Kılıçdaroğlu’nun atleti ve ülkede adalet…

                

Yeni Şafak: Süleyman Seyfi Öğün: Halk adamı olmak

Herkes siyâsete atılabilir. Ama bu süreç herkeste aynı neticeyi vermez. Siyâsete atılırken geçmişimizi de beraberimizde getiririz. Meselâ bir tüccarın siyâsete atılmasıyla; bir memurun siyâsete atılması farklıdır. Misâl mi? Buyrun Trump. Sık sık Trump’ın siyâseti, ticâret ile karıştırdığını söylemiyor muyuz? Her meslek insana bir “formasyon” kazandırır. Ama bununla da kalmaz;  her formasyonun doğurduğu bir de deformasyon vardır. Hayâtın diyalektiği bu; bizi “forma sokan”; yâni şekillendiren ne varsa; aynı zamanda bizi bir şekilde deformasyona; şekilsizleşmeye uğratır. Meselâ bir doktor, muayenehane veyâ hastahanenin dışında rastladıklarına potansiyel bir hasta gibi bakıyorsa; bir öğretmen, derslik veyâ okul dışında rastladığı herkese ders verir tarzda konuşuyorsa; bir asker kışlanın dışındakilere nefer muamelesi çekiyorsa meslekî deformasyon gerçekleşmiş demektir. Şimdi dönelim Sayın Kılıçdaroğlu’na.. Memur geçmişi hasebiyle; mazbut bir siyâsetçi olarak siyâsete atılmasında hiçbir özel durum yok. Bu onun formasyonu.. Şimdi gelelim işin diğer boyutuna; yâni deformasyon boyutuna. Devamı için...

 

Hürriyet: Deniz Zeyrek: “Bir atlet, bir lokma” İletişim kazası mı, doğru tercih mi?

“Mesela” demişti.. “Kemal Bey’in molalarını bile izledim ve en doğal haliyle fotoğraflarını çektim...”Gazetecilik merakıyla yanıp tutuşsam da sürprizi bozulmasın diye kitap basılmadan fotoğrafları göstermesini istemedim. Pazartesi günü, akşama doğru, yolda yürürken bir hürriyet okuru durdurdu. Doğrudan söze girdi: “Ben liderimi öyle görmek istemezdim...” Önce neyi kastettiğini anlamadım.“Ne o öyle atletle...” deyince Kılıçdaroğlu’ndan ve Selahattin’in kitabında yer aldığı için internet haber sitelerinde yayınlanan atletli fotoğrafından bahsettiğini anladım. Önce kendisini tanıttı. Kırklı yaşların ikinci yarısındaydı. Üniversite mezunuydu, Mülkiyeliydi. “Neden?” dedim ve devam ettim: “Halktan biri işte. Bir lokma, bir atlet. Halkımız sever böyle görüntüleri...” “Evet, halkımız halktan olanları, kendilerine dokunan siyasetçileri sever...” “O zaman neden rahatsız oldunuz?” “Yoksul halkın oransal olarak en çok sevdiği, oy verdiği siyasetçi Tayyip Erdoğan değil mi? O’nu hiç gördünüz mü atletle. Bir kaç asgari ücretle alamayacağınız en pahalı markaların gömlekleri, kravatları, spor kıyafetleri olmadan hiç çıktı mı objektiflerin önüne?” Devamı için...

 

Birgün: İbrahim Ö. Kaboğlu: Eylemden fikre…; ya sonra?

Adalet Kurultayı (26-30 Ağustos), Adalet Yürüyüşü’nün uzantısı olsa da, esasen sonrasının planlanması bakımından da önem taşımakta. Neden ve nasıl? Adalet Yürüyüşü: Hangi ilkler? 15 Haziran’da Ankara’da başlayan ve 9 Temmuz’da Maltepe büyük toplantısı ile noktalanan Adalet Yürüyüşü, eylem ve özgürlükler bakımından ilk olma özelliğine sahip: Zaman- mekân ve kitlesellik bakımından, sadece ülkemizde değil, dünya ölçeğinde de 21. yüz yıla damgasını vurmuş olan bir eylem. Hak ve özgürlükler bakımından da, birçok eşiğin geçildiği söylenebilir: Toplanma ve gösteri şeklinde bir toplu özgürlüğün bu denli kitleselleşmesi bir ilk. Kitleselleşme; çünkü bizde toplantı ve gösteriler, genellikle iki uçta yer alır veya algılanır: Bir uçta, toplumsal taleplere ilişkin toplantı ve gösteri özneleri için sıklıkla, ‘marjinal gruplar’ indirgemesi yapılır; öbür uçta, özellikle AK Parti’nin önemsediği kitlesel, ama tek bir kişinin konuştuğu toplantılar. İşte Adalet Yürüyüşü, kitlesel toplu eylemlerin bu şekilde iki uç şeklindeki zıt görünümü kırdı. Ama belki daha önemlisi, zaman-mekân ve kitlesellik bakımından bu denli devasa toplu özgürlüğün, barışçıl bir şekilde kullanılabilmiş olması. Kuşkusuz bunda, adalet gibi bir toplumsal ve ulusal ihtiyaç üzerine inşa edilen meşru bir amaç ve düzenleyicilerin özeni etkili oldu. Devamı için...

 

Star: Ahmet Taşgetiren: Nuh Albayrak’ın yazısı üzerine…

Oldukça cesur ve önemli bir yazı. Bir dost yazısı. Dost acı söyler gibi bir yazı. Başlıktan başlıyor cesaret ve dostluk: “CHP’yi yüzde 50’nin üzerine sadece AK Parti taşıyabilir.” Bildiniz, Genel Yayın Yönetmenimiz Nuh Albayrak'ın Star'daki dünkü yazısından söz ediyorum. Bir kere 2019'da “CHP'nin ipi göğüsleyebilme” gibi bir ihtimali önemsiyor. Ona göre “Evet” blokundan birkaç puan koparabilecek bir muhafazakarın aday yapılması halinde bu mümkün olabilecek.” Peki burada Ak Parti'nin vebal payı ne olabilir? Cevap şöyle: “CHP bloğu ipi göğüslerse bunu “AK Parti’nin hataları”na borçlu olacaktır.” Hatalar... Onları da iki başlık altında topluyor: “Birincisi, iktidar yozlaşması ve FETÖ ile mücadele travması.” Nuh Bey, “iktidar yozlaşması” konusunu yeterince açmamış. “Asıl tehlike vicdanlarda kirlenmek” şeklinde bir ara başlık var ama, keşke vicdanlarda kirlenmenin hangi alanlardan beslendiği de yazılabilseydi. Belki bir başka yazıda açacaktır. “FETÖ ile mücadele travması” üzerine ise önemli değerlendirmeler yapmış. Bir kere FETÖ ile mücadele konusuna nasıl önem verdiğini vurguluyor öncelikle. Bunun için “23 Temmuz 2016 tarihli Star gazetesinde,'Ak Parti dahil hiçbir yerde FETÖ'cü bırakmayın” başlıklı yazısına atıfta bulunuyor. Devamı için...

(Türkiye Gündemi, 24 Ağustos 2017)

Twitter: @analizsurec

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler: 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org