bir Afrika çiftçisi, bir traktör almak için kredi alacak durumda değil ve bir traktörü olmadan da hiçbir zaman bir ihracatçı haline gelemeyecek. Avrupa korumacılığı ya da Batı pazarının liberalizm dayatmaları, genellikle epey ikincil bir sorun.

Ekonomi uzmanları Daron Acemoğlu ve James A. Robinson "Why Nations Fail" adlı etkileyici kitabında, Avrupa / Kuzey Amerika ve Afrika / Latin Amerika toplumları arasındaki önemli farklılığı saptadı: Önce gelenler, insiyatif ve performansı ödüllendiren kapsamlı kurumlar inşa ettiler; sonra gelenler ise, insanların emeğinin meyvelerini çiğneyen çıkarıcı kurumlara bağlı kaldılar.

"Geçen yüzyıl boyunca güvensiz mülkiyet hakları ve ekonomik kurumlar altındaki nüfuslarını yoksullaştıran Afrika halklarının liderleri, nüfuslarının çoğunu yoksullaştırdı" diye yazdılar "böyle yaptılar, çünkü bundan kaçamadılar ve bunun karşılığında kendilerini zenginleştireceklerdi. Diğer bir deyişle, Afrika'nın politik sistemleri, üretkenliğin temel ön şartını genellikle oluşturmuyor; bir ülkeyi zenginleştirmek için teşvikler mühim.

Bu nedenle kalkınma yardımı, delik açılmış bir kovaya su dökmek gibi bir etkiye sahip.

Alman hükümeti, şimdi Avrupa çapında "Afrika için Marshall Planı" öneriyor; bu, diğer şeylerin yanı sıra kalkınma yardım fonlarını özel yatırımları sağlama almak için değiştirmeye ve Avrupa'daki ticaret engellerini azaltmaya yönelik ilk adımları atmak olacaktır. Ayrıca, bölgenin liderleri için, birlikte hareket etmeleri adına güçlü bir teşvike sahip olan reformu benimsemiş olan ülkeleri de destekliyor.

En iyi senaryoda, bu yaklaşım, Avrupa'yı kalkınma yardımını, ahlaki bir merhametsizlik ve karmaşık bir soruna kolay bir çözüm gibi görme bağımlılığından uzaklaştıracaktır. Almanya gerçekte bunu gerçekleştirebilir mi, diğer birlik devletlerini serbest Pazar ve yatırım liderliğindeki yaklaşımın ardında toplayabilir mi? Tahmin etmek zor. Ancak başarısız olsa bile, yine de Avrupa'da en azından bazı kişilerin değişime ihtiyaç duyduklarını bildiğini gösteriyor.

 

Çeviren (Tam Metin): Gaye Polat

(NYT, Jochen Bittner, “Refugee Boats” and African Capitalism, 27 Haziran 2017)

Çeviren: 

Gaye Polat

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org