‘Demokratik İslam Kongresi’nin Anlamı

İslam Hilafeti’nin doğrudan halefi olma ve bir cihanşümul Müslüman hilafet devleti kurma iddiasına sahip ve bu amaçla temelde Amerika başta olmak üzere Batılı güçler ve onların takipçisi olarak niteledikleri seküler Müslüman ülke devletleri rejimlerine –kafirlerekarşı cihat olarak isimlendirdikleri silahlı mücadeleyi esas almış olan El Kaide gibi bazı örgütlerin Müslüman coğrafyada temayüz ettiği nazarları celbetmektedir. Özellikle ABD ile El Kaide arasında süren çatışmanın Batı dünyası ile Müslüman Doğu arasında toplumlararası gerginlikleri de arttırdığı gözlemlenmekte ve geniş bir sosyal ve siyasal alana yayılma tehlikesi arzetmektedir.

Bu bağlamda El Kaide’nin etkisini arttırdığı ve bir muammaya dönüşen Suriye ihtilafının barışçıl bir çözüme kavuşması bölge ve Arap Baharı dinamikleri kadar çatışmalardan hem seküler-İslamcı veçhe hem de Alevi-Sünni gerginliği[1] ciheti bakımından etkilenen ve Osmanlı hilafet sisteminin sıklet merkezi olan Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Ancak bu önem yalnızca bu gerginliklere mahsus olmayıp özellikle Osmanlı dağılışında son noktaya kadar birlikte hareket etmiş olan Türk-Kürt barışı ve dostluğu bakımından da büyük ehemmiyet arzetmektedir.

Özellikle Suriye’nin Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgesi olan Rojava (Kuzey Suriye)’da ortaya çıkan çok yönlü çatışma dinamikleri ve Türkiye’nin Kürt popülasyonu tarafından bu dinamiklerde Türkiye’nin oynadığı rolle ilgili algılama yukarıda sayılan dahili gerginliklere 30 yıllık çatışma mazisi de düşünülürse son bir sene boyunca süren çatışmasızlık atmosferine rağmen hala sıcaklığını koruyan yeni bir gerginlik elementini –Türk-Kürt gerginliği- dahil edebilir. 

Türkiye’nin Rojava’da Kürtler ile El Kaide destekli İslamcı muhalif unsurlar arasındaki bir çatışmanın katalizatörü algılamasından hızla sıyrılması 30 yıllık çatışmaya son verme gücüne ve bin yıllık Türk-Kürt kardeşliğini yeni bir çerçeveye kavuşturma vizyonuna sahip olan ‘Çözüm Süreci’nin başarılı olması bakımından elzemdir. Kuşkusuz I. Dünya Savaşı sonunda Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı omuz omuza yürütüldüğü gibi tarihimizin bir bakıma kayıp sayfaları olan Musul Vilayeti (Irak Kürdistanı-Kuzey Irak)’nde Kürt lider ve grupların desteğinde ve özellikle Süleymaniyeli Şeyh Mahmut’un şahsında ve Halep Vilayeti (Rojava-Kuzey Suriye+Hatay-Kahramanmaraş-Şanlıurfa-Gaziantep)’nde de yine Halepli Kürt lider İbrahim Hananu liderliğinde ve şahsında aynı ortak mücadele verilmiştir.[2] Bu ortak mücadelenin beraberce yürütülmesinde aynı müşterek inanca, İslam’a muttali oluşun tesiri gözden kaçırılamaz.

Suriye ve Irak’taki bahsi edilen bu ortak geçmişler düşünüldüğünde ve hilafetin kaldırılmasından beri ortaya çıkan büyük boşluğun siyasal İslamcı hareketler tarafından özellikle Arap Baharı’nın ortaya çıkarttığı koşullarda doldurulma çabaları ve buna karşı ortaya çıkan reaksiyonların Ortadoğu’yu bir ateş çemberine dönüştürdüğü bir zamanda Türkiye’nin kendi “Çözüm Süreci”nin kendi stratejik derinliği olan bölgesine, Rojava başta olmak üzere, yayması kaçınılmazdır. Aksi hal Türkiye’nin de kaçınılmaz bir şekilde mevcut çatışmaya sürüklenmesi sonucunu doğuracaktır.

O halde özellikle Türkiye’nin İslamcılarına “Çözüm Süreci”ni Rojava’ya ve Irak Kürdistanı’na ve tüm bölgeye yayacak araçlara mümessil olmaları bakımından büyük görevler düşmektedir. Türkiye’nin İslamcılarının diğer şiddeti bir yol olarak benimsemeyen bölge İslamcı kanaat önderleri, liderleri, aydınları ve alimleri ile beraber bölgede nasıl bir ortak geleceğin inşa edilebileceğini herkesin fikrini hür ve eşit bir biçimde savunabileceği demokratik bir ortamda istişare zamanı çoktan gelmiştir. Bu tartışmada “Çözüm Süreci” ile ortaya çıkan Türk-Kürt ekseni anahtar bir işleve sahip olacaktır.

Aynı zamanda tartışmanın Müslüman Ortadoğu’nun İslam geleneğinin hilafetin kaldırılması ile ortaya çıkan büyük boşluğu ortadan kaldırma iddiası ile ortaya çıkan siyasal İslamcı hareketlerin yapılarını, işlevlerini ve gelecek algıları ve fonksiyonlarını değerlendirmelerine imkan vereceği düşünülmektedir. Böylelikle İslam, siyasal İslam ve demokrasi arasında varsayılan ilişkilerin gerçekliğinin daha iyi anlaşılabildiği bir idrak noktasına ulaşılabileceği de umut edilmektedir. Ortaya çıkan tespitler ışığında Ortadoğu halklarının ortak yarınının nasıl bir yol haritasına sahip olabileceği ve demokratik kültür ve yönetim biçimlerinin bunda nasıl inşai bir rol oynayacağının pusulası ve formüllerinin keşfinin mümkün olabileceği düşünülmektedir.

Nihai tahlilde Mezopotomya’nın kadim şehri Avrupa’nın ve Anadolu’nun Ortadoğu’ya açılan kapısı olan Diyarbakır’da gerçekleştirilen “Demokratik İslam Kongresi”nın tüm bu bahsi geçen tartışma konularının zengin bir konuşma platformunda değerlendirilebildiği ve hulasasının yapılabildiği bir çerçeveyi ürettiğini düşünüyoruz. Şimdi önemli olan Kongre’nin oluşturduğu yeni çerçeveyi Türkiye’nin batısına ve Ortadoğu coğrafyasının başka noktalarına yayabilecek ve farklı toplumlar, mezhepler ve inançlar arasında yeni onarıcı süreçler geliştirebilecek imkan ve kabiliyetlerin hızla üretilebilmesini sağlamaktır.

Ortadoğu’daki halefiyet mücadelelerinin ulaştığı son nokta hakkıyla değerlendirilirse bu noktada ziyan edilecek bir saatin bile olmadığını hakikat yolcusu herkes teslim edecektir.   

* Murat Sofuoğlu Demokratik İslam Kongresi Çağırıcılarındandır.

(Süreç Analiz, Murat Sofuoglu*, ‘Demokratik İslam Kongresi’nin Anlamı, 15 Mayıs 2014)


[1]Türkiye’nin Suriye Politikası ve Bölge Alevileri Üzerine Etkileri, Süreç Analiz, 14 Eylül 2012: http://www.surecanaliz.org/sites/default/files/tmp/dergi/turkiyenin_suriye_politikasi_ve_arap_alevileri_uzerine_etkileri.pdf

[2]Türkiye ve Kürt Realitesi, Murat Sofuoğlu, Süreç Analiz, 9 Ocak 2013: http://www.surecanaliz.org/sites/default/files/tmp/dergi/turkiye_ve_kurt_realitesi_.pdf

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org