Makroekonomi’nin Çöküşü

Kişi başına üretim miktarı 2008 ekonomik krizinde yaklaşık %10 oranında indeks altına düştü. Bu zamandan beri %1.5’tan az bir oranda büyüme gerçekleşti ve bu eğilime bağlı olarak birçok fonda üretim kayıpları yaşandıBirikimli zarar trilyonlarca dolar olurken, bu kayıp giderek artıyor. Yılın ilk çeyreğinde düşüş göstererek, son gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) raporu tekrardan hayal kırıklılığına neden oldu.

İstikrarlı büyüme oranları tüm diğer ekonomik problemleri gölgede bırakıyor. İstikrarlı büyüme olmadan, bizim çocuklarımız ve torunlarımız, bizim ailelerimizin ve dedelerimizin keyfini sürdüğü sağlık ve yaşam standartlarında büyük artış göremeyecekler. Ekonomik büyüme olmadan birçok kimsesizin ekomomik durumu düzelmeyecek ve bu büyüme gerçekleşmeden Birleşik Devletler olarak askeri gücümüz ve yurt dışındaki etkinliğimiz zayıflayacak.

Tüm ekonomik anlayışların önde gelen makroekonomistleri bizim yavaşça büyüyen ekonomimiz hakkında şikayet ediyorlar. Stanford Üniversitesi’nden Robert Hall, 2007’den bu yanaki yılları “Büyük Buhran’dan beri benzeri görülmemiş bir büyüklükte Birleşik Devletler adına makroekonomik bir felaket dönemi” olarak tanımlıyor. Birçok kişi Robert Hall gibi düşünmektedir,  Harvard Üniversitesi’nden Obama’nın danışmanı olan Larry Summers’ı, Princeton Üniversitesi’nden Paul Krugman’ı, George W. Bush yönetiminde hizmette bulunmuş kişiler olan Stanford Üniversitesi’nden Edward Lazear’ı ve Jon Taylor’ı ya da Arizona Devlet Üniversitesi’nden Edward Prescott’ı bu kişilere örnek olarak verebiliriz.

Makroekonomistler, ekonomik kriz sonrası bu ani düşüşün sebeplerinde ve hangi politikaların bu durumu düzelteceği konusunda keskin bir şekilde birbirlerine ters düşmektedirler. Genellikle bu uzmanlar, ekonomik durgunluğun;  parasal ve mali teşvikin çözebileceği bir “talep” eksikliğinden mi kaynaklandığını, yoksa teşvikin düzeltemeyeceği dişlideki çarkların yapısal sorunlarından birisi mi olduğunu, tartışıyorlar.

Yeni Keynezyen macroekonomik modellerde ekonominin ‘talep’ yönü öncelikli olarak atıf yapılan taraftır. Bu görüşe göre, ekonomi (enflasyon sonrası) net bir negatif reel faiz oranına ihtiyaç duyar. Ancak enflasyon sadece %2 oranındadır ve ABD Merkez Bankası faiz oranlarını sıfırın altında belirleyemez. Böylece var olan negatif yöndeki %2’lik reel oran gereğinden çok fazladır ve bu, insanları aşırı tasarruf yapmaya ve çok az harcamaya teşvik eder.

Ayrıca, Yeni Keynezyen modeller çekici ve büyülü siyasa yapımına dönük tahminler üretti. Bu tahminlere göre, hükümet harcamaları, vergilerle finanse edilse bile ve hatta tamamıyla boşa harcansa dahi, GSYHİ’yi arttırıyor. Bunun sebebi olarak Larry Summers ve Berkeley Üniversitesi’nden Brad DeLong, harcamaları kendisi için ödenecek yeterli harcı üreten çok büyük bir ekonomik çarpanın piyasaya yeniden girişini gösterir. Paul Krugman ise “kırılmış pencere safsatası bile safsata değildir”, çünkü pencerenin değiştirilmesi “harcamaya teşvik edebilir ve istihdamı arttırabilir” diyor.

Yine de, eğer Yeni Keynezyen modellerde dirençlilik arıyorsanız, bu teşhis ve bu politika tahminleri kırılgandır. İnsanların nasıl davranış sergilediği ile ilgili temel varsayımlardan yola çıkarak GSYİH, istihdam ve enflasyona yönelik, ekonomik modellerin tahminlerini üretmenin birçok yöntemi vardır. Kimileri büyük boy çarpanları tahmin eder ve kırılmış pencere safsatası teorisini tekrar uygulamaya başlar. Diğerleri ise, küçük çarpanlar ve maliyetli kırılmış camlar olgusunu içeren normal politika tahminlerinde bulunur. Hiçbir model –ne hikmetse- düşük enflasyonlu ekonomik durgunluğumuzun bir “talep” yetersizliği olduğu sonucuna varmaz

Sözkonusu problemler artık kabul ediliyor ve şimdilerde Brown Üniversitesi’nden Gauti Eggertson ve Neil Mehrota gibi akademisyenler, bu sorunlara çözüm olacak modelleri evirip çevirmeyle meşgul oluyorlar. Bu iyi bir şeydir, ancak birileri tarafından gelecekte uygulanmaya başlayacak bu modeller, trilyonlarca dolar kamu harcamalarını yönlendirmek için hazır değildir.

Bu ekonomik sorunlara karşı siyaset döngüsü içindeki reaksiyon topyekun bir çekiliştir. Bu geri çekiliş sadece Yeni Keynezyen modellemesinin takdire değer kesinliğinden değil, ayrıcaekonomiyi bilimsel yapma girişiminden de bir geri çekiliştir

Delong ve Summers ile John Hopkins Üniversitesi’nden Laurance Ball bu bakış açısını iyi bir şekilde yakalıyorlar. Son zamanlardaki bir makalelerinde “doğru olan bu yeni düşünce ekseriyetle eski bir anlayıştır: Bunlar 1930’lardan 1960’lara kadar ki geleneksel Keynezyen düşüncelerden başka bir şey değildir” şeklinde yazıyorlar. Bu anlayış, Keynezyen anlayışın ölçüldüğü 1960’lardan öncesinde, bilgisayarlardan yararlandı ve veriler ile karşılaştırılarak denetlendi. 1970’lerden önce, bu karşılaştırmalı denetim başarısız olunca diğer ekonomistler yeni ve daha uyumlu modeller inşa ettiler. Paul Krugman ise “dünyayı bir denklemler sisi arasından gören” bu “ekonomist nesilleri” eleştirmekten geri durmuyor.

Belki bu ekonomistler haklıdır. Son 50 yıldır, sosyal bilimler raydan çıkmış olabilir. Bana göre Keynezyen ekonomi de bu yolu kaybedenlerden. Ancak, eğer ekonomi, felsefe veya edebiyat kadar geçici ise trilyonlarca dolar kamu harcamasını talep etmek için bilimsel uzmanlık gömleği giyerek etrafta dolaşamaz.

Ayrıca, iklim politikası müesses yapısı edebiyat kadar noksan ve tartışmalı olabilen bilimsel yayınlara atıf yaparak trilyonlarca dolar harcama yapılmasını istiyor. Eğer bunun yerine onlar 1975’ten beri yayımlanmış iklim bilimine dair yayınları inkar etselerdi ve iklim modellerinden “bir denklemler sisi” diye şikayet etselerdi ne kadar az ikna edici olacaklarını hayal edin. Yani onlar bir bakıma bize 1930’ların Dustbowl zamanlarındaki öncü bir hava durumu tahmincisinin karmaşık yazılarına geri dönmemizi söylerken kendileri de bu öncünün yazılarını yorumlamaya çalışıyorlar. Bu durum mali teşvik için günümüzde öne sürülen argümanı yansıtıyor.

Alternatif görüşte, talep eksikliği artık bir problem değildir. Şimdilerde finansal gözlemciler “kâra ulaşma” ve “aktif balon ekonomisi” hakkında endişeleniyor. Ev fiyatları artıyor, enflasyon ise istikrarlı bir seviyede seyrediyor. Merkez Bankası, giderek incelme ve ekonomi sahnesinden çekilme hakkında konuşmasından bu yana, teşvik edici olmayacağını net bir şekilde kabul ediyor. Süper Keynezyenler bile beş yıllık ekonomik durgunluğun fiziksel ve insani sermayenin azalmasına neden olduğunu ve “taleb”in hızlı bir şekilde bu süreci geri döndüremeyeceğini kabul ediyorlar. Ancak biz düşük vitese mahkumuz. İşsizlik oranlarının normale dönmesine karşın, birçok insan aramıyor bile.

Peki ya sorunlar nereden kaynaklanıyor? John Taylor, Stanford’un Nick Bloom’u ve Chicago Booth’un Steve Davis’i ekonomik belirsizliğin hatalı güdümsel politikalar tarafından tetiklendiğini söylerler. Başkanlık kaleminin sonraki darbesi ya da Adalet Bakanlığı’nın cadı avı tüm ağır işleri mahvettiği bir zamanda kim işe almak, borçlanmak ya da yatırım yapmak ister? Bu noktada Edward Prescott vergileri çarpıtan ve müdahaleci geniş düzenlemeleri vurguluyor. Chicago Üniversitesi’nden Casey Mulligan ise sosyal programların amaçlanmamış caydırıcılıklarını yeniden kurguluyor. Ve başka çalışmalar devam ediyor. Bu problemler ekonomik küçülmeye neden olmadı. Ancak, şimdi bu problemler daha kötüdürlerekonomik canlanmayı engelleyebilirler ve ekonomik büyümeyi de geciktirebilirler.

Fakat bu görüşler basit sihirli kurşun politikalarıyla düzeltilebilen tek nedenli “talep” teorilerinden çok daha az caziptir –maalesef-. Hepimizin düzeltilmesine gereksinim duyulmasında anlaştığımız şeylerin onarılması hepimizin çok çalışmasını gerektiriyor. Bunlar: bizim vergi hukukumuz, kayırmacı devlet düzenlememiz, rekabetçi ve yenilikçi olmayan ekonomik himayemiz, eğitimimiz, ülkeye gelen göç, sosyal programları caydırıcı önlemler ve diğerleridir. Siyasi tabirle, bu sorunlar “yapısal reform”a ihtiyaç duyarlar, “teşvik ediciliğe” değil.

Lakin, tüm tarafları -Washington’ın bu noktayı unutmuş görünmesine rağmen- yavaş büyümeyi büyük bir problem olarak görmesinden dolayı kutlarım. Ancak bu yavaş büyüme bir kendi kendini yaralamayı temsil ediyor, maruz kalınan bir zararın kaçınılmazlığını değil.

John Cochrane Chicago Üniversitesi’nde finans profesörü, Hoover Enstitüsü'nde kıdemli bir akademi üyesi ve Cato Enstitüsü'nde misafir bilim adamıdır.

Çeviren : Gökhan Katıtaş

(WSJ, John H. Cochrane, The Failure of Macroeconomics, 2 Temmuz 2014)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org