CHP'nin Adalet Yürüyüşü

HaberTürk: Muharrem Sarıkaya: CHP’den Gandi’nin ‘Satyagraha’ yöntemi

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, sakin üslubu ve kararlı kişiliği nedeniyle ilk günlerde Gandi lakabı takılmıştı. Bir süredir bu yakıştırma unutulmaya yüz tutmuştu. Milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl hapis hükmüyle tutuklanmasına karşı bugün başlatacağı protesto yöntemi ile Gandi’yi çok çağrıştıracağa benziyor. Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’dan İstanbul’a kadar sürecek, “şiddetsiz sivil direniş” eylemine benzer protesto yöntemini 1930’da Gandi “Tuz Yürüyüşü” adıyla yaptı. Gandi, “şiddet içermeyen direniş” anlamına gelen “Satyagraha” ilkesine dayalı eylemini de ilk kez Güney Afrika’da gerçekleştirdi. Hint kökenlilere özel kimlik kararnamesi çıkınca, Gandi avukat olarak çalıştığı Hint şirketinde taraftarlarını 11 Ağustos 1906’da “Satyagraha” eylemine davet etti. Buna göre önce bir haksızlık tespit ediliyor ve onun yasakladığı karar bulunuyor, yasak delinerek tutuklanma yoluna gidiliyor. Gandi, hapishanede de açlık grevine gidip seslerini duyurmayı sürdürdü. Devamı için...

Cumhuriyet: Hikmet Çetinkaya: Ölü karanfiller...

Sıcak bir gün... Geçmiş zaman masallarının içinde dünü ve bugünü düşünüyorum...

Yıllar önce yazılmış yazılarımı okuyorum. Bir delişmen çocuk ağlıyordur tek başına bir ormanda; bir genç kadın haziranda çoğalıyordur uzak kentlerin birinde; bir aşk başlıyordur bilinmez türkülerin eşliğinde. Haydi git kapıyı aç! Uzun uzun bak, ağaçlara, kuşlara, çiçeklere, taşlara, ırmaklara, dağlara, gökyüzüne... Bak tomurcuklar açtı, aşk çiçeklendi; taç yapraklar canlı ve diri... Ve düşün biraz... Temel insan hak ve özgürlükleri, insanlığın yüzyıllar boyu süren mücadelesi sonucu elde edilmiş kazanımları... Uygar dünyaya şöyle bir bak! Savaş değil barıştan yana ol... Hayatı kucakla, sımsıkı sarıl. Çağdaş dünyanın bir parçasıdır Türkiye. Temel hak ve özgürlükler açısından hak ettiği yere getirilmesi, toplumumuzun beklentisi değil mi? Haydi git aç kapıyı... Gitmek için aşka, avlusu tarçın kokan evlere, o şehirlere ama nerelere söyle? Mavi bir rüzgârdır esen; bir çığlık, belki bir denizdir konuşan ya da yitirilmiş aşklar durağında bir kadındır bekleyen. Başını göğe kaldır. Gözlerini yum sımsıkı... Sonra ağla, hüzünlen... Zamanın saat ayarını kur. Özgür birey ol. Bireylerin hak ve özgürlüklerine saygı, demokratik bir siyasi rejimin toplum tarafından benimsenmesinin, toplumsal barış ve huzurun temel taşı olduğunu unutma sakın. Devamı için...

Yeni Şafak: Ali Saydam: Tek çıkış yolu, provokasyona gelmemektir…

Türkiye’nin ‘soft power’ (yumuşak güç) endeksinde giderek geriye gitmesi için bir stratejik iletişim planlaması yapsanız; ancak o zaman adlî sistemde bu tür anlaşılması güç adımlar atar; bir de bunun iletişimini yapmadan konuyu havada, muallakta, belirsizlik içinde bırakırsınız… Terör örgütünü övmekten tutuklanan gazeteci Oğuz Güven dün tahliye olmuş. Yargılanması tutuksuz devam edecekmiş. Madem tutuksuz yargılanabilecekti, onca gün tutuklu kalması hangi hukuki zeminde ele alındı?..  Türkiye’yi eleştirmek için bahane arayan onca şeamet tellalının ağzına pelesenk edecekleri malzeme neden verildi?.. Benzer bir durum CHP Milletvekili Enis Berberoğlu vakasında da gündeme gelebilir mi?.. Dün bütün gece sadece bizim TV’ler değil pek çok yabancı TV de mahkûmiyet kararından çok bir milletvekilinin tutuklanmasını konuştu… Devamı için...

T24: Ahmet Talimciler: Böyle bir şey olabilir mi?

Türkiye’de demokrasinin serüveninin yetmiş yıllık bir ömrü bile olmadığını zaman zaman unutuyoruz. Sanki demokratik bir kültür içerisinde yetişmiş ve bunu özümsemiş kuşaklar yetiştirmiş bir ülke gibi davranıyoruz. Oysa bu yetmiş bile olmayan oldukça kısa demokrasi tarihimizin içerisinde altı tane darbe arada onlarca darbe girişimi yaşandı. Her darbe ile birlikte demokrasimiz kesintiye uğrayıp hukuk rafa kalktı. Belki de biraz farklı bir yerden söylemek gerekirse demokratik tahayyülümüzle de bağlantılı olarak hukukumuz da hep bu açıdan sıkıntılı bir süreç üzerinde büyüyüp serpildi. Demokrasinin olmazsa olmazları olan ifade hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, siyasal örgütlenme hakkı gibi kavramlar ve uygulamalar biz de hep ‘bize özgü’ olarak kaldılar. Ve maalesef böyle görülüp hayata geçirilmeye çalışıldılar. Siyasal partilerimiz hiçbir zaman tek adamlığın ötesine geçebilen bir anlayışın kurumlaşmasına müsaade etmedi, böyle olduğu için de Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş ve Bülent Ecevit gibi isimler ölünceye kadar özdeşleştikleri partileri ile bağlarını sürdürdüler. Durum bugün de çok farklı değil hatta bir zamanlar gördüğümüz tablodan da daha vahim bir görünüm arz ediyor. Devamı için...

(Türkiye Gündemi, 15 Haziran 2017)

Twitter: @analizsurec

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org