MEC & SÜREÇ Barışın Dili: “Mardin Sesleri” 28 Nisan Konferans Özetleri

 

MEC Politik ve SÜREÇ Araştırma Merkezi tarafından 27 Nisan tarihinde düzenlenen kamuoyu ve medyaya kapalı yapılan Barışın Dili: “Mardin Sesleri” başlıklı Çalıştay sonrası toplantılara 28 Nisan 2013’de kamuoyu ve medyaya açık panellerde yapılan konuşmalarla devam edildi. Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk’ün de açılış konuşması yaptığı panellerin ilk oturumunda Mardin yerel kanaat önderlerini temsilen Prof. Kadri Yıldırım, Hatip Özer, Zeynep Alkış, Reşat Kaymaz, Fasih Üstek, Ahmet Akgül, Nazan Kaya, Mehmet Şafi Demir, Enver Ete, Rıfat Yılmaz (Diyarbakır) konuşmacı olurken toplantının moderatörlüğünü Florans Orundaş yaptı. II. Oturumun konuşmacıları ise Prof. Ahmet Ağırakça (Artuklu Üniversitesi), Seydi Fırat (DTK Sözcüsü), Gamze Güngörmüş Kona (Işık Üniversitesi), Çetiner Çetin (Yeni Şafak) ve Şeyh Salar El Hafid (Süleymaniye-MVK Kurucusu) oldu. Oturumun moderatörlüğünü Radikal gazetesinden Rıfat Başaran gerçekleştirdi. Açılış konuşmaları ve oturum konuşmalarının özetleri aşağıda kamuoyu ve medyanın ilgi ve bilgisine sunulur.

Açılış Konuşmaları:

Abdi Açıl (MEC Yönetim Kurulu Başkanı):

Hepinizi MEC-SÜREÇ ekibi adına saygıyla selamlıyorum.

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir olan memleketim Mardin’de sizlerle birlikte olmaktan ve Barışın Dili: Mardin Sesleri çalıştay-konferasını sizlerin desteği ile organize etmekten büyük memnuniyet, mutluluk ve onur duyuyorum.

Ülkemizde başlayan yeni müzakere sürecinin bölgemizde, bütün Türkiye’de ve Ortadoğu’da yarattığı pozitif atmosferin müşahedesi altında dün düzenlediğimiz kamuoyu ve medyaya kapalı çalıştayımızda Mardin’in pek çok farklı kesimlerinden gelen Süryani, Keldani, Yezidi, Ermeni, Arap ve Kürt kanaat önderlerini bir araya getirdik. Sabah 9:30 civarlarında başlayan konuşmalar akşam 9:00 sularına kadar sürdü ve insanlarımız neredeyse 12 saat boyunca karşılıklı kıyasıya konuştular, tartıştılar ve ülkemizin temel meseleleri ile ilgili ve özellikle memleketin başat sorunu olan Kürt meselesi ile ilgili çözüm önerilerini geliştirdiler.

Farklı dinlerden din adamlarımız, siyasi partileri temsil eden arkadaşlarımız ve STK temsilcilerimiz kendi kimlikleri bağlamında ortaya çıkan sorunlar kadar karşılıklı yaşanan endişelerle ilgili olarak düşüncelerini ve duygularını paylaştılar. Burada geliştirilen çözüm önerilerini karar vericiler, kamuoyu ve medya ile paylaşımını yapmak ve sizlerin hassasiyetlerinin, kaygılarının ve önerilerinizin takipçisi olmak da bizlerin görevi olacak.

Kuşkusuz bir toplantı ile iki gün boyunca sürse bile hiçbir sorunun tam anlamıyla irdelenmesi ve kapsamlı ve derinlikli sondajların yeterince yapılabilmesi mümkün olamaz. Bu yüzden MEC_SÜREÇ ekibi olarak bu toplantıları Mardin için ve yeni gelişen müzakere süreçlerinin toplumsal zemindeki karşılıklarını araştırmak noktasında bir dibace olarak görüyoruz. Çalışmalarımızı ve çalıştaylarımızı, panellerimizi memleketim Mardin’de tüm hızıyla sürdürmeyi istiyoruz.

Genç arkadaşlarımızın sürükleyiciliğini yaptığı İstanbul, Mersin, Hakkari, Malatya, Van, Siirt ve Hatay’da gerçekleştirilen SÜREÇ toplantılarının tüm ülke sathına ve özellikle dünkü çalıştayımızda da vurgulanan Batı’ya aktarılması noktasında ciddi çalışmalar ve planlamalar içindeyiz. Bu noktada dün özellikle Mardinli hemşerilerimizin teveccühüne mazhar olduk. Onların çalışmalarımızın gelişmesi noktasında daha fazla desteklerinize ihtiyacımız olacak.

Tüm bu bakımlardan memleketim Mardin’in özellikleri, taşıdığı potansiyeli ve coğrafi mevkisi bakımından da biriciktir ve ülkemizde kurulacak hakiki barış atmosferinden en fazla faydalanacak şehirlerimizden biri olduğunu düşünüyorum.

Tekrar bu çalışmanın gerçekleşmesinin sağlanmasında önemli rol oynayan Canan Karahan’a, İsa Tunç’a, Zeynep Korkmaz’a, SÜREÇ Analiz ekibine ve daha nice hemşerime ve Mardin dışından gelip katkı sunan arkadaşlarımıza MEC Yönetim Kurulu Başkanı Abdi Açıl olarak çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılarımı, sevgilerimi ve selamlarımı sunuyorum.

Ahmet Türk (Mardin Bağımsız Milletvekili):

* Umarız bölgeyi halkların sevgiyle kucaklaştığı bir bölgeye çeviririz. Buradaki halklar uzun süre dayanışma içinde yaşamışlardır.
* Ermeni ve Süryani ailelerin bölgeden ayrılışını bir kayıp ve eksiklik olarak görüyoruz.
* Bütün farklılıkları ve kültürleri zenginlik gören bir anlayışla hareket edilmesini istiyoruz.
* Kürtler mücadeleden vazgeçmedi, çözüm için fırsat yarattılar. Biz bu işten vazgeçmedik.
* Yeni bir dönem, yeni bir stratejik dönem. Ortadoğu halkalarının birbirini emperyalizme karşı koyması ve kucaklaşmasıdır. Bizim özlediğimiz bütün halkların özgürlüğüdür.
* Eğer ulus devletin bize biçtiği demirden gömleği aşamazsak hiçbirimiz özgürleşemeyiz.
* Çözüm iki taraflıdır, çözüm tek taraflı olmaz. Mutlaka çözüm için yeni bir anlayışla süreci yorumlamak gerekiyor.
* Biz burada siyasi hesaplar yapmıyoruz. Bu topraklara barış gelirse biz barışı getirenleri alkışlamak için buradayız. Biz bu mantıkla bugün siyasetin içindeyiz.

I. Oturum:

Fasih Üstek:

* Ben sıradan ve halktan bir insan olarak düşüncelerimi dile getireceğim. Dün uzun uzun konuşuldu. Bir sürü etnik kimlik vardı burada. Sözlerime Aziz Nesin’den bir anekdotla başlamak istiyorum. Soyadı kanunu çıktığında Aziz nesin de bir soyadı almak için müracaat etmeye gider. Çoğu kendinde olmayanı seçmiştir; Korkaklar; cesur, hırsızlar; dürüst, kötüler; iyi soyadlarını seçmişlerdir. A.Nesin de –Aziz, sen nesin? diye kendine sorar, bir şey bulamayınca da NESİN soyadını alır. Ben de kendime sordum: Sen nesin, Türk ?, Kürt ?, Arap mı?, Ermeni mi? Bir Mardinli olarak bütün kültürlerden etkilendiğim için kendimi hepsinin özeti olarak görüyorum. Ben Ermeniyim, Keldaniyim, Kürdüm, Türküm. Bana göre bu bir kültür meselesidir, ırk meselesi değil. Sosyalist görüşlü bir insan olarak zaten bana ters geliyor. Annem Arap, babam Kürt, anadilim Arapça. Bazen bana soruyorlar nerelisin? Mardinliyim, deyince arkasından Kürt , Arap mı? Sorusu geliyor. Karışık diye geçiştiriyorum. Dünkü konuşmalarda herkes barışı arzulayan konuşmalar yaptı. Tek bir çatlak ses duymadık. Tabi arzular şelale, herkes bir şeyler istiyor. İstenenler konusunda bir özet beyan edeceğim.

* Anayasadaki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi gerekir.
* Yasaların dilinin değiştirilmesi, ders kitaplarındaki ayrımcı ifadelerin kaldırılması gerekiyor. Her sabah Kürdü, Arabı, Ermenisi –Türküm doğruyum,çalışkanım, diye and içiyor. Bunun ve dağ başlarındaki ’Ne mutlu Türküm Diyene’ yazılarının kaldırılması ve siyasi bir affın çıkarılması lazım.

Zeynep Alkış:

* Öncelikle herkes barışın dilini kendi idealleri açısından açıklayacaktır. Ben de ilahiyatçı olmam hasebiyle din cihetinden konuyu ele alacağım. Medine vesikasını bir kez daha okumanızı tavsiye edeceğim. Medine vesikası dünyanın ilk yazılı anayasasıdır.
* Bugün kürsülerde Selahattin Eyyubi’nin Kürt bir komutan olduğu söyleniyor. Ezberler bozuldu, iklim değişti. Toplum olarak yapılan herşeyi sorgulama ihtiyacı hissediyoruz.
Eyyubi ile ilgili küçük bir anekdotu paylaşmak istiyorum. Hepinizin malum bildiği Malazgirt savaşında, Alparslan ordusu ciddi bir zafiyet yaşıyor. Bir veziri diyor ki Diyojen ordusunda Peçeneklerde savaşmaktadır, bunlar bizim soydaşlarımız bizimle aynı cephede savaşsınlar. Onların cevabı ise red oluyor. Biz para için savaşırız diyorlar. Sonra Alparslan ikinci vezirine (Kürt) dönüyor, sizin yakınlarınız bize katılırdiyor. Prof.Dr. Mehmet Çelik anlatmıştı bunu.
* Yıllarca bölge halkını dinsiz gibi gösterdiler. Bu sebeple muhafazakarlar barışın dilini konuşmadı.

Prof. Dr. Kadri Yıldırım:

* Ülkemiz yeni bir sürece girmiş bulunuyor ve bu süreç hepimize hayırlı uğurlu olsun diyorum.
* Hz Peygamber (asm), İslam mahkemelerine düşen Yahudilere İbranice savunma hakkı vermiştir. Ondan sonraki süreçlerde de bu konu üzerinde ciddi durulmuş. Davacı ile
hakim arasında kaç tercümanın görev yapacağı tartışılmıştır. Burada önemli olan hakimin mahkumun dilini bilmesidir demiştir Hanefi alimleri. Dolayısıyla Yahudilere
1400 yıl önce tanınan haklar İslamın tanıdığı haklardır. Günümüzde de bu haklar verilmeli. Bu süreçte bu haklar yavaş yavaş veriliyor. Yeni bir tarih yazılıyor. Önleri
açık olsun. Kur'an a baktığımızda, Kur'anda çok kültürlülük esastır. Bunu ifade eden ayetin en sonunda diyor ki, ben sizi farklı millet ve kavimlere ayırdım ki
birbirinizi tanıyasınız diye. Bu tanınma nasıldır, Kürtse Kürt kimliğiyle tanınacak, Türkse Türk Arapsa Arap.
* Dile gelince, Ahmedi Hani "Bizim bu altın değerinde olan dilimize değersiz demek, sadece üzerinde bir onay mührü yoktur ondan dolayı değersizdir. Onay dili üzerinde
olmayınca bu dilin müşterisi yoktur, o yüzden kesattır..." der. Yani devlet tarafından bu mührün vurulması gerekiyor. Bugün silikte olsa bu mühür vuruldu. Bu çok zor
değildir. Bir şekilde kendini yetiştirmiş olan Kürt akademisyenler çoktur. Bu kişiler el ele gönül gönüle verdikleri takdirde tüm eğitim zinciri 10 yılda kamil bir noktaya gelecektir. Mesela Said-i Nursi hazretleri lisaniyattan bahsederken, Lisaniyatta hükümet teşebbüsatta bulunmalıdır diyor yalnız başına bu yükü kaldıramayacağını anlayınca. Bu bütün diller için geçerlidir. Bu Kur'anın da İslamın da insanlığın da özüne uygundur.Yeni süreçte herkesin dillerin yaşaması için üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Burada küçük bir yanlış anlaşılma vardır. Sanki Türkçe resmi dil olmayacak ya da bir kenara bırakılacak gibi bir yanlış anlaşılma var.
* Kürt Arap ve Süryani çocuğu da Türkçeyi resmi bir dil olarak öğrenecek, diğer dilleri ikinci bir dil olarak edinecekler. Dilci ve edebiyatçılarımız bu konuya katkı yapmaya hazırdır. Osmanlı sisteminde bir problem yoktu. Osmanlıda bazı süreçler tartışmalı olmakla birlikte, oradaki derece ne 20 nede 21. yüzyılda yaklaşılabilmiş değil. Yavuz döneminde İdris-i Bitlisi vasıtasıyla başlayan süreçte Kürtleri Safevilerine karşı durmak kaydıyla özerk Kürt beyliği statüsü veriliyor.
* 1599 yılında Ali Terexani 1599 yılında Arapça, Kürtçe ve Türkçeyi karşılaştırmalı olarak okutmuştur.)
* Osmanlının 500 600 yıl ayakta kalması herkese hakkının verilmesi ile mümkün olmuştur.
* Asrı saadeti ve Peygamber(a.s.m.)'ın uygulamalarını çok iyi incelemeliyiz.

Reşat Kaymaz:

* Biz tüm dillerin yanındayız. Bütün diller bizim için aynıdır. Her dilde her insan kendini ifade edebilmeli.
* Dün tartıştığımızda yeni bir beyaz sayfa açalım dendi. Tarihini iyi bilmeyen geleceğini de göremez bilemez. Biz tarihimizi bilmezsek bu süreci de inşa edemeyiz.
* Kimse dün kadın sorununa değinmedi.
* Bize büyüklerimiz önce Allah sonra devlet büyük derdi. Bugün biz Allah herkesin Allah'ıdır büyüktür ama devlet büyük değildir diyoruz. Biz barış diyoruz özgürlük
diyoruz. Devlet ne barışı ne özgürlüğü getirir. Barışı Demokrasiyi ve özgürlüğü halkaların mücadelesi getirir. Halkların devleti dönüştürmesi gerekiyor. Kanunlar ise
bu toplumun ahlakından ve vicdanından oluşur. Kapitalist sistemin çıkardığı kanunlar kardeşliğe ve özgürlüğe vesile olmaz.
* 21 Mart Amed nevrozundaki Öcalan’ın mesajları sadece Kürtlere değil, tüm Ortadoğu halklarınadır. Bu bölgeye barış ve özgürlük getirmek içindir. o yüzden büyük bir
mesajdır. Sayın Öcalan’ın Yahudilere de bir mesajı vardır. Yeni bir Hitler istemiyorsanız etrafınızdaki halkları da özgürleştirin.
* Selahattin Eyyubi Kudüs’ü alırken oradaki general soruyor, Kudüs sizin için nedir, o da diyor hiçbirşey sonra dönüp herşey diyor. Bizim için de Öcalan’ın özgürlüğü
herşeydir.
* Benim araştırdığım ve anladığım kadarıyla siyaset yapamaz, toplumu idare eder.
* Keşke Bakan ve vali de katılmış olsaydı da onlara da soylayabilseydik. Valiler seçimle gelmeli. bir vali seçimle gelmezse Mardin’i nasıl anlayacak. Yaşanan bu savaşta
başta bunların sorumlulukları vardır.
* Hala Türkiye’de yaşayan aydınlarımız sürece doğru bir perspektifle yaklaşamıyor. Ben gerilla desem Kürdistan desem sayın Öcalan desem ne olur tereddütleri vardır. Biz
bu süreci tartışıyorsak herşey açıkça tartışılmalı.

Hatip Özer:

* Normalde konuşmamım Kürtçe yapmak isterdim, devlete değil dinleyicilere saygımdan iletişim kurmak adına Türkçe yapacağım.
* Kürt sorunu ve bölge sorunu, hepimizi biliyoruz ki imparatorlukların tümü büyüyebilmek için yerel halklara imkanlar vermiştir. Fakat yeni sistem merkezileşmeyi getirmiştir. Biz de Kürtler ve Kürdistan halkları bu sorunu yaşamaya başladık. Yerel Kürt birlikleri varolan statükoyu korumak için direniş göstermişlerdir. Ne yazık ki bu direnişlerin çoğu kılıçtan geçirilmiştir.
* Yarınından korkan bir toplum tehlikelidir. Bu anlamda bizim her toplumun haklarını koruyan bir demokratik anayasaya ihtiyacımız vardır. Asgari birlik şartlarımız oluşmadan her zaman bir tehlike vardır. Kürtlerin geleceğini güvence altına alacak asgari bir statü istiyoruz.
* Demokrasi sorunu sadece Kürtlerin sorunu değildir. Türkiye de sermaye sınırsız bir imkan ve olanağa sahiptir. Emek sahiplerinin Türkiye de kendilerini örgütleme hakları da zayıftır. Süryaniler, Musevi, İsevi toplumlar ve Aleviler, bunların da dinlerinin güvence altına alınması ve devlet imkanlarından onların da yararlanması gerekir.
* Biz kurtların küçüğü olalım ama kardeşlerin küçüğü olmayalım. Sistemde çıkarı olmayan toplumsal kesimlerin hepsi küçük kardeştir.
* Güvence altına almanın şartları;
- Kayıtsız şartsız anadilde eğitim.
- Köy ve yerel isimlerin yeniden düzenlenmesi.
- Tutsak ve tutukluların serbest bırakılması

Enver Ete:

* Bizler eşit ve aynı hukuka sahip eşit halklar olsak yeterlidir. İşin özü hak ve hukuktur, adalettir. Son 30 yılımızı kapsayan 29. Kürt isyanı dediğimiz, haksızlığa başkaldırıdır, insanlık kavgasıdır. 30. isyana sebep vermeyecek bir ortamı oluşturmalıyız. 90lı yıllardan beri süregelen ateşkes ve barış çağrılarına, yeni bir çağ yeni bir söylemle yeni bir dönem başlamıştır.
* Bizler savaşmasını bilenler barışı da bilirler diye düşünüyoruz. Kendinizden başka kimse size barışı getiremeyecek der ünlü bir düşünür. Biz barışı biz getireceğiz diyoruz. Bu toplantılarda bulunan bizler belki barışa bir miskal su götürebiliriz.
* Son 4 ayda hiçbir burnun kanamaması önemli bir gelişmedir.
* Birbirimizi hazmettiğimiz anda barışı yakalamış oluruz.

Mehmet Şafi Demir:

* Bir fıkrayla insana verdiğimiz değeri diğer başka toplumlarla karşılaştırmak üzere başlamak istiyorum. Bir Amerikalıyı tutmuşlar sormuşlar,önce karındevlet mi, vekil akıllı devlet demiş, vermişler silahı adam almış tabancayı ama yapamadım diye geri vermiş.Türk vekile vermişler tabancayı aynı şekilde bir silah sesi bir de cam sesi gelmiş. Sormuşlar adama silah kuru sıkı çıktı ben de camdan attım demiş.
* Aslında barışı istemek ve barış yanlısı olmak en ahlaki en vicdani bir duygudur.
* Doğal olanı kabul edersek çatışma zemini ortadan kalkmış olur. Mardin’de çeşitli halklar var, bu halklarımız kendi dillerinde kendi kültürlerinde kendi özgür yaşamlarını ortaya koyabilsek ve bunun için de devlette düzenleyici rol oynasa bundan daha iyi birşey olabilir mi?
* Biz gasp edilmiş haklarımızı istiyoruz.

Rıfat Yılmaz:

* Şeyh Sait'in mezar yeri ziyarete açık hale getirilmelidir.
* Enerji kaynaklarının %30’u bu coğrafyadadır. Bizim bölgede burjuvazimiz yok. İşadamlarımız da burada olmalı.
* Molla Gürani, Fatih S. Mehmet'in hocasıdır, bir Kürttür.
* Türkler ve Kürtler birbirini tamamlayan iki unsurdur. Bölgedeki savaş da politik değil ekonomiktir.

Av. Nazan Kaya:

* Ben yaşayarak Mardinli olanlardanım.
* Yapılan sosyolojik bir araştırmada Araplar kendilerini devlete sadık olarak kendilerini tanımlarken, Süryaniler kültürlerine sadık olarak adlandırmışlardır kendini. Kürtler ise sessiz kalmıştır.
* Dil bir dönemde birleştiriciyken şuan ayırıcı olmuştur.
* İdeolojik grupların talepleri tüm grupların talepleri gibi algılanmamalı, haklar anayasa ile garanti altına alınmalı
* 1000 yıllık geçmişimizi yok sayamayız, ortak dilimiz Türkçe'dir.
* Barışta hiçbir ideolojinin tekelinde değildir. Bu barış Türklerin ve Kürtlerin barışı değil, devletin ve halkların barışıdır. Barışın merkezinde bir barış merkezi yapılmalı diye düşünüyorum.

Ahmet Akgül:

* Mardin 100 yıllar boyunca bütün etnik unsurların bir arada huzur içinde yaşabildiği bir etnik bir kenttir. Mardin her millet için kendi kentidir. Dinsel açıdan da bu böyledir.

* Çözüm sürecinde Mardin modelinin esas alınması sürece önemli bir destek olacaktır.

* Sürecin önemli aktörleri var, biri başbakan biri mahkum.

* Elbette herkesin geçmişe dair bir anısı, veya anlatacağı bir hikayesi vardır. Ama çözüm sürecinde geçmişte yaşanmış acıların tekraren anlatılması sürece bir katkı sağlamaz

* Kürtlerin elinden alınan haklar Türklere de değil bir kısım kriptolara fayda sağlamıştır.

* İki etnik unsurlu, iki ulus devlet mi çıkıyor ortaya diye endişe duydum.

* Kim ne derse desin Anadolu’nun mayası İslamdır.

* Siyaset burada samimiyet gösterdi ilk defa. Birisi baldıran zehiri içiyorum dedi. Birisi gerekirse ben giderim dedi. O halde aydınlarımızın düşünürlerimizin veya STK’ların bekle gör gibi bir lüksü olmamalı.

* Bu tür toplantılarda STK ların, kanaat önderlerinin, cemaat önderlerinin buraya davet edilerek konuşması ve fikrini ifade edebilmesi gerekirdi.

* Çözümün en önemli ayağı bu toplumun mayasında olan Allah inancıdır.

 

SORU & CEVAP:

Ahmet Türk: Medine sözleşmesi inanan insanlara doğru tarif edilmeli. Kürtlerin İslama bakışıyla diğer halkların bakışı arasında farklılıklar var. Bizim Kürtlerin dindarlarla olan çelişkisi dinlerini kendi etnisitesine alet etmelerinden kaynaklanmıştır. Partimizle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Dine uzak olduğumuza dair. İnsan hakları komisyonundayken, üniversitelere türbanla ilgili yazılar yazdım. Barışın önündeki engel zihinseldir. Korkumuz durumun eskisinden de kötü olmasıdır. Bu noktada herkese büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çözümden söz ederken beklentilere yanıt verildiği bir süreç olmalı. Çözüm yoksa barış bile olmaz. Kürtler bi hakkın ve hukukun yerine getirilmesi noktasında yeniden bir barışın söz konusu olması için bir şans verdi. Siyasetçiler halkı ikna edemez. Sizler gibi barış severlerin ve hocaların yapacağı çalışmalar toplumu derinden etkiler. Çünkü biz siyasiler o 100 yıllık toplumu değiştiremeyiz.

Soru 1: Kürt demokratlar arasında bir dini sorun çıkacak gibi bir çıkarım yapılmıştı dün? Bu noktayı hocamın açmasını istiyorum.

Kadri Yıldırım: Teşekkür ederim. Tabi benim konuşmamda bazı şeyleri tabiri caizse kulağımı tersten gösterdim. Bunun da nedenleri var. Bu barış sürecinden önce ben çok daha
rahat ve şeffaf konuşuyordum. Kimsenin rahat konuşamadığı süreçlerde ben daha rahat konuştum. Konuştuğum herşey insanlığında özüne uygun olmasına rağmen siyasal zemine çekildi. Bu süreçte de zarar vermemek adına kapalı ve imalı olarak konuşuyorum. BDP kendini tam olarak anlatamıyor ya da birileri özellikle bunu bir taraflara bekliyor. Bana soruyorsanız ben endişe duyuyorum, bir şekilde bir netlik olmazsa ya da muhafazakarlar tarafından ya da İslamı farklı yorumlayanlar tarafından bir netlik oluşturulmazsa Kürtler arasında derin sorunlar oluşabilir. Bunun yaşanmamasını umuyorum. Taraflar birbirini dinlemeli ve anlamalı. Medine vesikası ise henüz İslam devleti kurulmadan yayınlanmış bir siyasi vesikadır. Bu konuda sadece benim değil özellikle küçük çapta da olsa yaşanan bu olaylardan sonra bu potansiyel tehlikenin önünün alınması gerekir. Bu noktada BDP’nin de biraz sahip olduğu değerleri açığa vurması gerekir. Bu konuda Osmanlı sistemini sürekli referans gösterirken bunun dört dörtlük olduğunu söylememekle birlikte çağımızın ötesindedir. Özellikle Kürt isyanları 1800li yıllarda Kürt özerk beyliklerinin ortadan kaldırılması ile baş gösteriyor. O dönemde Kürt beylikleri Kürt uleması ile içeydi. O dönemde Nakşibendilerde bu hoşnutsuzluğu gösterdiler.

Soru 2: İslam ve Kapitalizm ilişkisini Zeynep Hanım'a sormak istiyorum.

Zeynep Alkış: İslam tamamıyla kapitalizme de sosyalizme de karşıdır. Bir öz eleştiri yapalım. Burada bir Kürtçe konuşma direnişi gösterildi, takdir ediyorum fakat kaçımızın çocuğu doğru dürüst Kürtçe konuşuyor? Bu devletin dayatmasından ziyade bir yaşam tarzı seçimidir. Şimdiye kadar bölgede hep din afyondur diyen Lenin’in sözleri gençler arasında şiar olmuştu, bunun yerine neden bizim kendi geçmişimizden gelen Said-i Nursi’nin ya da Şeyh Said’in sözleri paylaşılmadı. Yıllarca size sosyalizmin bekçisi olduğunu söyleyenler bugün burada konuşabildiklerini size konuşma izni verdiler mi. Bugün muhafazakar ve demokrat bu iktidar Medine’deki gibi bir ortamı bize sunmaya çalışmaktadır. İslam emekle elde edilen her mala sahipsin kimseyi ezmediğin sürece fakat zekat ve sadaka ile de bunu tamamlamalısın. Barış için sadece bizim inanıp empati kurmamız gerekir.

II. Oturum:

Şeyh Salar el Hafid:

* Bu konferansın yapılmasıyla birlikte Mardin’in renklerine yeni bir renk daha katıldı. Bu renk barışın rengidir.
* Dini kaynaklara baktığımız zaman Kürdistan bölgesi, yani Mezopotamya, son derece önemlidir. Örneğin Tevrat kitabında şöyle geçiyor; ‘’Allah cenneti Dicle ile Fırat arasında yaratmıştır.’’ Kur’an’da ise Nuh(a.s) duası geçer; ‘’Ey Rabbim beni konakların en iyisinde konaklat.’’ Böylece Hz. Nuh’un gemisi Cudi üzerinde demirlemiştir.
* Baktığımız zaman ilk insanlığın Hz. Adem ile birlikte Hindistan’da başladığını, ikinci insanlık tarihinin ise Cudi’de başladığını görüyoruz.
* Bu toplantıda, Ortadoğu’da özel, Dünya’da ise genel olarak yaşanan olaylar görülüyor.
* Abdullah Öcalan tutuklu olduğu süre boyunca tarih üzerine araştırmalar yaptı. Sadece Türkiye tarihi değil, dünya tarihi üzerine de okumalar yaptı.
* Gelecekte bir takım çatışmaların olacağı öngörülüyor. Eğer istikrar sağlanamazsa, bu bir takım tehlikeler barındırır.
* Türkiye hükümeti de gördü ki Ortadoğu’daki vaziyet bakımından fırsat yeterlidir.
* Osmanlı İmparatorluğu dağıldığında Lozan Antlaşmasıyla birçok yaralar açıldı. Fakat bundan sonra açılan yaralar bir türlü sarılamadı. Şimdi Lozan Antlaşmasının yaralarının sarılmasının zamandır.
* Petrol de ilişkiler için bir fırsattır.

Seydi Fırat:

* Mardin’in kendine özgü bir kimliği var.
* Herkes kendi cephesinde barışa su taşımaya çalıştı.
* Savaşın ortaya çıkma sebebi adaletsizliktir. Barışın dili üzerine adalet olmalı, adaletten bahsedilmeli.
* Silahlı mücadele bu sorunu dile getirmenin bir aracıydı. Silahlı çatışmaların sona ermesi son derece önemlidir.
* Kürtlerinin taleplerini karşılayan bir inşa sürecinin olması gerekiyor.
* Üslubumuza dikkat edelim. Başkalarını incitmek gibi bir hakkımız yok. Tüm kesimlerin talepleriyle ortaklaşmaya çalışmalıyız.
* Biz bu barışı kendi halkımız için istiyoruz. Etrafımızda kötülük varsa biz de iyi kalamayız.
* Zamanı doğru kullanmak da son derece önemli ve hayatidir.
* Birçok adım atılıyor. Fakat şimdi hükümet bunu son derece hızlı bir biçimde gerçekleştiriyor. İnsanlar süreci tam anlamıyla anlamadan birçok adım atılıyor.
* Barışın sağlanması son derece sabır ister. Müzakere süreçleri her an tersine dönebilir.
* Barış istenirken kafada başka planlar olmamalı.

Dr. Gamze Güngörmüş Kona:

* Seydi bey barış sürecinden bahsetti. Ben ise barış sonrasından bahsedeceğim;
* Samimi bir iyi niyet seziyorum. İki tarafta iyi niyetliyse bu süreç gider.
* Ulus-devlet ortadan kaldırılsa dahi tüm toplumla kaynaşma nasıl olacak bilmiyorum.
* Hükümet tarafından psikolojik altyapının sağlanması gerekir.
* Silahların denetimi çok zor bir iş. Örneğin SSCB yıkılmasında sonra silahlar kaldı ve bu silahlar Rusya’nın istediği bir şekilde kullanıldı. Benzer bir şekilde aynı durum Yugoslavya’nın parçalanmasında da yaşandı. Bosna’da babası olmayan birçok çocuk meydana geldi.
* Kuzey Irak’a gidecek silahlar yeni bir tehdit ortaya çıkarır mı? Kime hizmet edecek bu silahlar?
* Kıbrıs sorunu uluslararasılaştıktan sonra Türkiye yalnız kaldı. Filistin’de aynı şey oldu. Taksim dediler, birçok canlar alındı.
* Bu üç meselenin uluslararasılaşma yolunu dikkate alacak olursak, süreç için bir tehlike görebiliriz.
* Gelen giden herkes bu coğrafyadan yararlanmıştır.
* Biz bu süreci tam olarak bilmiyoruz. Açıklayabildiğin sürece açıklayabileceksin. Bu süreçler şeffaf olursa provokasyonlar az olur.
* Eğer Kürtler fırsatları değerlendirmek için Kuzey Irak’ta seçeceği S.T.Ö uygun bir S.T.Ö olmaz ise o da başarısız olur.
* Seydi Fırat örgüt kültürüyle barış inşa etti. Ben ise devlet kültürüyle barış sonrasını inşa etmeye çalıştım.

Çetiner Çetin:

* PKK’nin güneye çekilmesi herkesi heyecanlandırıyor.
* Ben Gamze hanıma ağır silahlar konusunda katılmıyorum. PKK’nın S300 gibi etkili füzeleri ve ağır silahları yok.
* On beş yıl önce PKK’dan bahsettiğimiz zaman silahlı örgüt olarak bahsediyorduk, sivil hayatın içinde olan bir gruptan bahsediyoruz.
* PKK’siz bir barış olmayacak.
* Çözümün bir parçası olmayan, sorunun bir parçası olur. CHP ve MHP’nin durumu bu hale geldi.
* Bu ülkede Kürtlerin varlığını inkar etme üzerine yazılan tezlerle profesör olan, bakan olan kişiler oldu.
* İstanbul’da hepimiz Ermeniyiz gibi laflar çok magazinsel söylemler.
* Komşumuzda meydana gelen olaylardan da biraz bahsetmek istiyorum. Türkiye’den beklentim, Suriye’de Kürtlerin de içinde bulunduğu bir atmosferin farkında olur yoksa Kuzey Irak’ta düştüğü duruma düşer.

Prof. Dr. Ahmet Ağırakça:

* Benim inandığım değerler vahyin değerleridir.
* İnsanların kendi anadilleriyle konuşmaları temel hakkıdır. Bunu Kürtler için söylüyoruz ama kendim için söyleyemiyorum.
* Zamanında Türkiye’de yaşayan herkes ezildi. Örneğin Çerkezler de kendi dillerini evlerinin dışında konuşamıyorlar.
* Türkiye’de Türkleşmiş ruhlar vardı. Türkken Kürtleşmiş Kürtken Türkleşmiş, Araplaşmış ya da Arapken Türkleşmiş Kürtleşmiş insanlar vardır. Arnavutlar ise ancak kulaklarının büyüklüğünden tanınırdı.
* Kürtler, Suriye’de ve Irak’ta sosyalist rejim olan Baas’a destek veriyorlardı. Bu Baas rejimi Kürtleri katletti.
* Kardeşlik anlayışını sadece Kürtlere anlatmayalım. Türklere de anlatalım da, Kürtleri ‘’kart kurt’’ sesinden ortaya çıkmadığı anlasınlar.
* Asıl Kürtler, kızıl saçlı, çilli insanlardır.
* Kürtlerin hakkını savunan bir başbakanı yakalamışsınız, bu fırsatı kaçırmayın. Eğer Tayyip Erdoğan giderse, bir daha bu fırsatı bulamazsınız. İsterse Ak Partili başka biri gelsin, bu barış sağlanamaz.
* Bu çözümün merkezi, Ankara ve Erbil’i de içine alan bir konfederasyondur. Suriye Kürtleri, Kuzey Irak ve Türkiye’den oluşan bir konfederasyon.
* Lütfen kendi hakkımızı savunurken, Arapları da unutmayın.
* Diyarbakır, Erbil, Kamışlı ve Ankara birbiriyle kafa kafaya verip bir olmazlarsa, bu bölgeye barış gelmez. Ve tabi bunlar İstanbulsuz olmazlar.
* Biz ümmet olarak büyük bir okyanusuz. Maalesef bizi küçük göletlerde yok etmeye çalıştılar. Ben büyük okyanusu özlüyorum.

*** 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org