Mine Baysan: Türkiye - Kürdistan Bölgesel Yönetimi: Güvenlikçi Politikadan Enerji İşbirliğine

 

Güvenlikçi Politikadan Enerji İşbirliğine

1926 yılına kadar Osmanlı toprakları içinde kalan Kuzey Irak bölgesi, bu tarihten sonra tamamen Irak’a bırakılmıştır. Bu bölgede yoğun olarak yaşayan Kürtler, Irak hükümetiyle sürekli bir iktidar mücadelesi içinde olmuş, bu mücadelenin sonunda 1970 yılında Kürtlere bölgesel özerklik verilmiştir. Fakat bu özerklik pratikte hayata geçirilmemiş 1970-1974 yılları arasında türbülanslı bir süreçte belir belirsiz bir uygulamaya sahne olmuştur. Kürt nüfusun yoğun olduğu petrol zengini Kerkük ve Hanaqin gibi şehirlerin Kürt bölgesi içinde sayılmaması ve merkezi hükümetin Kürtleri Araplaştırma politikası izlemesi Kürtlerle merkezi yönetim arasındaki gerilimi silahlı çatışma boyutuna taşımıştır. Bu çatışmalar İran ve Irak arasındaki sınır anlaşmazlığından dolayı İran'ın Kürtleri desteklemesiyle şiddetlenmiştir.

İran ve Irak 1975’te Cezayir Antlaşması'nı imzalayarak aralarındaki sınır problemini çözünceİran Kürtlere desteğini çekmiş ve Kürtler Irak merkezi yönetimi karşısında yalnız kalmıştır. Bunun sonuçları ağır olmuş, merkezi yönetimin saldırıları sonucu Kürtler ağır zayiat vermiş ve güçlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Özellikle Cezayir Anlaşması sonrası süreçte Irak devleti tarafından Kürtlere özerklik tanıma düşüncesi rafa kaldırılmıştır. Pratikte Kuzey Irak’ta Kürtlerin özerklik kazanması I. Körfez Savaşı sonrası süreçte gerçekleşmiştir.

Kuzey Irak’taki Kürt mücadelesinin 1979’a kadar baş aktörü Molla Mustafa Barzani’dir. 1945 yılında kurduğu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile mücadelesini sürdüren Barzani’nin 1979 yılında hayatını kaybetmesiyle yerine oğulları İdris ve Mesut geçmiştir. 1987 yılında İdris’in ölmesiyle Mesut Barzani partinin tek lideri olmuştur. Kuzey Irak’ta bir diğer önemli Kürt aktör, daha önce KDP içinde yer alan ve 1975’te Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’ni kuran Celal Talabani’dir.

1980’de başlayan İran-Irak Savaşı’nı Kürtler kendi mücadeleleri için bir fırsat olarak görmüşler ve tekrar ayaklanmışlardır. KDP İran’dan, KYB Suriye ve Libya’dan destek istemiştir. Birlikte hareket etmenin güçlerini pekiştireceğini anlayan KDP ve KYB, 1985 yılında Irak Kürt Cephesi’ni kurmuştur. İran-Irak Savaşı’nı fırsat bilip ayaklanan Kürtleri cezalandırmak isteyen Saddam Hüseyin, Kürtlere karşı Enfal Operasyonu adı altında bir askeri operasyon düzenlemiş, zehirli gazların da kullanıldığı bu operasyondan kaçan Kürtler Türkiye’ye sığınmıştır. Bu da Irak Kürtleri ve Türkiye Kürtleri arasındaki iletişimi pekiştirmiş, Kürt hareketinin güçlenmesini sağlamıştır.

PKK’nın 1980 başlarında Kuzey Irak’a iyice yerleşmesi ve buradan aldığı lojistik destekle Türkiye’ye saldırması sonucu Irak ve Türkiye arasında 1984 yılında Güvenlik Protokolü imzalanmıştır. Türkiye Kuzey Irak’a düzenlediği sınır ötesi operasyonlarını bu protokole dayanarak yapmıştır. Ancak Irak’ın, Enfal Operasyonu’ndan kaçıp Türkiye’ye sığınan Kürtlerin sıcak takibini istemesi ve bu talebin Türkiye tarafından reddedilmesi, protokolün feshine neden olmuş ve Türkiye sınır ötesi operasyonları için hukuki zeminini kaybetmiştir. Enfal Operasyonu’yla PKK, Kuzey Irak’a iyice yerleşme olanağı bulmuş ve Irak- Türkiye ilişkilerinin gerilmesiyle Irak merkezi hükümetinin desteğini almıştır.

1983’te PKK ile Dayanışma İlkeleri adlı bir antlaşma imzalayan KDP, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarından ciddi bir şekilde zarar görmeye başlayınca 1987’de bu antlaşmayı lağvetmiş ve PKK’yı terörist grup olarak tanımlamıştır. KDP, PKK’yla artık işbirliği yapmayacak olmasını PKK’nın masum sivilleri öldürmesinden kaynaklandığını dile getirmiştir.

Körfez Savaşı’nın da Kuzey Irak-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir etkisi vardır. Savaş yüzünden Irak’a uygulanan ekonomik ambargo ve yaptırımlar doğrultusunda Yumurtalık- Kerkük Petrol Boru Hattı’nın kapatılması sonucu, Türkiye petrol ihtiyacının bir kısmını Kuzey Irak’tan gelen petrol tankerleriyle karşılamıştır. Ve Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’tan çekilmesiyle Türkiye’nin sınır güvenliğiyle ilgili muhatabı Kuzey Irak’taki Kürt bölgesi olmuştur.

Körfez Savaşı’nın, Kuzey Irak’taki Kürtlerin güçlerini konsolide edebilmesi bağlamında da önemli bir sonucu vardır. Iraklı Kürtleri Saddam Hüseyin’in saldırılarından korumak amacıyla ABD tarafından düzenlenen Huzuru Temin Harekatı, uçuşa yasak bölge uygulaması ve merkezi Irak hükümetinin bölgeden devlet memurlarını çekmesi Kürtlere daha özgür hareket etme imkanı sunmuş ve 1992’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi ilan edilmiştir. Aynı tarihte yapılan seçim sonucunda KDP ve KYB parlamentoda eşit seviyede temsil edilmiştir. Daha sonra bozulan KDP- KYB ilişkilerinin düzelmesi için Türkiye arabuluculuk yapmıştır. Bu iki parti arasındaki çekişmeden PKK’nın avantaj elde edeceğini düşünen Türkiye, Ankara Görüşmeleri’ni başlatmıştır. Bu görüşmeler sonucu taraflar  ateşkes konusunda uzlaşmışlardır.

Körfez Savaşı sonrasında KDP ve KYB, PKK’ya karşı tutumlarını sertleştirmişler, Peşmerge PKK’ya karşı saldırılar gerçekleştirmiştir. Kuzey Irak’ta devletleşme çabasında olan Irak Kürt Cephesi, PKK’nın kendi mücadelelerine ve meşru duruşlarına zarar verdiğini düşündüklerinden böyle sert bir tavır almayı tercih etmiştir.

90’lı yıllarda Türkiye Kuzey Irak’a çok sayıda sınır ötesi operasyon gerçekleştirmiştir. Bu operasyonlar PKK’ya büyük zararlar verse de onu bitirmeye yetmemiştir. Türkiye PKK ile mücadelede Irak Kürt Cephesi’yle işbirliği yapmış ve 1992’de Şemdinli Mutabakatları imzalanmıştır. Mesut Barzani ve Celal Talabani’nin de imzası bulunan bu anlaşmaya göre ortak sınır karakolları oluşturulması kararlaştırılmıştır. Irak Kürt Cephesi’nin Türkiye’yle işbirliği yapmasına rağmen KDP ve KYB farklı dönemlerde PKK’ya destek olmuşlardır. Ayrıca bu iki partinin kendi arasındaki çekişmesinden yararlanan PKK gücünü konsolide etmiştir.

2000’li yılların başında Amerika’nın Irak’ı işgali ve Saddam Hüseyin’in devrilmesi, Türkiye- Kuzey Irak ilişkilerinde önemli bir gelişme olmuştur. Kuzey Irak Kürtleri işgalde Amerika’ya destek vermişler ve bundan faydalanarak güçlerini arttırmışlardır. Savaştan sonra Kürtçe Irak’ın ikinci resmi dili olmuş, Peşmerge güçleri Kürdistan bölgesinin yasal güvenlik gücü olarak kabul edilmiştir. Kürdistan bölgesi, merkezi bütçeden %17’lik pay alma hakkına sahip olmuştur. Ayrıca Kürdistan Bölgesel Yönetimi yasal bir statü kazanmıştır. Bu gelişmeyle, yasal statüye sahip olan seçimlerde Mesut Barzani, Kürdistan Bölgesi Başkanı seçilmiştir. Irak genelinde yapılan seçimlerde ise Celal Talabani cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Kürdistan Bölgesel Yönetimi, merkezi yönetimden daha istikrarlı bir tablo sergilemiş ve özellikle 2006’da çıkan petrol yasasıyla ekonomik ilişkilerini geliştirmiştir. Bununla birlikte 2009 yılında Şekhan’da keşfedilen yeni petrol rezervi, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni enerji piyasasında önemli bir konuma getirmiştir.

2000’li yıllar Türkiye ve Kürt yönetimi arasında Kerkük krizine rağmen işbirliğinin geliştiği yıllar olmuştur. Baas döneminde yerlerinden edilenlerin dönüşünü öngören yasayla beraber Kerkük’e dönüşler başlamış ve Türkiye Kerkük’ün Türkmen ağırlıklı etnik yapısının Kürtlerin lehine olacak şekilde değiştirildiğini, Kerküklü olmayanların bölgeye yerleştirildiğini iddia etmiştir. Bunun üzerine Mesut Barzani “Türkiye Kerkük’e karışırsa biz de Diyarbakır’a karışırız.” demiştir. Bu açıklamadan sonra Türkiye Irak’a nota vermiştir. Kerkük gerilimi sürerken PKK’nın saldırılarını sıklaştırması, Irak hükümetinin merkezileşme politikası izlemesi; Türkiye’yi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni ilişkilerin düzelmesi yönünde motive etmiştir. Güvenlik politikaları üzerine kurulu ilişkiler ekonomik işbirliği üzerine temellenmeye başlamıştır. 2009’da Kürt bölgesinden çıkan petrol Türkiye üzerinden farklı ülkelere ihraç edilmeye başlanmıştır.

PKK ile mücadele konusunda 2000’lerde önemli adımlar atılmıştır. 2007’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi sözcüsü Cemal Abdullah PKK’nın yasa dışı olduğunu ve Kürdistan’daki siyasal yaşamın bir parçası olarak kabul edilemeyeceğini söylemiştir. Yine aynı yıl Amerika’yla imzalanan PKK’ya karşı işbirliği antlaşması, Türkiye’ye PKK’yı daha kolay takip edebilecek istihbaratı sağlamıştır. Bu anlaşmadan sonra Kürt bölgesi de Türkiye’yi destekleyen ve PKK’yı kınayan tavrını netleştirmiştir.

2008’de Türkiye’den Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne ilk resmi ziyaret Ahmet Davutoğlu tarafından yapılmış ve bu tarihten sonra görüşme trafiği hızlanmıştır.

ABD’nin 2011 yılında Irak’tan çekileceğini duyurması Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye’yi daha da yakınlaştırmıştır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mart 2011’de Erbil’i ziyaret etmiş ve Mesut Barzani’yle görüşmüştür. Aynı yıl Erbil’de Türkiye Başkonsolosluğu açılmıştır. 2012 yılına gelindiğinde Türkiye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında enerji alanında işbirliği son derece güçlenmiş ve çeşitli enerji anlaşmaları imzalanmıştır. Bu anlaşmalar, enerji alanında dışa bağımlı olan Türkiye’nin enerji ihtiyacını büyük ölçüde karşılaması ve Kürt petrolünün diğer ülkelere transferindeki rolünü güçlendirmesi; böylece enerji piyasasında stratejik bir aktör olma hedefi açısından önemlidir.

Kürt bölgesinin Türkiye ile iyi ilişkileri ve PKK’ya karşı sert bir tavır alması sonucunda PKK, 2012’de Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’na saldırı düzenlemiştir. Bu saldırıyla Erbil yönetimi  PKK’nın, Kürt yönetiminin son yıllarda geliştirdiği ekonomik ilişkilerini ve bölgedeki istikrarı tehdit edici bir unsur olduğunu bir kez daha anlamıştır. Kürt yönetimi, 2012 yılında TSK’nın Kuzey Irak’ta PKK hedeflerine düzenlediği operasyonlara ses çıkarmamıştır.

2013 yılında Türkiye’nin başlattığı barış sürecini Kürdistan Bölgesel Yönetimi desteklemiştir. Kürt yönetiminin sürece verdiği desteğin ve Türkiye ile iyi ilişkilerin göstergesi olarak Mesut Barzani 16 Kasım 2013’te Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır mitingine katılmıştır.

Tüm bu olumlu gelişmelerin yanında Türkiye- Kürdistan Bölgesel Yönetimi ilişkileri 2014 yılına gelindiğinde İslam Devleti(İD) terör örgütünün Irak’taki hızlı ilerleyişi ve petrol bölgelerini hedef almasıyla risk altına girmiştir. Bununla birlikte İslam Devleti’ne karşı Kobani’ye yardıma giden Peşmerge güçlerinin Türkiye’den geçişine izin verilmesi önemli bir gelişmedir. Mesut Barzani İD ile mücadelelerinde Türkiye’nin önemini şu sözlerle ifade etmiştir; "Türkiye'nin bize daha çok yardım edebileceğini düşünmüştük. Saldırıların başladığı ilk günlerde onlar da bize biraz mühimmat sağladı. Ancak Türkiye'nin bize yapmış olduğu en iyi yardım, Peşmerge güçlerinin Kobani'ye geçişinde kolaylık sağlamasıydı.” Neçirvan Barzani ise “Eğer IŞİD’e karşı Türkiye destek olmasa Erbil düşmüş olurdu” demiştir.

Türkiye yıllarca Kuzey Irak’la olan ilişkisini güvenlikçi bir bakış açısıyla yaklaşarak tanımlamış ve PKK’dan dolayı Kuzey Irak Kürtlerinin güçlenmesinden çekinmiştir. 2000’lerde bu bakış açısı değişmiş ve Kuzey Irak’la ilişkilere ekonomik ve siyasi işbirliği odaklı yaklaşılmaya başlanmıştır. Bu değişimde AKP iktidarının, güvenlik odaklı dış politika dikte eden askeri vesayeti zayıflatmasının etkisi olduğu söylenebilir. Özellikle Amerika’nın Irak’ı işgali sonrası Iraklı Kürtlerin güçlerini arttırmasını önleyemeyen Türkiye’nin, yeni duruma ayak uydurmak zorunda kalması ve yeni durumu siyasi istikrarı ve ekonomik çıkarları doğrultusunda lehine çevirme çabasını gözlemlemek de mümkündür. Bu gelişmeler sonucunda Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bugün Türkiye’nin Ortadoğu’da ilişkilerinin en iyi olduğu aktör olduğu söylenebilir.

KAYNAKÇA

Balcı, Ali(2014) “Enerjisine Kavuşan Komşuluk: Türkiye- Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri”, SETA Analiz Serisi (http://file.setav.org/Files/Pdf/20140613151750_%E2%80%98enerji%E2%80%99sine-kavusan-komsuluk-turkiye-kurdistan-bolgesel-yonetimi-iliskileri-pdf.pdf)

Charountaki, Marianna(2012), “Turkish Foreign Policy and the Kurdistan Regional Government, Perceptions (http://sam.gov.tr/wp-content/uploads/2013/03/8-Marianna_Charountaki.pdf)

Karagöl, Erdal Tanas(2013), “Enerjide Yeni Aktör: Irak Bölgesel Kürt Yönetimi”, SETA Perspektif (http://file.setav.org/Files/Pdf/20131128191100_perspektif_27_kasim_2013.pdf)

Katzman, Kenneth(2010), “The Kurds in Post-Saddam Iraq”, CRS Report for the Congress (http://fpc.state.gov/documents/organization/101816.pdf)

Öğür, Berkan, Baykal, Zana, Balcı, Ali(2014)  “Kuzey Irak- Türkiye İlişkileri: PKK, Güvenlik ve İşbirliği”, ORMER SAMEC ( http://ormer.sakarya.edu.tr/wp-content/uploads/2014/08/rapor-film-net-1.pdf)

 “Barzani: Türkiye olmasaydı Erbil Düşmüştü”, milliyet.com, 9 Aralık 2014. (http://www.milliyet.com.tr/barzani-turkiye-olmasaydi-erbil/dunya/detay/1981680/default.htm)

“Kerkük'e karşı Diyarbakır'a karışırız”, Radikal, 8 Nisan 2007 (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217846)

 “Kronoloji: Türkiye-Irak İlişkileri”, Al Jazeera Turk, 21 Kasım 2014 (http://www.aljazeera.com.tr/interaktif/kronoloji-turkiye-irak-iliskileri)

“Kürt yönetimi: PKK ve PJAK'ı yasa dışı kabul ediyoruz” , Hürriyet, 24 Eylül 2007 (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/7347700.asp


Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org