Avrupa’nın Sözlü İç Savaşı

HAMBURG, AlmanyaHalk arasındaki yaygın inanış, arkadaşlığı mahvetmenin en iyi yolunun birine ödünç para vermek olduğunu söyler. Bu, Avro’yu Avrupa Birliği mimarlarının şimdiye kadar ürettiği en kötü fikir yapar mı?

Yakın zaman kadar acele etmeyin derdim: İnanıyorum ki, birliğe üye olan 28 devlet arasında Yunan borcu krizi üzerine geçen tartışmalar gerçekten de yardımcı oldu. Zaman içinde karşılıklı mutabakata dayalı yeni bir blok oluşturdular. Fakat şu anda gerçekleşen şey sağlıklı bir açık tartışmanın ötesinde gidiyor. Bunun kokusu da tüm Avrupa’da yayılmaya başlıyor.

Obama’nın Dış İşleri Bakanlığı’nın eski bir yetkilisi olan Anne-Marie Slaughter, Avrupa’nın fiziksel şiddeti olmayan bir ‘’iç savaş’’ ile yüz yüze olduğunu söylerken hafifçe abartmış olabilir. Fakat hakikatte ise aniden, daha yakın birliğe doğru 60 yıllık bir hareketten sonra içinde bulunduğumuz Avrupa bir daha bilmek istemediğimiz rahatsızlık verici bir durum ile karşı karşıya bulunuyor: bunun ülkeler için birinin diğerinden kopuşunun ne kadar kolay olduğu ve bu kopuşun eninde sonunda nerede başlayabileceği.

Bu kavgada iki taraftan birisinin tamamen haklı diğerinin de daima suçlu olduğu birbirine zıt düşen iki tane rivayet var. Bunlar sadece yavan politik tartışmalar değil, gururla yüklenmiş duygusal masallar, önyargılar, inat ve ideoloji ile alakalıdır.

Bunun bir boyutu, Avrupa’nın solu tarafından iddia edilen ve Amerikalı eleştirmenler tarafından kızıştırılan Almanya’nın Avrupa demokrasisini yok ettiğine dair anlatılan masaldır.

Bize söylenene göre şu anki karışıklığın tek bir faktörü var: kendini beğenmiş ve kural takıntısı olan Almanlar. Yunanistan’ın 2001’de Avro Bölgesi’ne katılmasından sonra Alman bankaları Yunan vatandaşlarına ve işletmelerine aşırı miktarda borç vermeye başladı ve Yunanlılar bu parayı Alman arabalarını ve makinelerini almak için harcadı.

Almanya’da ise üreticiler Avro’yu sevmeye başladı: Avro, sipariş defterlerini doldurdu, çünkü Alman malları Mark’ın yürürlükte olduğu zamanlardakinden çok daha fazla rekabetçi oldu. Fakat Yunanistan 2010’da iflasa ulaştığında Almanlar sadece kendi bankalarının kurtulmasına yardım etti. Kurtarmadan en fazla onlar, Yunan vatandaşları değil, faydalandı. Dahası, Almanya’nın dayattığı tasarruf tedbirleri ülkede %25 işsizlik bırakarak Yunanistan’ın ekonomisinin harap etti.

Yunanlar bu çılgınlığın bitmesi talebi ile referandum düzenlendiğinde Almanlar onlara şantaj ile karşılık verdi: Daha sert bir tasarruf tedbir programını kabul edin ya da Avro Bölgesi’nden ayrılın. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra borcunu sildiren aynı Almanya eğer Berlin’i ikna edemezse Avrupa’nın güneyini boğmaya hevesli. Avrupa Birliği ekonomik olarak Dördüncü Alman İmparatorluğu mu? Avrupalılar, direnin!

Bu bir olay örgüsüdür. Diğer masal ise Avrupa sağı tarafından söylenen ve Kuzey Avrupalı sağcı eleştirmenler tarafından ilan edilen Yunanlıların, Avro Bölgesi’ni mahvolmaya sürüklemesidir.

Borç krizi, onların söylediğine göre, Yunanistan’ın uzun süredir devam eden siyasi beceriksizliğinin direkt bir sonucu. Atina Avro Birliği’ne girmek için muhasebe kayıtlarını değiştirdi ve Yunan Drahmisi zamanlarındaki %18 oranındaki faiz oranı yerine %5 oranında faiz ile borç para alma şansı ile ödüllendirildi. Fakat ucuz paraya yatırım yapmak yerine Yunanlılar bunu mutlu bir şekilde harcadı.

Hemen hemen aynı zamanlarda ise Almanya sosyal yardımlarına sert bir kesinti getirdi ve işçi piyasasını serbestleştirdi. Maaş kesintileriyle birlikte Alman mallarını rekabetçi hale getiren budur.

Yunanistan ödemede gecikme durumu ile karşılaştığında Almanya, Avrupa Birliği anlaşması açık bir şekilde kurtarma paketlerini yasaklamasına rağmen 120 Milyar Avro değerindeki acil durum kredilerinin seferber edilmesine yardım etti. Bu cömertliğe ek olarak da yabancı yatırımcılar 105 Milyar Avroluk bir kesinti konusunda anlaştı.

Bu, Atina’daki dikkatli bütçe kesintileri, meyve vermeye başladı. Yunan bütçesi, faiz ödemelerini bir kenara bırakarak 2014’te hafif bir fazlalık gösterdi.

Sonrasında sol görüşlü Syriza hükümeti iktidara geldi. O, Avro Birliğini, istikrarsızlaştırıcı bir referandum ile altüst etmekle tehdit eden bir şantajcıydı, Almanya değil. Ve bu basit bir şekilde işe yaramıyor, keza borç veren ülkeler Yunanistan’a yardım edip etmemek konusunda kendi referandumlarını düzenleselerdi ne olacaktı?

Evet, Almanya 1953’te borcunu büyük miktarda sildirdi. Fakat onun öncesinde Almanya, üyelerinin belirli kurallar dizisinde anlaştığı bir parasal birliğin üyesi değildi. Şansölye Angela Merkel Yunanistan için bir diğer kurtarma paketine zemin hazırlayarak zaten aşırı merhametli olmuştu. İflas eden sosyalist hükümetlerin kendilerini kurtarmaları için şartları dikte ettiği bir Avro Birliği mi? Avrupalılar dikkat edin!

Bu iki rivayet kulağa karikatür gibi gelebilir, fakat bir şeyler değişmediği sürece kamuoyunu, seçimleri ve böylece öngörülebilir gelecek için Avrupa siyasetini etkisi altına almaya devam edebilir.

Bu merkezkaç kuvvetini durdurmanın bir yolu var mı? Neyse ki, evet. Yunan krizi Avrupalılar arasındaki derin çatlaklara nüfuz etti. Amerikalı deneme yazarı Elbert Hubbard’ın söylediği meşhur söz gibi, bir arkadaş hakkınızda her şeyi bilen ve fakat sizi hala seven kişidir. Bu, tam olarak Avrupa’nın şu anda ihtiyacı olan olgun arkadaşlıktır.

Almanya vahim gerçekleri hatırlayıp Yunanistan için yeni bir borç kurtarma paketi konusunda anlaşarak işe başlayabilirdi. Böyle bir hareket içeride zayıflığın bir işareti olarak görülebilir fakat dışarıya düzgün bir şekilde lanse edildiğinde güçlü bir pozisyonun cömertliği olarak görülecektir. Aynı zamanda manevi zarardan kaçınmak için Avrupa Birliği, içeriden kurtarılması mümkün olmadığını kanıtlayan ülkeler için, Avro Birliği’nden düzenli bir şekilde ayrılmalarına dair bir seçenek oluşturmalıdır. Birleştirilince, bu adımlar aynı zamanda ortaya çıkabilecek bir diğer kriz için nefes alınacak yer oluştururken krize de bir son verecektir.

Belki biz hepimiz de Yunan krizinden bir ders çıkarma konusunda anlaşabiliriz, şöyle ki, arkadaşlığı sürdürebilmek için sadece gözden çıkarmaya hazır olduğunuz kadarını ödünç vermelisiniz. Buradan da, biz Avrupalılar yetişkinler gibi beraber büyümeye başlayabiliriz.

Çeviren: Melih Erdoğmuş

(NYT, Europe’s Civil War of Words, Jochen Bittner, 19 Ağustos 2015)

Çeviren: 

Melih Erdoğmuş

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org