Bilim Tanrının Varlığının Delili Oluyor

Başka bir gezegen üzerinde yaşamın bulunma ihtimali her zamankinden daha düşük. Evren zekice tasarlandı, itirazı olan?

1966 yılında TIME dergisi kapak konusunda ‘Tanrı Öldü ?’ sorusunu yöneltti. Çoğu kimse artık tanrının çağdışı olduğunu, bilimin ilerlediğini ve evreni anlamada tanrıya daha az ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan kültürel rivayeti kabul etti. Fakat mevzu, tanrının ölümüyle ilgili rivayetlerden bahsetmek için daha çok erken olduğu noktasına geldi. Daha hayret verici olan ise tanrının varlığına dair göreceli olarak son zamanlardaki delil şaşırtıcı bir şekilde bilimin kendisinden geliyor.

Bu durumun hikâyesi şöyle: Time dergisinin o ünlü kapağı yayınladığı yılda astronom Carl Sagan bir gezegenin yaşam imkânı vermesi için iki önemli kıstası duyurdu: Elverişli türde bir yıldız ve bu yıldızdan uygun uzaklıkta bulunan bir gezegen. Evrendeki kabaca oktilyon (28 basamaklı büyük sayı) tane gezegen nazara alındığında, yaklaşık olarak septilyon (25 basamaklı büyük sayı) adet yaşamı mümkün kılan gezegen olmalıydı.

Böylesi olağanüstü farkla, pek çokları, 1960’larda başlatılan ve hem hususi ve hem de devlet tarafından yoğun bir şekilde finanse edilen proje olan ‘Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırmasıyla(SETI)’ yakında bir şeylerin keşfedileceğinden emindi. Bilim adamları muazzam radyo teleskop ağlarıyla sadece rasgele değil kodlu zekâyı andıran sinyalleri de dinledi. Fakat yıllar geçtikçe evrenin geri kalanından gelen sadece sağır edici bir sessizlikti. Kongre 1993 yılında SETI’yi finanse etmeyi kesti, fakat hususi kaynaklarla bu araştırma devam ediyor. 2014 yılından itibaren araştırmacılar tamamen hiçbir şey bulamadılar.

Neden böyle oldu? Evren hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, hayat için Sagan’ın zannettiğinden çok daha fazla faktörün gerekli olduğu kesinlik kazandı. Onun bu iki parametresi 10’a sonra 20’ye ve daha sonra da 50’ye yükselmesiyle potansiyel olarak yaşama imkân veren gezegenlerin sayısı da buna paralel olarak azaldı. Bu sayı birkaç bine düştü ve düşmeye de devam ediyor.

SETI destekçileri bile bu problemi kabul etti. Peter Schenkel 2006 yılında Skeptical Inquirer dergisi için yazdığı bir yazıda, ‘‘Yeni bulgular ve sezgiler ışığında, diğer eskilere bir çizgi çekmek uygun görünüyor. Eski öngörülerin artık teyidi mümkün olmadığını sessizce kabul etmeliyiz’’ şeklinde belirtti.

Yeni faktörler keşfedildikçe, olası gezegen sayısı sıfıra dayandı ve düşmeye devam etti. Başka bir ifadeyle, bu oran en son dünya da dâhil olmak üzere evrendeki hiçbir gezegenin hayatı desteklemediği tezine vardı. Hatta ihtimaller bizim bile burada olmamamız gerektiğini söylüyor.

Bugün bir gezegenin üzerinde yaşamı desteklemesi için gerekli 200’den fazla bilinen parametre var ve her birinin kusursuz bir şekilde rast gelmesi lazım, aksi takdirde her şey mahvolur. Yakınlarda çekim gücüyle asteroidleri kendi çekerek uzaklaştıran Jüpiter gibi dev bir gezegen olmadan, göktaşları bin kadar çok defa dünyanın yüzeyine çarpacaklardı. Evrende hayatın mümkün olmayacağına yönelik bu olasılık açık bir şekilde hayret vericidir.

Fakat biz buradayız ve bizim burada sadece mevcudiyetimiz yok, aynı zamanda var olma hakkında konuşuyoruz. Bunun sebebi nedir? Tüm bu sayısız parametrelerin her biri kazara kusursuz bir şekilde rast gelebilir mi? Bilimin tesadüfi güçlerin sonucu olarak var olamayacağımızı öneriyor fikrini hangi noktada kabul etmek adil olur? Hayatı barındıran bir dünyanın tasavvur edilemez olasılıkların üstesinden gelerek ‘sadece meydana geldiğine’ inanmak; bu kusursuz şartları yaratan bir akılın varlığına inanmaktan daha fazla iman gerektirdiği doğru değil mi?

Dahası var. Evrenin var olabilmesi için gerekli olan hassas ayarla kıyaslandığında, bir gezegenin üstünde hayatın varlığı için gerekli olan hassas düzen bir hiçtir. Örneğin, bugün astrofizikçiler 4 temel gücün (yerçekimi, elektromanyetik güç ve güçlü ve zayıf nükleer etkileşimler) değerlerinin büyük patlama sonrasında saniyenin milyonda birinden daha az bir zamanda belirlendiğini biliyorlar. Herhangi bir değerin değişmesi demek evrenin var olmaması anlamına gelir. Misal olarak, güçlü nükleer etkileşim ve elektromanyetik güç arasındaki oran zerrenin zerresi kadar hatta 100 katrilyonda bir kadar bir farklılık gösterse dahi, hiçbir yıldız oluşmaz.

Bu tek parametreyi tüm diğer zaruri şartlar ile çarparak olasılığını çıkarın. Bunun sonucunda var olan evrene karşı olan ihtimal dehşete düşürecek kadar çok astronomik çıkıyor ve bu durumda her şey sadece meydana geldi fikri aklı küçümsemek oluyor. Bu bir bozuk parayı 10 kentilyon kez atılıp her seferinde tura gelmesi gibi bir şey.

‘Büyük patlama’ terimini türeten Fred Hoyle, bu gelişmelerden sonra ateistliğinin çok sarsıldığını belirtti. Sonradan Hoyle, ‘‘Olguların sağduyulu bir izahı üstün bir zekânın fizikle ve ayrıca kimya ve biyolojiyle de oynadığını akla getiriyor. Bu olgulardan hareketle hesaplanan rakamlar bana o kadar büyük geldi ki bu sonucu neredeyse aklın ötesine taşıyor’’ şeklinde yazdı.

Teorik fizikçi Paul Davies, dizaynın görünüşünün kavramanın ötesinde yoğun olduğunu söyledi ve Oxford profesörü Dr. John Lennox ise, ‘‘Evrenimiz hakkında edindiğimiz daha çok bilgi, bir yaratıcının varlığına dair daha çok hipotezi beraberinde getirir. Bu niçin burada olduğumuzun en iyi açıklaması olarak güvenilirlik kazanıyor’’ diyor.

Tüm zamanların en büyük mucizesi ise hiç şüphesiz evrendir. O, kendisinden öte tüm yıldızların parlaklığının birleşmesiyle bir şeyi ya da birini – tanrı olabilir – kaçınılmaz olarak gösteren tüm mucizelerin mucizesidir.

Eric Metaxas bir yazardır ve en son 2014 yılımda yayınlanan ‘Mucizeler Nedir, Niçin Meydana Gelir ve Hayatınızı Nasıl Değiştirir’ kitabını yazmıştır.

Çeviren (Tam Metin): Serdar Yeşiltay

(Wall Street Journal, Eric Metaxas, Science Increasingly Makes the Case for God, 25 Aralık 2014)

Çeviren: 

Serdar Yeşiltay

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org