Dinin Geleceği Var mı?

Özellikle Avrupa ve Amerika’da birkaç yüzyıldan beri dinin etkisi gitgide azalıyor. Yine de bazı kısa süreli ve yerel düzeyde kalan canlanmalar oluyor, ancak son yıllarda bu gerilemenin temposu arttı.

Bugün dünyadaki dini mensubiyet kategorilerinin en büyüğünden biri, bir milyardan fazla kişinin bağlı olduğu hiçbir dine inanmayanlardır. Pew Araştırma Merkezinin yeni bir çalışmasına göre, altı Amerikalıdan biri herhangi bir dine inanmıyor; 2050’ye kadar ise bu rakam dört kişiden birine kadar inecek. Yüzlerce kilise kapatılıyor, dini olmaktan çıkartılıyor ve konut, ofis, restoran ve benzeri ticari amaçlı mekân haline getiriliyor ya da sadece terkediliyor. Buna göre, dünya çapında 2010 ile 2050 arası dönemde, küresel Hristiyan nüfusun inançlarını değiştirerek en büyük net kayba uğraması bekleniyor ve hiçbir dine mensup olmayanlar ise en büyük artışa uğruyor.

Eğer bu temayül devam ederse din en azından batıda büyük oranda buharlaşacak. Tavır ve gelenek açısından toplumun çoğundan daha keskin bir şekilde farklı hale gelecek olan insanlardan oluşan yoğun dini aktivite bölgeleri aynen devam edebilir. Bu durum muhtemelen gitgide artan gerilimin ve çatışmanın kaynağı olacak.

Bir şey bu cereyanı tersine çevirebilir mi? Maalesef evet. Küresel bir salgın, su ve petrol için yapılacak bir dünya savaşı, internetin (ve böylece neredeyse tüm elektronik iletişimin) çöküşü ya da bazı akla hayale bile gelmeyen felaketler kalan nüfusu dinin en iyi beslendiği sefalete ve korkuya sürükleyebilir.

Düşüşün Arkasındaki Sebepler

Az görülen mühim istisnalar dışında ne zaman insan güvenliği ve refahı artarsa din buna mukabil geriler. Bu durum son zamanlardaki sayısız araştırmalarda gözlemleniyor, fakat aynı zamanda 16. yüzyılda John Calvin tarafından da gözlemlendi. O, Cenevrelilerin daha müreffeh ve rahat oldukça kiliseye daha az bağımlı hale geldiklerini not etti. Tahminen, dünyada dinin çöküşünden müteessir olanlar dini eski itibarına kavuşturacak bir tür yıkımı ve çaresizliği hoş karşılamayacaklardır.

Elektronik ve dijital iletişim araçlarının küresel yayılması sayesinde müşterek bilginin artışı gibi apaçık bir sebepten dolayı bu gidişatı durdurabilecek başka makul bir senaryo yok.

Tıpkı bir insan ya da bir canlı gibi herhangi bir kurum da çok fazla müdahale ve meraklı gözler olmadan işini yürütmek ve faaliyetleri denetlemek için bir nebze olsun mahremiyete ihtiyaç duyar. Binlerce yıl önce kurulduklarından beri dini kurumlar, sırlarını korumayı ve cemaatlerinin dünya hakkında, diğer dinler hakkında ve kendi dinlerinin iç çalışmaları hakkındaki bilgisini göreceli bir rahatlıkla kontrol etmeyi başardılar

Dini aşındıran şey sadece merakla gün ışığına çıkarılabilen yeni bilgi değil ayrıca genel nüfus tarafından paylaşılan çevremizi saran bilgidir.

Mizah

Tiye almak özellikle tahripkârdır. South Park’ın Mormon İsa Mesih Kilisesini hicveden bölümünü izleyen bir Mormon sadece kendi dinini tiye alan bazı yabancılar görmez. O, metin yazarının dini hakir görme ve iletişim sorumlusunun onu yayınlama kararındaki gibi aynı zamanda pek çok sayıda insanın dinini gülünç, abes, saçma bulduğunu öğrenir. Bu onun sadakatini arttırabilir, fakat aynı zamanda güvenini sarsabilir ve hatta tanrıya imanın sağlam bir gerçek değil de hayatı değiştiren bir illüzyon olduğunu savunan bu hipotezin üzerinde düşündüğü vakit artık kaygan bir zeminin üzerindedir.

Yapay zekânın kurucusu olan bilgisayar mühendisi John McCarthy bir keresinde, ‘‘Kaygan bir yokuş gördüğümde, sezgilerin sağlam bir zemin aramalı’’ diyor. Bu teologların yüzlerce yıllık yaptıkları şeydir; onlar dini doktrinlerin antik temellerini aşındıran bilgi bombardımanını engellediğini düşündükleri her çeşit payandayı vurarak muhafaza etmeye çalışırlar. Bazı tarikatlarda din adamları İncil’deki tüm cümlelerin yanılmaz doğruluğunu muhafaza edeceklerine dair yemin etmekle yükümlüdür fakat bu şüpheye karşı bir kalkandan ziyade bir utanç haline geliyor.

Örneğin bugün Eski Ahitteki gazap dolu Yehova’ya inanan ya da inanmak isteyen biri nadirdir. Bizim sevgimizi kontrol eden bir tanrı bugünün bakış açısıyla hoşa gitmez ve yüzyıllar içinde bizim dualarımıza hitap eden daha az antropomorfik fakat daha sevgi dolu ve bağışlayıcı bir şekilde yerini aldı. (Modası geçmiş köhne terim olan ‘mütedeyyin’in hala bazı meskenlerde bir iltifat olarak kullanılıyor olması tuhaf değil mi?) Tanrının kulakları yoktur fakat bizim dualarımızı duyabilir ve onun hiçbir surette cevap vermediğini kabul ederek durumu kurtaran gizemli yollarla iş görür.

Etkileyici ve titiz olan Benson Çalışmasını hatırlıyor musunuz? Bununla yıllarca uğraşan Harvard Tıp Okulunun bir ekibi tarafından yürütülmüştü. Sonunda 2006’da yayınlandı ve kalp ameliyatı olacak vakaların kurtulması için aracılar tarafından yapılan duanın sadece işe yaramakla kalmayıp, bazı durumlarda ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlarda küçük fakat gözle görülebilir bir iyileşme sağladığını gösterdi.

Medyanın Tarafgirliği

Bu çalışma medya tarafından görev duygusuyla rapor edildi ve çoğu kimse tarafından hızlı bir şekilde unutuldu. Fakat eğer bu çalışmanın müspet bir sonucu olsaydı, tüm haber dergilerinin kapaklarından yer alacağından ve televizyonda uzmanlar tarafından ele alınacağından emin olabilirsiniz. Ancak medyadaki bu din yanlısı önyargı çöküyor ve bu durum sona erince, dini doktrinin tüm antik yanlışlıklarının teşhiri ilahiyatçıları başka bir sağlam zemin inşa etmelerine mecbur kılacak, ancak inşada kullanılacak taşlar git gide tükeniyor.

Tüm inançların dini liderleri kurumlarının devamını sağlamak için yollar bulmak için mücadele veriyorlar ve yaptıkları anketlerden ortaya çıkan ana noktalardan biri inanca verilen öneminin azaltılması ve sadakatin ve cemaatin arttırılmasıdır.

Eğer şanslıysak yani insan sağlığı ve güvenliğinin dünya çapında güçlenmeye ve yayılmaya devam ediyorsa; kiliseler, kurumsal bir paranoya halini almış münzevi mezhepler dışında kendine özgü seremoniler ve ortadan kaybolan doktriniyle hayır işlerine adanmış hümanist dernekler ve sosyal kulüpler haline evirilecek.

Eğer talihsizsek ve felaketler bizi bulursa, kaygı ve sefaletimiz, onsuz mesut bir şekilde yaşamayı öğrendiğimiz dinlerin ortaya çıkışı ve tekrar eski gücüne kavuşmalarını sağlayacak.

Prof. Dennett Tufts Üniversitesinde Bilişsel Çalışmalar Merkezinin eş direktörü ve Linda LaScola ile birlikte ‘İnancı Geride Bırakma’ kitabının yazarıdır. Ve reports@wsj.com adresinden ulaşılabilir.

Çeviren (Tam Metin): Serdar Yeşiltay

(WSJ, Daniel C. Dennett, Why the Future of Religion is Bleak, 26 Nisan 2015)

Çeviren: 

Serdar Yeşiltay

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org