Faydasız Müttefik Türkiye

IŞİD ve diğer şiddet grupları Türkiye’nin gevşek sınır politikasından yararlanıyor.

Orta Doğu alevler içinde. IŞİD’in Suriye’den Irak’a hızla ilerlemesi, Vaşington ve Brüksel’de  yankı buldu. Filistin-İsrail çekişmesi de, Yahudi devletinin Batı Şeria’da kaçırılan 3 genci yoğun arama çalışmalarıyla kızıştı. Ve dünya güçleri, nükleer programı yüzünden İran’la çekişmeye devam ediyor.

Bu krizlerin hiçbirini çözmek kolay değil. Ve bu üç kriz, Avrupa’nın arka bahçesi olan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın güdümündeki Türkiye tarafından kızıştırılıyor.

Irak’taki IŞİD krizi, son iki yıldır Türkiye’deki Erdoğan hükümetinin tehlikeli ve müsamahakar sınır politikasıyla içinden çıkılamaz şekilde bağlantılı. Barack Obama’nın,  Erdoğan’ı Suriye’ye muhalif gruplar arasında ayrım yapmaksızın mühimmat ve savaşçı akışı sağladığı ve bu akışınbatı düşmanı cihatçıları da içeren yanlış isyancı gruplara hizmet ettiği için azarlaması çok uzun zaman önce değil, geçen seneydi.

Bu değerlendirmeyi yapan tek kişi Obama değil. Örneğin İnsan Hakları İzleme Örgütü Ekim raporunda şu ifadeler yer alıyor; “Kuzey Suriye’de faaliyet gösteren birçok yabancı savaşçı Suriye’ye Türkiye üzerinden ulaşıyor, Türkiye üzerinden silah kaçakçılığı yapıyor, para ve diğer ihtiyaçlarını sağlıyor ve bazen tıbbi müdahale için geri çekiliyor.”

Erdoğan bu iddiaları reddediyor ve Suriye’deki cihatçılara yardım akışını önleyeceğini taahhüt ediyor. Fakat medya ve güvenlik kurumlarının raporları Erdoğan’ın açıklamalarıyla çelişiyor. Haziran’ın başında The Journal’ın Avrupa Polis Teşkilatı Europol’den aldığı bilgiye göre Türkiye- Suriye sınırının kolay ulaşılabilirliği, çok fazla cihatçının Suriye’ye nasıl gelebildiğini açıklıyor.

IŞİD Suriye’ye giden başka transit yollar keşfetti. IŞİD ve diğer şiddet grupları Türkiye’nin hukukun işlemediği Vahşi Doğu’sundaki siyasal boşluktan faydalandıkları çok açıktır. Norveç Savunma ve Araştırma Kuruluşu’ndan Thomas Hegghammer’in Syria Deeply vebsitesine verdiği demeçe göre; “1990’da Afganistan için Pakistan ne ise, şimdi Suriye için Türkiye odur.”

Ankara, Filistin terör örgütü Hamas’ın uzaktaki karargahına hizmet ediyor da olabilir. Ekim’de İsrail’deki haber sitesi Ynet’e göre, kıdemli Hamas üyesi Salih El-Aruri Türkiye’nin dışında fakat Türkiye’nin desteğiyle hareket ettiklerini söylüyor. Yüksek rütbeli bir İsrail istihbarat görevlisi El Aruri’nin örgütteki varlığını “Hamas’ın en önemli liderlerinden biri” ve “finans ve lojistik dahil birçok alanda etkili” olduğunu söyleyerek doğruluyor.

Daha ayrıntılı olarak, Londra’da basılan Pan Arabizmi savunan Al Hayat gazetesine göre, El-Aruri, Hamas’ın Batı Şeria’daki yapılanmasının başında. Diğer Hamas liderleri gibi  onun da bildirileri, Hamas’ın askeri kolu El Kasım Tugayları’nın vebsitesinde İngilizce olarak yayınlanıyor. Site, Aruri’nin Ekim’de söylediği şu sözleri aktarıyor; “Hamas Batı Şeria’daki direnişte ön planda olacak.”

Mısır’ın Al-Ahram gazetesine göre Esad rejiminin sünnileri  katletmesi üzerine patlak veren protestoda Hamas’ın Şam’daki karargahını kapatmasından sonra 2012’den beri El-Aruri, Türkiye’den destek görüyor. Filistin Maan Haber Ajansı’na göre, El-Aruri 2012’de Erdoğan’la görüşen Hamas temsilcileri arasındaydı. Daha sonra El-Aruri, Katar emirinin Hamas kontrolündeki Gazze’yi ziyaretine eşlik etmek üzere  Türkiye’den Gazze’ye geçtiHamas’a bağlı bir vebsitesine göre bu ziyaretten sonraki Ekim ayında El-Aruri, Ankara’da Erdoğan’la yapılacak önemli toplantıda yer almak üzere Hamas’ın politbüro lideri Halid Meşal’e katıldı.

Aruri’nin ismi son zamanlarda, Haziran’ın başında Batı Şeria’da kaçırılan üç İsrailli gencin kaçırılmasıyla ilgisi olduğu haberleriyle İsrail ve Filistin medyasında yer aldı. Bu haberlerden kısa süre sonra İsrailliler Aruri’nin evini yerle bir etti. Aruri’nin Batı Şeria’da El Kassam Tugayları’ndaki lider rolü, Aruri’nin Türkiye’de ne yaptığıyla, Ankara’nın neden ona kalması için izin verdiğiyle ilgili tartışmalı soruları beraberinde getirdi.

Küresel finansal baskılar altında İran İslam Cuhhuriyeti yönetimi kendi tehlikeli nükleer programını ortadan kaldırmaya ikna olma yolundayken Türkiye’nin devlet bankalarından biri olan Halkbank’ın, iddialara göre İran’la altına karşı doğalgaz takası işlemleri yürütmesi Türkiye’yle ilgili soru işaretlerini daha da arttırıyor. 2012 ve 2013’te Türkiye, İran doğalgazını Türk lirasıyla satın aldı ve gelirlerini Halkbank hesaplarına transfer etti. İranlı tacirler bu transferleri Türkiye’den altın almak için kullandılar. Türkiye’den alınan altın İran’a gelmeden önce Dubai’ye aktarılıyordu. Ankara, bu işlemlerin yaptırıma tabi tutulamayacağının, çünkü işlemlerin bireyler arasında yapıldığının, Tahran rejimiyle yapılmadığının altını çizmiştir.( Bireyler arası ticaret o zaman henüz yaptırıma tabi değildi.)

Ocak 2013’te Vaşington, İran’a altın satışınınn geniş kapsamlı olarak yasaklanmasını öngören bir yasa geçirdi. Obama yönetimi, bu yasağı hızlı ve etkili bir şekilde uygulamadı. Yaptırımlar 6 ay sonra 1 Temmuz’da etkili olmaya başladı. Yaptırımların uygulanmasından önce Beyaz Saray Türkiye ve İran’a birkaç aylık ticaret süresi verdi. Foundation for Defense of Democracies ve Roubini Global Economics firmasına göre “İran’ın altın fırsatçılığı”, Tahran’ın, doğalgaza karşı altın takası düşük bir seviyeye gelmeden önce, 13 milyar dolar kazanmasına yardım etti.

Daha sonra 17 Aralık 2013 geniş yolsuzluk soruşturmasında, Türk siyasi elitler ile, İran’la bağlantılı gölge ağları arasında birçok  ilişki olduğu iddia edildi. Öncelikle AKP karşıtı bir gazete İranlı ve Azeri işadamı Reza Zarrab’ın çoğunlukla İran’dan gelen ve toplamda 87 milyon euroyu bulan düzensiz para işlemleri nedeniyle suçlanmasına dikkat çektiZarrab 1- 1.5 yıl boyunca İran ve Türkiye’deki bağlantılarını kullanarak her gün neredeyse 1 ton altını İran’a taşıdı. Bunun işlem ücreti, Bloomberg’e göre 28 milyon dolardan fazlaydı. Mart’ta medyaya sızan Türk savcının raporuna göre Türkiye ve İran arasında bu finansal ağla ilgili başka iddialar da var.

Erdoğan ve müttefikleri herhangi bir kabahatleri olduğunu reddediyorlar. AKP, konuyla ilgili meclis soruşturmasını gelecek seneye erteledi. Fakat iddialar doğruysa, Türkiye mollalara, İran’ın nükleer geleceğiyle ilgili bir mücadele olması durumunda, finansal koz elde etmeleri konusunda yardım etmiş oldu.

Ankara şimdi NATO’dan IŞİD’i püskürtmek için yardım istiyor. AKP, İsrail’in insan avını kınarken, İran’ın nükleer bombasına karşı olduğunu belirtiyor. (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen sene komşu ülkenin sahip olduğu, Türkiye’nin sahip olmadığı silahlar hakında endişelerini dile getirdi.) Türkiye bu üç krizin de sorumluluğunu üstlendi ve bu yüzden Avrupa Ankara’yı hesap vermeye zorlamalıdır.

Jonathan Schanzer Demokrasileri Koruma Vakfı'nın başkan yardımcısıdır.

Çeviren: Mine Baysan

(The Wall Street Journal, Jonathan Schanzer, An Unhelpful Ally, 25 Haziran)

Çeviren: 

Mine Baysan

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org