İran’la Nükleer Anlaşma ve Sonuçları

İran’ın nükleer programı üzerine anlaşmada ilan edilen çerçeve, yeni ufuklar açan ulusal bir tartışma yaratma potansiyeline sahip. Anlaşmadan yana olanlar İran’a empoze edilebilecek nükleer kısıtlamalardan dolayı bir hayli mutlular. Eleştirenler ise bu kısıtlamaların teyit edilebilirliğini ve bölgenin ve dünyanın istikrarına olan uzun vadeli etkilerini sorguluyorlar. Bu anlaşmanın tarihi ehemmiyeti ve aslında sürdürülebilirliği bu zıt düşüncelerin uzlaştırılmasına bağlıdır.

Anlaşmanın teknik detaylarına ilişkin tartışma onun daha derin çıkarımlarına ilişkin muhasebe yapılmasını çok fazla engelledi. 20 yıldır, iki büyük partinin üç başkanı da İran’a ait bir nükleer silahın Amerikan’ın çıkarlarına ve küresel çıkarlara ters olduğunu ve bunu önlemek için güç kullanımına hazır olduklarını beyan etmişti. 12 yıl önce İran’ın nükleer silah geliştirme kabiliyetini önlemek için uluslararası bir çaba olarak başlayan müzakereler bu kabiliyetin ilk 10 yıl için tam kapasitesinin feragatini gerektiren bir anlaşma ile nihayete eriyor.

BM kararlarının açık muhalefeti ve kurnaz diplomasiyle birlikte İran, müzakereleri aşama aşama lehine çevirdi. İran’ın santrifüjleri müzakerelerin başında yaklaşık 100 iken katlanarak bugün yaklaşık 20 bine ulaştı. Savaş tehdidi şimdi İran’dan çok Batı’yı mecbur ediyor. İran müzakere etme istekliliğini bir taviz olarak görürken, Batı kendisini her çıkmazı yeni bir teklifle aşmaya zorunlu hissetti. Müzakere süreci devam ederken, İran’ın nükleer programı iki ila üç ay içinde bir nükleer silah geliştirebilme kapasitesi şeklinde resmi olarak belirtilen hedefe ulaştı. Önerilen anlaşma koşulları altında ise, İran 10 yıl boyunca nükleer bir silah edinmeye asla bir yıldan daha yakın olamayacak. Fakat yine de İran 10 yıl sonra mühim ölçüde buna yakın olacak.

Teftiş ve Uygulama

Başkan, tıpkı sebat, sabır ve hünerle İran’ın nükleer programına mühim kısıtlamalar empoze etmeye çabalayan dışişleri bakanı John Kerry gibi nükleer vahameti azaltma amacını kovalamasıyla saygıyı hak ediyor.

Süreç içinde İran’ın zenginleştirilmiş stokunun büyüklüğünü daraltma, uranyumun zenginleştirilmesini bir tesisle sınırlama ve bu zenginleştirme sürecinin boyutlarını kısıtlama üzerine ilerleme kaydedildi. Yine de bu çerçevenin nihai önemi onun teyit edilebilirliği ve tenfiz kabiliyetine bağlı olacak.

Nihai anlaşmanın müzakereleri ziyadesiyle zorlu olacak. Örneğin henüz resmi hiçbir belge yayınlanmadı. Mevzu bahis çerçeve ise Amerika’nın tek taraflı yorumunu temsil ediyor. Hükümlerinden bazıları İran’ın başlıca müzakerecileri tarafından hariç tutuldu. Ortak bir AB – İran bildirisi özellikle müeyyidelerin kaldırılması ve araştırma ve geliştirmeye izin verilmesine ilişkin mühim bir mevzuda onunla ters düşüyor.

Benzer belirsizlikler İran’ın olası bir nükleer silaha erişime 1 yıllık uzakta olması meselesinde de görülüyor. Müzakerelerin göreceli olarak son aşamalarında ortaya çıkan İran’ın makul ölçüde sivil bir nükleer program geliştirmesi ile uyumlu bir teknik kapasiteye izin verilebileceği eski görüşün yerini aldı. Bu yeni yaklaşım tetkiki zorlaştırıyor ve kriteri, belirsizlikten dolayı daha siyasi hale getiriyor.

Bu yeni yaklaşımla birlikte İran, teklif edilen kısıtlamalarda teçhizat, tesisler ya da fisil ürünlerinin hiçbirinden kalıcı olarak vazgeçmiyor. Anlaşma sadece onları pek çok durumda cephanelik kapısına vurulan mühür ya da belirli bölgelere periyodik ziyaretler miktarında geçici kısıtlama ve teminat altına alıyor. Bu çabanın şu anki muazzam kapsamı gözleri korkutuyor; Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu teknik olarak ve insan kaynakları bakımından böylesi çok karmaşık ve devasa bir göreve hazır mı?

Birçok tesisi ve nükleer faaliyetleri gizlemede pek hünerli olan büyük bir ülkede ihlalleri tespit etmek haliyle zor olacak. Teftişin nasıl yapılacağını düzenleme başlı başına bir meseleyken, üst üste uluslararası krizler ve yerel sorunlara rağmen anlaşmaya riayeti sağlama haftalardır bir başka mesele haline geldi. Anlaşmanın ihlal edildiğini bildiren herhangi bir rapor muhtemelen anlamlılığı ve geçerliliği üzerine olan tartışmayı başlatır ya da hatta mevzuyu araştırmak üzere Tahran’la yeni görüşmeler için çağrıda bulunulmasına sevk eder. Şüpheli faaliyetin tespit edildiği fakat müzakerelerin pozitif atmosferinde önemsenmediği bu ‘geçici anlaşma’ esnasında, İran’ın ağır su reaktörü üzerine çalışma tecrübesi anlaşmaya dair umut verici bir davranış değil.

Anlaşmanın yükümlülüklerinden kaçma meselesinin açık biçimde tanımlanmış bir olay olarak üstesinden gelmek mümkün değil. Mümkün olsa bile büyük ihtimalle yavaş yavaş muğlak kaytarmaların ve ihlallerin iyice birikmesiyle sorunun üzerine gidilecek.

Denetlemenin kapsamı ve müdahaleciliği üzerine kaçınılmaz anlaşmazlıklar çıktığı vakit, hangi kriterde hangi aşamaya kadar ısrarcı olmaya hazırız? Eğer delili kusursuz derecede sağlam olmazsa, ispat külfetini kim üstlenecek? Bu mevzuyu süratle çözmek için ne tür bir süreç takip edilecek?

Anlaşmanın başlıca yürütme mekanizması olan yeni müeyyidelerin dayatılması tehdidi, İran yönetimine ‘geçici’ kısıtlamalar karşılığında müeyyidelerden ‘kalıcı’ kurtulma sağlıyor. Yani ortada büyük ölçüde bir eşitsizlik var. Yaptırımların aniden tekrar uygulanması, onu ima etmek kadar açık ve basit olmuyor. İran yürütme kararıyla anlaşmayı ihlal etme konumunda. En tesirli yaptırımların görevine iade edilmesi eşgüdümlü uluslararası eylem gerektirecek. Önceki eylemlere gönülsüzce katılan ülkelerde, kamuoyunun talepleri ve ticari kuruluşların kanaati otomatik olarak ya da süratle tepki verilmesine engel teşkil edecek. Şayet devam eden süreç açık bir biçimde anlaşma şartlarını tanımlamazsa, müeyyideleri tekrar dayatmaya yönelik bir teşebbüs başta Amerika’nın tecrit edilmesi tehlikesini doğurur, İran’ın değil.

Çerçeve anlaşmasının süresinin, başlayarak 10 yıl içinde aşama aşama dolması, bu sürenin sonunda, nükleer programının kapsamı ve karmaşıklığı ve istediği bir zaman onu silah haline getirme kapasitesiyle İran’ın önemli bir nükleer, sınai ve askeri güç haline gelmesine muktedir kılacak. İran’ın araştırma ve geliştirmesini sınırlama alenen açıklanmadı ya da belki de bunun üzerinde mutabık kalınmadı. Böylece İran, anlaşma esnasında gelişmiş nükleer teknolojisini destekleyebilecek bir mevkide olacak ve anlaşmanın geçerlilik süresi dolduğunda ya da bozulduğunda daha gelişmiş yani hâlihazırdaki modelin 5 katı kadar daha fazla kapasiteye sahip santrifüjleri süratle mevzilendirebilecek.

Müteakip müzakereler, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarını 10 binden 300 kilograma düşürmek ve ilaveten 10 yılın ardından da uranyum zenginleştirmenin ölçeğini düşürmek için oluşturulan mekanizmaya ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’ın önceki silah edinme çabalarına ilişkin kaygıları da dâhil olmak üzere birkaç kilit meseleye dikkatle temas etmeli. Bu ve benzeri meseleleri çözüme kavuşturma kabiliyeti Birleşik Devletlerin hala müzakereleri terk edebileceği ya da ne zaman terk edebileceği kozu üzerine kararı belirlemeli.

Çerçeve Anlaşması ve Uzun Süreli Caydırıcılık

Bu mevzular çözüme kavuşturulduğu zaman bile başka bir dizi problem ortaya çıkar çünkü müzakere süreci kendi gerçeklerini yaratır. Geçici anlaşma İran’ın zenginleştirmesini kabullendi, yeni anlaşma ise onu yapının ayrılmaz parçası yapıyor. Birleşik Devletler için, İran’ın nükleer kapasitesinin 10 yıllık kısıtlamaya tabi tutulması ümit verici bir ara dönem olabilir. Siyasetlerini bin yıllık rekabetleri açısından yürüten İran’ın komşuları için bu durum tehlikeli bir başlangıç ve hatta daha tehlikeli ve kalıcı olan bir hayatın gerçeği olma noktasında. Ortadoğu’daki bazı başlıca aktörler muhtemelen ABD’yi başlıca tehdit olarak nitelendirdikleri bir ülkeye askeri nükleer kapasitesini taviz olarak vermeye istekli görüyorlar. Birkaçı en azından eşit kapasitede nükleer güçte ısrar edecekler. Suudi Arabistan bunun sinyalini verdi, diğerleri de muhtemelen onu takip edecekler. Bu bağlamda müzakerelerin neticeleri geri döndürülemez olacak.

Ortadoğu’da nükleer silahlar yaygınlaşırsa ve bölgede birkaç tane ölümüne birbirini rakip nükleer devletler ortaya çıkarsa, uluslararası güvenlik hangi nükleer caydırıcılık ve bölgesel istikrar kavramlarına dayanacak? Geleneksel caydırıcılık teorileri ikili eşitliği gerektirir. Birbirine kenetli bir dizi rekabeti, bölgede her birini diğerini karşı dengeleyen nükleer programlarla tasavvur edebiliyor musunuz?

Eskiden nükleer strateji üzerine düşünmede, sabit ve istikrarlı devlet aktörleri hesaba katılırdı. Asli nükleer güçlerin arasında coğrafik mesafeler ve programların göreceli olarak büyüklükleri, sürpriz saldırıları hayal bile edilemez yapan ahlaki tepki ile birleşmişti. Bu doktrinler devlet olmayan vekâletlerin desteklendiği, devlet yapısının saldırı altında olduğu ve cihat adına ölümün bir çeşit yükümlülük olduğu bir bölgeye nasıl uyarlanabilir.

Bazıları ABD’nin İran’ın komşularını bir Amerikan nükleer çatısı altına alarak böylece onların bireysel olarak caydırıcı kapasitelerini geliştirmeden alıkoyabileceğini öneriyorlar. Fakat bu teminatlar nasıl tanımlanacak? Onların uygulanmasını hangi faktörler yönlendirecek? Teminatlar nükleer silahların kullanılmasına karşı olmayı da içerir mi ya da konvansiyonel ya da nükleer fark etmez herhangi bir saldırıya karşı mı olacak? İran hâkimiyetine mi karşıyız yoksa bu hâkimiyeti temin edebilecek yönteme mi? Ya nükleer silahlar psikolojik bir şantaj olarak konuşlandırılırsa? Ve bu teminatlar nasıl ifade edilecek ya da nasıl kamuoyu ve anayasal uygulamalarla uzlaştırılacak?

Bölgesel Düzen                    

Bazıları için, bir anlaşmada en büyük değer bir amacın gerçekleşmesine dair ihtimal ve beklentidedir ya da en azından İran’ın Batıya ve uluslararası kurumlara karşı 36 yıllık saldırgan düşmanlığını yumuşatma ve İran’ı Ortadoğu’yu istikrarlı hale getirme çabasının içine çekme fırsatıdır.  Devrim öncesindeki Amerika’nın ve İran’ın stratejik bir uyum döneminde hükümete hizmet veren ve hem de bunun faydalarını hem iki ülke için hem de Ortadoğu için tecrübe eden bizler böyle bir neticeyi fazlasıyla hoş karşıladık. İran, tarihi bir kültür, ateşli bir ulusal kimlik ve göreceli olarak genç, eğitimli bir nüfusa sahip olmasıyla mühim bir ulus devlettir; onun bir ortak olarak yeniden belirmesi azametli bir olay olurdu.

Fakat hangi işte ortaklık? İşbirliği iyi hisle yapılan bir uygulama değildir; o istikrarın nasıl tanımlanacağı üzerine mutabakatı gerektiriyor. İran’ın ve Birleşik Devletlerin böyle bir anlayışa az da olsa yakın olduklarına dair hâlihazırda delil bulunmuyor. IŞİD gibi ortak düşmanlarla savaşırken bile İran ortak hedefleri benimsemeyi reddetti. Dini lideri de dâhil İran’ın temsilcileri devrimci bir Batı karşıtı uluslararası düzen telakkisi iddiasında bulunmayı sürdürüyorlar; ülke içinde ise bazı kıdemli İranlılar nükleer müzakereleri farklı araçlarla yapılan bir nevi cihat olarak tasvir ediyorlar.

Nükleer görüşmelerin son aşaması İran’ın, gücünü komşu ülkelerde sağlam bir şekilde yerleştirmek ve genişletmeye dönük yoğun çabalara giriştiği bir zamana denk geldi. İran güçleri ya da İran’ın güdümündeki güçler şimdilerde pek çok Arap ülkesinde ulusal otoritelerin denetiminin ötesinde eylemlerde bulunan rakipsiz askeri ve siyasi unsur haline geldiler. Savaş alanı olarak son zamanlarda Yemen’in de eklenmesiyle Tahran Ortadoğu’nun tüm stratejik suyolları boyunca mevkileri işgal etti ve ezeli rakibi ve Amerika’nın bir müttefiki olan Suudi Arabistan’ın etrafını sardı. Nükleer kısıtlamalarla birlikte bunlarla bağlantılı siyasal kısıtlamalar da olmadığı sürece, İran’ı müeyyidelerden azat eden bir anlaşma İran’ın hegemonik gayretlerini güçlendirme tehlikesini barındırır.

Bazıları nükleer anlaşmanın İran’ı nihai iç dönüşümüne götürecek bir yol olarak görmeleri hasebiyle bu kaygıların önemsiz ya da ikinci derecede önemli olduğunu öne sürüyor. Fakat kim bize İran’ın ülke içindeki istikametini öngörmede Vietnam’ın, Afganistan’ın, Irak’ın, Suriye’nin ya da Libya’nınkinden daha basiretli olduğumuzu ispat edecek güveni veriyor?

Nükleer ve siyasi kısıtlamalar arasındaki bağın yokluğundan dolayı, Amerika’nın geleneksel müttefikleri Birleşik Devletlerin İran hegemonyasına razı olma karşılığında geçici nükleer işbirliğini pazarlık ettiği neticesini çıkaracak. Onlar git gide kendi nükleer dengelerini oluşturma arayışı içinde olacaklar ve gerekirse bütünlüklerini idame ettirmek için diğer güçleri yardıma çağıracaklar.  Amerika, hala bölgenin mezhepsel kargaşası, devletin çöküşü ve Tahran’a doğru kayan güç dengesizliğini mani olma umudu içinde mi yoksa bunu şimdi bölgesel dengenin onarılamaz yönü olarak kabul mü ediyoruz?

Anlaşmayı savunan bazıları anlaşmanın Amerika’yı, şimdiki yönetimin askeri geri çekilmesi ile sonuçlanan Ortadoğu çatışmalarından ayırmak için bir yol olabileceğini öne sürüyorlar. Sünni devletlerin yeni bir Şii imparatorluğuna karşı direnişi hızlandırmasına rağmen, tam tersi bir hal görünüyor. Ortadoğu kendi kendisini istikrara kavuşturmayacak ve de bir güç dengesi kendisini Sünni – Şii rekabeti dışında kendisi doğal olarak ortaya koymayacak. (Hatta bizim amacımız bunun tersi olsa bile, geleneksel güç dengesi teorisi daha zayıf tarafın desteklenmesini gerektiriyor, yükselen gücü değil.) İstikrarın ötesinde, nükleer savaşın patlak vermesini ve onun yıkıcı sonuçlarını önlemek Amerika’nın stratejik çıkarlarının gerekleridir. Nükleer silahların konvasiyonel silahlara dönüştürülmesine izin verilmemeli. Kitle imha silahlarıyla birlikte bölgenin ihtirası Amerika’nın dâhiliyetinin derinleşmesine sevk edebilir.

Eğer dünyanın daha kötü bir hengâmeden bile kurtarılması zaruri ise, Birleşik Devletler bölge için bir stratejik doktrin geliştirmeli. İstikrar aktif bir Amerikan rolünü gerektiriyor. İran’ın uluslararası topluluk değerli bir üyesi olması için ön şart Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırma ve daha geniş uluslararası düzene meydan okuma gücü üzerine uygulanan kısıtlamaları kabul etmesidir.

Amerikan’ın stratejik siyasi tasavvuru net olana kadar, öngörülen bu nükleer anlaşma bölgedeki zorlukları çözmeyi bırakın, arttıracaktır. Amerikan’ın Ortadoğu’yla bağlarını koparmasına fırsat vermesinden ziyade, bu nükleer çerçeve karmaşık yeni şartlar üzerinden orada derinleşen dahiliyeti icap ettiriyor. Tarih bizim için çalışmayacak; o sadece kendilerine yardım etmeye çalışanlar için çalışıyor.

- Kissinger ve Shultz eski dışişleri bakanlarıdır.

Çeviren(Tam Metin): Serdar Yeşiltay

(Wall Street Journal, Henry Kissinger and George P. Shultz, The Iran Deal and Its Consequences, 7 Nisan 2015)

Çeviren: 

Serdar Yeşiltay

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org