Halidi: Amerika Esad’la Anlaşmalı

LONDRAGeçen hafta, başkan Obama esas itibariyle Irak ve Suriye’deki İslam Devleti’ne savaş ilan etti. Lakin görünüşe bakılırsa bu örgüt yarattığı tehdidin acilen bertaraf etme gereksinimini karşılamak zor.

Batı, ‘ılımlı’ Suriye muhalefetini desteklemede karar kılarak ve başkan Beşar Esad’ın rejimiyle doğrudan bir mücadeleden sakınarak, evvela İslami Terörizmin nasıl mağlup edileceği hakkında hiçbir makul hesaplama yapmaksızın Esad’ı devirmeyi saplantı haline getirmiş Arap körfezindeki müttefikleri Esad mevzusunda sakinleştirmeye çalışıyor görünüyor.

5 Eylül’de Galler’de bir NATO zirve toplantısının kapanışında da tekrarlanan, Suriye’de ‘ılımlı bir muhalefet’in varlığı görüşünde olan Batı siyasi çevrelerindeki daimi kanaat bu ılımlılar hakkında ciddi bir tahkik yürütülmesi yönünde. Tam denetlenmiş bir muhalefet fikri, ona absürt bir anlam veriyor. Ilımlılık, bozuk nitelik taşıyan diğerlerinden ayırt edilebilen, tasnif edilebilir sabit bir unsur olarak addediliyor. Dahası, güvenlik incelemesi yapılmış olanların asla bozulmayacağı zannediliyor. Bu durum, batı destekli muhalefet galebe çalacak ve ardından daha mutlu ve daha iyi bir Suriye için temeli oluşturacak anlayışını da beraberinde getiriyor.

Ortada bu fikirleri destekleyecek çok az şey var. Bugün yakın gelecekte cephedeki en etkin kuvvetlerin çoğu şüphesiz ki ılımlı olmayan gruplardır. Bu evvela Batının Suriye muhalefetini yüzüstü bıraktığı için değil, Doğu Akdeniz boyunca hızla yayılan çatışmanın, ılımlılık ve aşırıcılık arasındaki farz edilen mücadele yüzünden yapılacak çok az şeyin kaldığı noktada olmasıyla ilgisi var.

Sünni cihatçılar, derin kökleri bulunan toplumsal ve dini duygulara sinsice hitap etmesinden ve gaddarlıklarına rağmen Sünni dünyası boyunca hakiki bir karşılık bulan sembollere çağrışım yapmasından dolayı katiyen başarılı oluyorlar. Onların çekiciliğini Şii karşıtı hassasiyetleri oluşturuyor. Onların, Şubat ayında İD’yi tanımadığını beyan eden El Kaide ile ve Suudi destekli İslami Cephe, körfez ülkeleri tarafından finanse edilen Ahrar el Şam ve El Kaide bağlantılı El Nusra cephesi gibi diğer isyancı örgütlerle mühim ölçüde bir ideolojik çatışmaları var.

Rolü çatışmayı kızdırmaktan öteye geçmeyen Suriye Müslüman Kardeşleri ise Batı, Arap devletleri ve Türkiye tarafından desteklenen ‘ılımlı’ Suriye Ulusal Koalisyonunun şemsiyesi altında kimliğini gizliyor. Nihayetinde, bu Batı’nın 1980’de Afganistan’da yaptığı yatakla aynısıydı ve Batı bu yatakta uyumuştu.

Sözde ılımlılar asla ikna edici bir ulusal program oluşturmadılar ya da Esad’a tutarlı bir alternatif sunmadılar. Gerçek şu ki, Arap dünyasında birkaç istisna haricinde ‘silahlı ılımlılar’ ya da ‘ılımlı teröristler’ diye bir şey yok. Hakiki ılımlılar, silaha sarılmayanlardır. Ancak eline silah alanlar gerçek ılımlılar olamazlar.

Washington’da ve Brüksel’de öne sürülen Arap devletlerinden ve İslam Devleti ile anlaşma yapabilen Türkiye’den oluşan bir Sünni koalisyon önerisi, ılımlı muhalefet fikriyle eşit ölçüde ahmakçadır. El Kaide’ye ve benzeri terör örgütlerine bağlı Sünni unsurlar arasında hiçbiri gerçek güvenilirliğe sahip değildir. Üstelik aslında bu ülkeler aynı zamanda birbirinin de düşmanlarıdır.

Birçok yönden, Körfez krallıkları (Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emir Emirlikleri) arasındaki mevcut mücadele ve şiddetli cihatçılığın farklı şekillerle tekerrür etmesi, İslam’ın Vehhabi, Selefi ve diğer yorumları dahilinde güç ve meşruiyet için mücadeleyi kapsayan bir aile kavgasıdır. Bu yüzden bir Sünni koalisyonu üzerinde ısrar ederek, Batı sadece İran, Irak ve Suriye Şiilerine karşı bir körfez önceliğinde savaşa katılıyor gibi görünür. (Suudilerden esinlenen Selefi ve onların cihatçı akrabalarından farklı olarak ne Lübnan’da konuşlanmış İran destekli Şii örgüt Hizbullah’ın, ne de İran’ın, Batı’ya ve Müslüman olmayanlara karşı küresel bir savaş ilan etmesi için ortada hiçbir sebepleri yok.)

Suriye ‘ılımlılarını’ desteklemek cephede değişikliğe neden olması kaydıyla biraz askeri anlam ifade edebilir. Lakin geniş kapsamlı birlikler sevki etmeye yönelik Batılı ya da bölgesel bağlılığın yokluğunda, İslam Devleti’ni yok edebilecek cephedeki tek gerçek güç Suriye ordusu ve Hizbullah dahil onun yerel müttefikleridir.

 Baskıcı ve gaddar tarihine rağmen, Esad rejimi sadece, ne Batıya ne de onun çıkarlarına görülebilir bir tehdit doğurmamakla kalmıyor, ayrıca ortak hedeflerin temelinde hareket etmeye hazır ve gönüllüdür. Ciddi bir ortak tehditle yüzleşmede en tesirli eylem planı, Esad’la uyumlu bir şekilde hareket edilmesi olan bir zamandayken, Esad güçleriyle ve muhtemelen İran ve Rusya’yla da ciddi bir çatışma içine girilmesi neticesini doğuracak olan Suriye topraklarına bir askeri müdahale başlatmak, stratejik ahmaklığın daniskası olabilir gibi görünüyor.

Batı seçeneklerini gözden geçirmeye devam ederken, stratejiyi yeniden düşünmesi gereklilik arz ediyor.

Evvela cephedeki en etkili kuvvetler olan Esad’ın Suriye Ordusu ve İran destekli Hizbullah savaşçılarıyla birlikte çalışmak için bir yol bulmak zaruridir. Batının Suriye rejimiyle olan tüm farklılıkları savaşın gidişatı değişene kadar ertelenmelidir. Aslında, Suriye’yi, İran’ı ve Rusya’yı kapsayan İslam Devleti karşıtı bir koalisyon, 3 yıldır süregelen Suriye savaşının barışçıl bir çözüme kavuşmasına yardım edebilecek olan Esad’la siyasal bir ilişki kurmak için tek gerçek yoldur.

İkincisi, Batı, Suudileri gücendirmemeye çalışmaktan vazgeçmelidir ve Vehhabiliğin sinsi tesirine ve şiddet içeren aşırıcılığı ortaya çıkaran ideolojik desteğe çok daha güçlü bir sesle karşı çıkmalıdır. Arap Körfezi devletleri bir taraf seçmek zorundalar. Terörü finanse etmeye ve bir siyaset malzemesi olarak köktenciliği kullanmaya ve yurtdışında hala savaşıyor olduklarını iddia etmeye devam edememeliler. Suudi Arabistan cihadın hem bir sponsoru hem de bir hedefidir, ancak her ikisinden de olmamayı dilemelidir.

Anlaşılan o ki, bu vaziyet Batının liderleri için gerçek bir test özelliği taşıyor. Ve şayet Birleşik Devletler ve onun müttefikleri gerçekçi hedefler ve bu hedefleri gerçekleştirmek için keskin görüşlü bir plan olmadan yavaş yavaş Ortadoğu’da büyük çapta başka bir askeri çatışmaya girişirse, zaten kaybetmiş olacaklar.

- Ahmed Semih Halidi Oxford’daki St. Anthony’s College’da akademik bir misafir ve eski Filistin barış müzakerecisidir

Çeviren(Tam Metin): Serdar Yeşiltay

(NYT, Ahmad Samih Khalidi, To Crush ISIS, Make a Deal With Assad, 15 Eylül 2014)

  

Anahtar Kelimeler: 

Çeviren: 

Serdar Yeşiltay

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org