Joseph Nye: Gücün Geleceği

MÜNİHDünya Ekonomik Forumu’nun Davos’taki son toplantısında, askeriyenin geleceğini tartışmak üzere savunma liderleriyle bir panele katıldım. Ele aldığımız mevzu kritikti: Bugün ordular ne tür bir savaşa hazırlanmalıdır?

Hükümetler, bu soruya yanıt vermeye geldiğinde şimdiye kadar çok kötü bir performans ortaya koydular. Örneğin Vietnam Savaşı’ndan sonra Birleşik Devletler silahlı güçleri, ‘ayaklanmaya karşı koyma’ hakkında öğrendiklerini çabuk unuttu. Daha sonra bu Irak ve Afganistan’da zor yoldan yeniden keşfedildi.

Amerika’nın bu ülkelere yaptığı askeri müdahaleler modern savaşın başka bir kilit zorluğuna örnek teşkil ediyor. Birleşik Devletler Savunma Bakanı Chuck Hagel’in geçenlerde yapılan bir mülakatta işaret ettiği üzere, savaşta, bir orduyu başlangıçta beklenildiğinden daha yoğun kuvvet kullanımına neden olabilecek bir şekilde vaziyet kontrolden çıkabilir ve doğru yoldan saparak oradan oraya sürüklenebilir. Buna karşı, gücün Ortadoğu ve başka yerlerde bölünmüş-çatışmacı toplumları tek başına dönüştürebilmesi fikri tehlikeli bir safsatadır.

Lakin savaş ve güç azalabiliyorken, sona ermiyor. Onlar temel olarak yeni bir nesil taktik ve kurallara göre tekâmül ediyor.

Modern savaşın ilk nesil savaşları Napolyon tarzı askeri hat ve kıtalar kullanılarak kitlesel insan gücüyle yapılmıştı. İkincisiyse Birinci Dünya Savaşında doruğa ulaşan ve 1916 Verdun Savaşı’nda rapor edilen veciz söz ‘‘topçu fetheder, piyade de işgali gerçekleştirir’’ ile ifade edildiği üzere kitlesel ateş gücüne dayanan savaşlardır. Ve üçüncü nesil olarak Almanya’nın İkinci Dünya Savaşında mükemmelleştirdiği blitzkrieg (Yıldırım Savaşı) metodu manevrayı gücün üstünde tutar. Düşmanı atlatıp baypas ederek geçmek için sızma taktiğini kullanan ordular cepheden direk saldırı yerine düşmanın gücünü arkadan kırar.

Dördüncü nesil savaş bu merkezsizleşmiş yaklaşımı tamamen tanımlanabilir hiçbir cephe bırakmayarak bir adım öteye taşır. Bunun yerine siyasal iradeyi yok etmek için düşmanın bölgesinin derinliklerine ulaşarak onun toplumuna odaklanır. Buna beşinci nesil de eklenebilir. Buna göre, insansız uçaklar ve siber saldırı taktikleri askerleri, sivil hedeflerinden bir kıta uzakta kalmasına olanak verir.

Bu şekilde belli nesillere göre nitelendirme kısmen gelişigüzeldir ancak önemli bir akımı yansıtıyorlar: askeri cephe ve arka taraftaki sivillerin arasındaki ayrım azalıyor. Bu değişimin hızlanmasıyla devletlerarası savaş; isyancı grupları, terör ağları, milis güçler ve suç örgütleri gibi devlet dışı aktörleri de içeren silahlı çatışmalarla yer değiştiriyor.

Daha kafa karıştırıcı husus ise, bu grupların iç içe geçmesidir ve hatta bazıları da devlet desteği alıyor. Latin Amerika’nın en eski gerilla grubu Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri uyuşturucu kartelleriyle ittifaklar kurmuştur. Afganistan’da ve başka yerlerdeki bazı Taliban grupları, ulusaşırı El Kaide teröristleriyle sıkı bağlar geliştirmiştir. Ukrayna’nın doğusundaki isyancılar hiçbir sembol taşımayan Rus birlikleriyle omuz omuza savaşıyor.

Bu tür örgütler sık sık, zamanla yerel nüfus üzerinde mücbir güç edindikleri hem siyasi ve hem de silahlı operasyonlar başlatırlar ve böylece kendi bölgelerini etkili bir şekilde yönetecek kapasiteye ya da meşruiyete sahip olmayan devletlerin eksikliklerini avantaj olarak kullanırlar. Sonuç ise Kuzey İrlanda ve Balkanlarda görev yapmış eski Britanyalı komutan General Sir Rupert Smith’in dediği üzere ‘insanlar arasında savaş’ yani geleneksel ordularla konvansiyonel savaş alanlarında nadiren nihayete eren bir tür mücadeleden ibaret.

Bu karma savaşlarda hepsinin ateş gücüne sahip olmadığı çok çeşit silahlar kullanılır. Sosyal medyanın hâkimiyetinin yanı sıra, tüm cep telefonlarında kameraların ve tüm bilgisayarlarda da fotoğraf düzenleyici yazılımın bulunmasıyla enformasyon rekabeti Suriye ve Ukrayna’daki mevcut savaşlarda olduğu gibi modern savaşın kritik bir boyutu haline geldi.

Karma savaşta; konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan kuvvet, savaşçılar ve siviller, fiziksel tahrip ve enformasyon hileleri bütün yönleriyle iç içe geçmiş hale geldi. 2006 yılında Lübnan’da Hizbullah, propaganda, konvansiyonel askeri taktikler ve yoğun nüfuslu sivil bölgelerden atılan roketlerle birlikte iyi eğitimli hücreler vasıtasıyla İsrail ile savaştı ve bölgede pek çok kişi tarafından siyasi zafer olarak kabul edilen başarıya erişti. Yakın zamanda, Hamas ve İsrail yoğun nüfuslu Gazze şeridinde hava ve kara operasyonları yürüttü.

Bu tarz bir savaş büyük ölçüde Amerika’nın Sovyetler Birliği’nin yıkılışının ardından 1991’deki Irak Savaşını sadece 148 kayıpla kazanması ve 1999 Kosova Savaşında hiç kayıp vermemesiyle ayyuka çıkan Amerika’nın ezici konvansiyonel askeri üstünlüğü neticesinde ortaya çıktı. Bu asimetrinin karşısında hem devlet hem de devlet dışı aktörler olmak üzere Amerika’nın karşıtları geleneksel taktiklerin dışına çıkmaya başladı.

Örneğin Çin’de askeri planlamacılar, Birleşik Devletler sistemlerini kandırmak ve yormak için elektronik, diplomatik, siber, vekil teröristler, ekonomik ve propaganda araçlarının birleştiği ‘serbest (kısıtlanmamış) savaş’ stratejisini geliştirdi. Çinli bir askeri yetkilinin de ortaya koyduğu gibi, ‘‘Serbest savaşın ilk kuralı kuralsızlıktır’’

Doğrudan bir savaşta konvansiyonel bir orduyu yenemeyeceklerini bilen terörist gruplar, hükümetlerin kendi güçlerini onların aleyhinde kullanmaya çalışıyorlar. Usame Bin Ladin, şiddet içeren eylemlerle, Birleşik Devletleri çok kızdırarak aşırı tepki vermesi için onu kışkırttı ve böylece onun güvenilirliğini yok etmek, Müslüman dünyasındaki ittifaklarını zayıflatmak ve nihai olarak ordusunu ve bir bakıma toplumunu tüketmeyi hedefledi.

İslam Devleti de şimdi ABD ve diğer Batılı ülkelerin vatandaşlarının kafasının kesilmesi de dâhil olmak üzere vahşice idamların videolarının ve fotoğraflarının sergilendiği tahrik edici bir sosyal medya kampanyasıyla birlikte acımasız askeri operasyonların karşımı benzer bir stratejiyi kullanıyor. Bu çabalar, git gide artan sayıda memnuniyetsiz bireyleri ve grupları İslam Devleti’nin bayrağı altında toplanmaya teşvik ederken, onun düşmanlarını da ona karşı seferber ediyor.

Savaşın bu öngörülemez tekâmülü, savunma planlamacıları için ciddi bir zorluk teşkil ediyor. Bazı zayıf devletler için, dâhili tehditler kesin hedefler sağlar. ABD, kendi hesabına, Asya ve Avrupa’da mühim ölçüde caydırıcılığını sürdüren konvansiyonel askeri güçleri için sürekli desteğini Ortadoğu’daki çatışmalarda gereken alternatif kapasitelere yatırımla dengelemeli.

Çeviren(Tam Metin): Serdar Yeşiltay

(Project Syndicate, Joseph S. Nye, The Future of Force, 5 Şubat 2015)

Çeviren: 

Serdar Yeşiltay

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org