Ferhan Ekrem: Cemaat ve Sol

Osmanlı’nın son dönemleri de dahil olmak üzere Türkiye’de yaklaşık 150 yıldır ideolojik yapı iki ana hat üzerinde ayrışıyor. Ara hatlarda çeşitlenme olsa da sağcı-solcu veya muhafazakar-laik (aydınlanmacı) şeklinde iki temel kategoriye ayrılabiliyor. Ortak fikirler üzerinde uzlaşamama sorunu uzun yıllar geçtikçe büyük toplumsal kırıklara dönüşüyor. En büyük sorun ise bu iki ana hat arasındaki iletişim kanallarının işlemiyor olmasından kaynaklanıyor.

Bu iki ideolojik blok yüz yılı aşkın bir süredir birbirlerini açık veya kapalı düşman olarak görüyor. Fikirlerdeki ayrışma doğal olarak kurumlara da yansıyor. Her blok kendi anlayışına göre inşa ettiği kurumlarında diğer ideolojiye mensup kişileri uzak tutmayı esas strateji olarak benimsiyor. Fakat ortak kurumların (kamu) inşasına ve idaresine gelince bu strateji amansız bir rekabete dönüşüyor. Yani kamu kurumlarındaki imkanların paylaşılmasındaki sıkıntı iki bloğun stratejisinde kesişme noktasını oluşturuyor. Amansız bir iktidar savaşı da tam bu noktada başlıyor. İktidardaki sağ-sol rekabeti ayrışmayı daha da derinleştiriyor. Huzursuzluk derinleşiyor, “mutsuzluk” hem iktidardaki kanadın hem de diğer kanadın ortak kaderi haline geliyor.

Türkiye’deki bu iki ideolojik blok arasında bir iletişim kanalının bulunması ortak bir gelecek için kaçınılmazdır. Bu gün Gülen cemaatinin önündeki en büyük fırsat bu kanalı aktif hale getirme şansını yakalamış olmasıdır. Cemaatin önüne bu fırsatın çıkması son iki yıldır yaşadığı zorlu sürecin sonuçlarıyla doğrudan alakalıdır. Bu sonuçlar iki şekilde ortaya çıkıyor.

Birincisi: Hükümetin cemaati kastederek yürüttüğü “paralel” politikasının hukukun sınırlarını zorlayarak baskıya dönüşmesi sol kesim ile cemaat arasında sempati bağının kurulmasını sağladı. 2013 yılının sonunda ilk somut ayrışmanın yaşandığı dönemde sol kesimin cemaate yönelik “oh olsun” şeklindeki tavırları çok belliydi. Fakat bu gün sol kesimde cemaate karşı birikmiş öfkenin azaldığı görülüyor. Solun kalesi olan CHP’nin bu gün en çok savunduğu grubun cemaat olması ise aradaki sempati bağını pekiştiriyor.

İkincisi: Hükümetin “paralel” politikasını cemaat üzerinde topyekun ve yoğun bir devlet baskısına dönüşürken diğer muhafazakar kesimin cemaati tamamen yalnız bırakması cemaati sol kesime yönelik açılım yapmaya zorladı. Bu gün muhafazakar kesim iktidarın muhkem kalelerinin arkasında bütün muhalefete karşı kapılarını kapatıyor. Devletin tepe noktasındaki kişilerin sadece kendi gazetecileri aracılığıyla dış dünyaya açılabiliyor olması ise muhafazakar çevrede siyasetin çeperini her geçen gün biraz daha daraltıyor. Bir nevi mahalle siyasetine dönen yönetim anlayışı muhafazakar kesimin siyasi geleceğini de tartışmalı hale getiriyor.

Buna karşın cemaat başta televizyon ve gazeteleri vasıtasıyla farklı ideolojilerle ilişki kurmayı başarıyor. Bu gün yayınlarında her kesimden insanın konuşmaya ve tartışmaya başlaması cemaat için önemli bir iletişim fırsatı oluşturuyor. Türkiye’de yıllardır büyük bir ihtiyaç olan “çoğulcu söylem” için verimli bir ortam yavaş yavaş gelişiyor. Kürt solundan Türk soluna Kürt milliyetçiliğinden Türk milliyetçiliğine kadar hemen her kesimin değerlendirmesi gereken imkan beliriyor. Eleştiri ve tartışmaların seviyeli ve medeni olması ise gelecek adına bu imkanın devam edebileceğini gösteriyor. Böylece cemaatin önüne en çok önem verdikleri bir kavram olan “diyalog” için Türkiye’de kullanabilecekleri iyi bir fırsat çıkmış oluyor.

Cemaat bu fırsatı iyi değerlendirmek suretiyle Türkiye’de önemli bir inisiyatif elde edebilir. Yüz yılı aşkın süredir devam eden ideolojik bloklar arasındaki kopukluk giderilebilir. Türkiye’de tarafların karşı cephelerde atışarak sürdürdükleri “düşman” siyaseti aynı masada konuşulan bir ortak politikaya dönüşebilir. Dahası cemaat sürekli yerel kalmak suretiyle güdükleşen Türkiye siyasetinin globalleşmesinde aracılık ederek dışa açılımı sağlaya bilir. Böylece kısır çekişmelerle sınırlı ulusal söylemler aşılarak uluslararası bir söylem geliştirilebilir.

Bu muhtemel olumlu gelişmeler cemaatin bundan sonraki tutumuyla doğrudan alakalıdır. Nitekim eskiden yaptığı hataları tekrar yapması bu fırsatların bir daha gelmemek üzere kaçması anlamına geliyor. “Belli bir siyasi partinin politikalarına angaje olarak muhalif kesimleri dışlaması” ve “sıcak siyasetin içine girerek kendi ilkelerinin sınırlarını zorlaması” cemaatin en önemli iki hatasını oluşturuyordu.

Cemaatin 2002 yılında iktidara gelen muhafazakar eğilimli Adalet ve Kalkınma partisi ile kurduğu yakın ilişkiler sıradan bir oy desteğinin ötesinde politik dayanışmaya dönüşerek on yıl boyunca sürdü. Bu süre zarfında hükümet politikalarının cemaat tarafından ısrarla desteklenmesi muhalif kesim tarafından hükümet-cemaat kardeşliği olarak algılandı. Ve muhalefet karşısındaki her türlü avantaj hükümet-cemaat bloğunun bir rant hesabı olarak yorumlandı. Böylece muhalefete yönelik tüm politikalarda hükümetle birlikte cemaat de eleştirilerin odağı oldu. Cemaatin bu süreçte en büyük hatası ise bu eleştirileri dikkate almamasıydı. Hatta kendisine yöneltilen nice ağır suçlamalar karşısında aklanma çabaları yerine iddiaların üzerinin kapatılmasına ön ayak oldu. Bu da iddiaların gerçekliği konusunda geniş bir kanaatin oluşmasına yol açtı.

Bir diğer husus ise cemaatin ilk dönem ilkelerinden biri olan “apolitik olma” tutumunun zorlanması ve iyice aşınmasıydı. Bu süreçte günlük siyasetin cemaatin faaliyetleri arasına girmeye başladığı bariz bir şekilde gözlemleniyordu. Hükümet politikalarının propagandasının yapılması, bazı hukuki süreçlerin medya aracılığıyla taraflı şekilde kamuoyuna aktarılarak siyasallaştırılması, siyasi krizlerin içine sürekli adının karışması vs. siyasallaştığına dair önemli gelişmelerdi. Bazı siyasal gelişmeler hükümet-cemaat birlikteliğini öyle pekiştirdi ki “bunu hükümet mi yapıyor cemaat mi” sorusu tartışmalara konu oldu. Cemaat tarafından ise tabana verilen “bu siyaset değil hakkı ve adaleti destekleme” mesajı yapılan siyasetin meşru görüldüğünü gösteriyordu. Din-toplum-siyaset dengesini iyi koruyamamış olması cemaati bu gün nihayet “paralel devlet” suçlamasıyla karşı karşıya getirdi. Ve şimdi bu suçlamayla baş etme konusunda oldukça zorlandığı görülüyor.

Son gelişmeler cemaati bir özeleştiri sürecine girmeye zorluyor. Cemaatin geleceği sağlıklı bir özeleştiri sürecinin sonunda “nasıl bir cemaat politikası” geliştireceğine bağlı bulunuyor. Yanlış politikaların tekrarlanması ve hatalı yöntemler üzerinde ısrar edilmesi tamamen yalnızlaşması ve yıpranması anlamına geliyor. Ve bu gün sol blokla kurulması muhtemel bir iletişim imkanının da tükeneceğini gösteriyor.

(Süreç Analiz, Ferhan Ekrem, 8 Kasım 2015)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org