Birleşik Devletler Küresel Ekonomide İstikrar Adası Olarak Kalabilir Mi?

Çin Borsası o kadar hızlı düşüyor ki oradaki yetkililer borsayı kapatmaya devam ediyor. Kuzey Kore nükleer test ile bir bombayı tetikledi. Ortadoğu’nun muazzam güçlerinden olan İran ve Suudi Arabistan tehlikeli bir şekilde birbirini gözlemliyor. Avrupa Birliği’nde ise siyasal radikalistler yükselişte, mülteciler akın akın geliyor ve (ilgisiz olmayan üç fenomen) Britanya ise AB’den ayrılabilir.

Birleşik Devletler’de ise işsizlik dosyalarını dolduran insanların sayısı neredeyse 40 yıl içindeki en düşük seviyede ve işsizlik oranı 2007’den beri ilk defa %5’in altına düşebilir, başkanlık kampanyası yolunda ne ses olursa olsun Kongre, hükümetin gelecek yıl rahat bir şekilde işlemesi için çift partili yasayı tasarıdan geçirdi.

7 günlük süre içinde 2016, küresel ekonomi ve jeopolitik konularında neredeyse her yerde görülen şiddetli mücadeleleri ile kaotik bir yıl olarak biçimleniyor. Şu an için ise en azından dünyanın en büyük ekonomisi hariç. Amerikan ekonomisi dengesiz bir dünyada sabit kalan bir güç gibi hareket ediyor.

2016 için devasa bir soru ise –sadece Amerikalılar için değil, aynı zamanda diğerleri düşük seyrederken dünya üzerindeki yüksek devirde çalışan en büyük ekonomi motorlarından birine sahip olmanın faydasını gören insanlar için –Birleşik Devletler’in geliştirildiğinde ne kadar güçlü olacağıdır.

Bir yandan ister finansal piyasalarda olsun ister bankacılık sistemlerinde ya da ticaret bağlamlarında bir noktadaki sorunların kolayca yayıldığı bir küresel ekonomi var. Daha geçen Perşembe günü Dünya Bankası, dünya çapında Amerikan mallarına daha az talep –ve Amerikan emekçileri için daha az iş anlamına gelen 2016 yılı küresel büyüme tahminini düşürdü.

Diğer yandan ise Birleşik Devletler geçmişte, dışarıdaki karışıklıklardan ekonomik olarak faydalanmaya esrarengiz bir eğilim göstermişti.

Jeopolitik bir danışman olan Avrasya Grup başkanı Ian Bremmer hem insanların hem de dolar yatırımcılarının devletin göreceli istikrarının cazibesine katıldığını söyleyerek, ‘’Birleşik Devletler’in inanılmaz bir şekilde dirençli bir ekonomik büyümeye sahip olmayabilir ve gösterebileceğiniz birçok sorunu var. Fakat istikrarlılık açısından durumlar daha istikrarsız olduğunda, bazı yollardan Birleşik Devletler daha çok güçleniyor.’’

Gerçek ise 2016’nın şu ana kadarki finansal haber ekranlarında kabarmasının problemlerden birisi olması değil de bunun tamamen yeni ve şaşırtıcı olmasıdır. Daha ziyade bunlar, 2015’te iyi kurulan trendlerin devamıdır.

Bu kadar rahatsız edici diğer bir şey de İran Körfezi’nin iki ucundaki ulusların arasındaki gerilimin yükseldiğini görmek olabilir, şayet Ortadoğu’daki çatışmalar tam olarak yeni bir şey değil. Bu gerilimlerin küresel ekonomiyi dalgalandırma şekli genellikle petrol fiyatlarını yükseltmektir fakat bunun yerine şu anda bu durumun zıttı oluyor.

Geçen yılki istikametin üzerine petrol fiyatları varil bazında 53 $’dan 37 $’a kadar düştü ve şu anda 34 $ fiyatının da altında bulunuyor. Şangay Borsa Bileşik Endeksi geçen yılın Haziran ayından başlayarak keskin bir şekilde düştü ve yükselişin zayıfladığı 2016’nın ilk günlerinden sonra bile Ağustos sonu seviyesinde bulunuyor. (Gerçi bu da hükümetin düşüşleri durdurmak için yapacağı bir dizi müdahalelerin eksikliğiyle daha ne kadar düşeceği konusunda herhangi birinin fikri)

Ekonomik büyüme sadece Çin’de değil, iki yıldır Brezilya ve Nijerya’yı da içine alan gelişmekte olan birçok piyasa boyunca yavaşlıyor. Avrupa ve Japonya sadece ufak oranlarda büyüyor ve hatta Kanada gibi vaktiyle çok gelişmiş olan ekonomiler ürün bolluğundan dolayı mağdur durumda bulunuyor.

Bu kasvetli zemine karşı Birleşik Devletler için yapılan ekonomik mutabakat tahminleri –Uluslararası Para Fonu 2016’da %2,8’lik büyüme bekliyor –oldukça mükemmel gözüküyor. Amerikan piyasa endeksleri küresel satışlara ve petrol satış şirketlerine olan büyük darbelere rağmen Eylül seviyelerinin üzerinde kalıyor.

Fakat Birleşik Devletler’in karmakarışık bir dünyada ekonomik bir adacık ve siyasi istikrar olarak hizmet edebilme düşüncesiyle ilgili iki tane temel soru var.

İlki, bu değişirse ne olur? İkincisi ise değişmezse ne olur?

‘’Bir şeylerin değişmesi’’ durumu, küresel dalgalanmaların Birleşik Devletler’in üzerinden gelmesi için çok güçlü olmasıdır.

Hâlihazırda petrol üreticileri ve tedarikçileri sıkıntı çekiyor. Amerikan endüstri sektörü ihraç edilen malların fiyatını yükselten güçlü bir doların altında feryat ediyor. Bu, Birleşik Devletler’deki ve dünyanın geri kalanındaki büyümenin yanlış eşleşmesinin bir sonucudur.

Hizmet sektöründeki sağlamlık ve Birleşik Devletler’deki daha kapsamlı tüketici ekonomisi yakın zamandaki bütün zararı dengeledi. Fakat 2008 krizi küresel ekonominin önceden tahmin edilmesi zor yollarla nasıl birbirinin içine geçtiğini gösterdi –ve bu, eğer karanlık bir şekil alırsa büyük ekonomik parçalanmalara sebep olabilecek Ortadoğu ve Kore Yarımadası’ndan gelecek tehlikeleri hesap etmeden önceydi.

Eğer bir şey yanlış giderse, küresel ekonomideki alışılmış tamponlar şu anda zayıflamış ya da tükenmiş gözüküyor. Hükümetlerin bütçe açıkları dünya genelinin çoğunda yüksek ve hatta bunun olmadığı yerlerde hükümet liderleri ekonomileri destekleme çabası olarak harcama kapaklarını açma gayreti göstermiyorlar. Eğer Amerikan ekonomisi ansızın düşseydi ve Başkan Obama mali uyarıcılar için Cumhuriyetçi Kongre’ye çağrılsaydı bu durum ‘’Yaklaşan Ölüm’’ kavramına yeni bir anlam verecekti.

Merkez bankaları dünyayı yeni çabalardan daha çok nasıl faydalanacağı belli olamayan kolay paraya çok fazla boğdu –çünkü örneğin, ABD Merkez Bankası’ndan dördüncü kez bir parasal genişlemeye yeltenecek miyiz?

Sonrasında Birleşik Devletler’de ve dünyanın geri kalanında olanın yanlış eşlemesinden ortaya çıkan daha az belli olan bir risk –eğer değişmezse ne olacağı riski var.

2008 krizine uğranıldığı yıllarda Birleşik Devletler, küresel tüketicilerin son sığınma yeri olarak hizmet etti. Dünyanın geri kalanı çöktüğü zaman Amerikalılar alışveriş yapmaya devam etti. Küresel ekonomide bu rolün yan etkisi, kriz sonrası dönemde ipotek bağlantılı güvenlik şeklini alan sürekli artan borçtu.

Küresel ekonomiler daha uzun süre karmaşık kalıp ve Birleşik Devletler daha göreceli bir istikrar yönünde kalınca aynı güçlerin daha fazlası kendini tekrar ileri sürmeye başladı. Bu da demek oluyor ki güçlenip giden dolar bir Amerikan tüketim âlemi beslerken Amerikalı ihracatçılar aksayarak devam edecek. Açık olarak ise daha dengeli bir küresel ekonominin kriz çağı umutları amacına ulaşamayabilir.

Diğer bir deyişle Birleşik Devletler ve dünyanın geri kalanı arasındaki bu yanlış eşleşmenin –sadece Birleşik Devletler bocaladığı için değil, küresel ekonomi için de olabileceği en iyi şey bu yanlış eşlemenin bitmesidir. Daha ziyade, eğer Japonya ve Avrupa Birliği daha hızlı bir büyümeye ulaşsaydı bu olacaktı, Çin değişimini daha tüketici odaklı bir ekonomiye doğru başardı ve büyüyen diğer piyasaları gelişimlerini stabil ve sürdürülebilir bir büyümeye doğru devam ederken zor bir yılın etkisine tutuldular.

Bu, tahmin edilemeyen risklerle dolu bir dünya için büyük bir istek. İyisi ise 2016’da gidilecek daha 51 haftanın olmasıdır.

Çeviren (Tam Metin): Melih Erdoğmuş

(NYT, Neil Irwin,Can U.S. Remain an Island of Stability in the Global Economy?, 7 Ocak 2016)

Çeviren: 

Melih Erdoğmuş

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org