Ekonomik Optimizmin Sınırları

Dünya Bankası ve Uluslararas Para Fonu (IMF)’nun yıllık toplantıları başladığında, dünyanın ekonomik geleceği bir zamanlar olduğundan daha parlak görünüyordu. Uluslararası finans kuruluşları, diğer birçok özel sektör aktörlerinden bahsetmiyorum, bu yıl 2016 yılına nazaran önemli ölçüde daha hızlı bir büyüme  bekliyorlardı. Bu yüksek beklenti karşılanabilir mi ?

Son zamanlara kadar, birçok makroekonomik gösterge büyüme projeksiyonlarında düzenli olarak aşağı yönlü bir hareketi gösteriyordu. Şimdilerde tam tersinin gerçekleştiği görünüyor. IMF’in son önemli raporu 2017’de dünya GDP (GSYİH) büyüme tahminini, 2016’daki tahmin olan %3.1 ile karşılaştırınca,  %3.4 ‘ten %3.5 ‘e yükseltti.

Brookings FT TIGER çok göstergeli Endexi benzer şekilde “geniş tabanlı ve istikrarlı” bir iyileşmeyi işaret ediyor. Bu – modellere, yeni verilere ve belli kurumların ya da tahmincilerin yargılarına dayanan—tahminlere göre Birleşik Devletler, Birleşik Krallık ve Japonya bu artışta en çok payı olanlar. Hindistan da iyi performans gösteriyor.

Bu beklentilerin farklı bileşenlerini deşifre etmek – yeni blgilerden tahmincilerin hipotezlerine kadar – çok büyük bir görev olacaktır. Ancak tahmincilerin optimizminin sebepleri ne olursa olsun, özellikle orta ve uzun vadede ihtiyatlı olmak için güçlü sebepler var.

Piyasalar gibi tahminciler sıklıkla “sürü içgüdüsü” tarafından etkilenirler. Belirli bir görüşü onaylayan analist sayısı arttıkça, bunu takiben diğer analistlerin de tahminlerini bu yöne kaydırması çok muhtemeldir. Bu durumda, çoğunluğun görece optimistik yaklaşımı büyük bir rahatlamayla desteklenir.

Birleşik Krallık’taki Brexit oylaması ve Birleşik Devletler’de Donald Trump’un başkan olarak seçilmesi ekonomik felaket korkusunu arttırdı. Ancak şimdiye kadar, hiçbir gelişme korkunç ekonomik sonuçlar doğurmadı. Aksine, piyasa güveni yüksek kalarak yatırımların ve tüketimin artması beklentisini destekledi. Bu durum, Birleşim Devletler Merkez Bankası’nın, geçtiğimiz yıl endişe duyulan faiz artışını makul şekilde, gelişmekte olan piyasalarda ters bir sonuç doğurmadan, sürdürmesini açıklıyor.  

Bu arkaplan karşısında ekonomik optimizm anlamlı geliyor. Ancak büyüme, önceki tahminleri aşağıya çeken henüz çözülmemiş konular karşısında savunmaz durumda.

Bu konulardan bir tanesi, son iki on yıldır değişen derecelerde küresel ekonomik performansa ket vuran verimlilik artışında görünürde tersine bir hareket olmaması. Bir diğer konu, refah giderek gelir dağılımında en üstte bulunanların elinde toplanırken büyük oranda kötüye giden ekonomik eşitsizlik. 

Eşitsizliklik, GDP (GSYİH) büyümesi kısa vadede hızlandırsa da toplam talebe zarar vermeye muhtemelen devam edecek görünüyor. İşsizlik oranındaki düşüş bile talebi, özellikle Birleşik Devletler örneğinde çokça görüldüğü üzere bu tür bir kayış düşen iş gücü katılımı tarafından yönlendirildiğinden, çok arttırmayacak.  Bu diğer bir zayıflığa işaret ediyor: Özellikle gençlere zarar verdiği kanıtlanan iş piyasalarındaki zayıflık.

Daha sonra iklim değişikliği meselesi var. Dünya hala uzun dönemli büyümeyi etkileyen en büyük soruyu cevaplayabilmiş değil: küresel ekonomi küresel sıcaklığı endüstri devrimi öncesi seviyesinin ortalama 2 derece üstüne çıkarmadan nasıl hızlıca büyüyecek ? İklim değişikliğinin neden olabileceği riskleri – artan göç dahil-- kabul etmekte dahil isteksiz olan Trump yönetimi ile çözümden uzaklaşıyor olabiliriz.

Ekonomistler arasında uzun dönemli büyümenin sürdürülebilir ve kapsayıcı olduğunda mümkün olduğu konusunda geniş bir konsensüs var. Diğer bir deyişle, eğer küresel ekonomi potensiyelini yansıtsın istiyorsak – büyüme oranları Birleşik Devletler ve Avrupa’da %2.5-3 , gelişmekte olan ekonomilerde %5-6 – bugünkü bazı güçlü trendleri tersine çevirmemiz gerekiyor.

Eşitsizliği düzeltme noktasında başarı için güçlü ve daha esnek emek piyasaları gerekecek. Bu amaç için, yirmi birinci yüzyıl emek piyasasının ihtiyaç duyduğu dijital ve yurttaşlık yeteneklerini sağlayacak bir eğitim sistemi geliştirmek gerekiyor. Aynı zamanda, içinde tam anlamıyla taşınabilir hakların da olduğu, modern ve sürdürülebilir sosyal yardım sistemleri geliştirmemiz lazım. Ve göçü yönetecek stratejiler uygulamamız gerekiyor. 

İklim değişikliğinde olduğu gibi, küresel ekonominin en etkili aktörleri tarafından öncülük edilen örtülü ya da açık karbon fiyatlandırma sistemine ihtiyacımız var. 2015 Aralık’ında Paris’te imzalanan iklim anlaşması doğrultusunda, karbon fiyatlandırma konusunda şimdiki gelir seviyesi kadar, bir ölçüde tarihi sorumluluklar da hesaba katılmalı.  

Sürdürülebilir büyüme için bir gereklilik daha var: göreceli barış ve güvenlik. Bu durum, çatışmaların görüşme ve uzlaşıyla çözüldüğü güçlü uluslararası yönetişim çerçevesi talep ediyor. Buna rağmen güçlü savunma – hem geleneksel hem de geleneksel olmayan (örneğin siber güvenlik gibi) – büyük tehlikelere karşı mücadele etmek için önemli role sahip olacak.

Burada, uzun zaman boyunca istikrar sağlayıcı rol oynayan çok taraflı kurumları güncellemek/onarmak önemli olacak. Bu, son zamanlarda momentum kazanan, kurumları çift (iki) taraflı ya da bölgesel düzenlemeler yapmak için bypass etme trendine direnme anlamına geliyor. Esasen, bizi 2030’lara hazırlamaktan ziyade 1930’lara çekme tehlikesine sürükleyen eski tip milliyetçiliğin reddedilmesi anlamına geliyor.

Bu, 2017 GDP’si için hazırlanan tahminlerin yanlış olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor. Aksine, yazın büyüme tahminlerinin yukarı yönlü revize edilmesiyle birlikte, dünya bu yıl beklenenden daha hızlı bir büyüme deneyimleyebilir. Ancak bu kazanımlar, siyaset yapımcılar derinlere yerleşmiş yapısal sıkıntılara çözüm bulmazsa kısa süreli olacaktır. Eğer bu sorunlar çözümsüz bırakılırsa, büyümeye uzun vadede zarar verekcektir. 

Çeviren (Tam Metin): Cemal Taşpınar

(Project Syndicate,Kemal Derviş, The Limits of Economic Optimism, 22 Nisan 2017)

Çeviren: 

Cemal Taşpınar

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org