Avrupa'nın Kemer Sıkma Fantezisi

NEW YORK -- ''Eğer gerçekler teorilere uymuyorsa, teoriyi değiştir'' eski bir atasözü olma yolunda ilerliyor. Ancak çok sıklıkla teoriyi koruyup gerçeği değiştirmek daha kolay oluyor ya da Alman Şansölyesi Angela Merkel ve diğer kemer sıkma politikası yanlısı Avrupalı liderler buna inanıyor gibi görünüyorlar. Gerçekler onların karşısında durup; onlara dik dik bakmasına rağmen, onlar gerçekliği inkar etmeye devam ediyorlar.

Kemer sıkma politikaları başarısız oldu. Ancak onun savunucuları, onun zaferini bulunabilecek muhtemel en zayıf kanıtla iddia ediyorlar: ekonomi artık çökmüyor, buna göre kemer sıkma politikaları iyi çalışıyor. Ancak kriter buysa, dağdan aşağı inmenin en iyi yolu uçurumdan aşağı atlamak diyebiliriz; nihayetinde çöküş durduruldu.

Ancak her gerileme döneminin bir sonu var. Başarı, nihayetinde ulaşılan iyileşmeyle ölçülmemeli ancak iyileşmenin ne kadar çabuk yerleştiğiyle ve düşüş nedeniyle görülen zararın ne büyüklükte olduğuyla ölçülmeli.

Bu açıdan bakıldığında, Avrupa Birliği ekonomilerinde eğer üç kat küçülme yoksa bile işsizlik rekor seviyelere ulaştıysa ve kişi başına düşen reel gelir (enflasyona göre düzenlenmiş) birçok ülkede durgunluk öncesi seviyenin altındaysa durgunlukla bir kez daha karşı karşıya kalındığı artan bir şekilde kendini açık hale getirmiştir. En iyi işleyen, Almanya gibi, ekonomilerde bile büyüme 2008 krizinden sonra oldukça yavaş gerçekleşti. Bu herhangi başka bir durumda gerçekleşmiş olsa iç karartıcı değerlendirilebilirdi. 

En çok etkilenen ülkeler ekonomik kriz içindeler. Her dört kişiden birinin ve gençlerin %50'sinden fazlasının iş bulamadığı İspanya ve Yunanistan'ın ekonomisini anlatacak başka bir kelime yok. Reçetenin, işsizlik oranının çift hanelerde düştüğünü ya da yetersiz büyüme oranlarından yola çıkarak işe yaradığını söylemek; bir ortaçağ berberinin kanama devam ediyor çünkü hasta henüz ölmedi demesiyle yakın şeyler.

Benim Avrupa'nın 1980'den beri devam eden büyüme hızından çıkardığım hesaplamalara göre Avro bölgesi bugün 2008 krizi olmasaydı geleceği noktadan %15'ten daha fazla geride. Bu yılda 1.6 trilyon dolara ve toplamda 6.5 trilyon dolar kayba neden oldu. Daha da tedirgin eden nokta aradaki farkın kapanmak yerine giderek artmasıdır (normalde eğer bir gerileme dönemi varsa, büyümenin normal hızından daha fazla gerçekleşerek kaybettiği ivmeyi yakalaması beklenir).

Basitçe söylemek gerekirse, uzun süren durgunluk Avrupa'nın büyüme potansiyelini düşürdü. Yeteneklerini kullanarak üretime katılması gereken gençler katılamıyor. Ancak bir gerçek var ki gençler hayatları boyunca normal kazanması gerekenden daha düşük bir gelire sahip olacaklar.

Bu arada, Almanya, diğer ülkeleri, demokrasilerine ve ekonomilerine zarar veren politikaları takip etmeleri için zorluyor. Vatandaşlar, daha önemli bulduğu, kendi yaşam standartlarını belirleyen politikaların değişimi için defalarca oy kullanmalarına rağmen, bu önemli politikalara ya başka bir yerde karar verildiğini ya da vatandaşların seçim hakları olmadığını söylüyor ki bu Avrupa projesindeki demokrasi ve ona olan güvene zarar verir.

Fransa 3 yıl önce yönünü değiştirmek için oy kullandı. Buna karşın eski politikayı değiştirmek yerine, seçmenlere, iş dünyası yanlısı başka bir tasarruf programı sunuldu. Uzun zamandan beri ekonomide sunulan tekliflerden biri denk bütçe çarpımıdır, yani vergileri ve harcamaları arttırmak ekonomiyi canlandırır. Ve eğer vergi zengini hedef alırsa ve harcamalar yoksulları hedef alırsa çarpım özelikle yüksek olur. Ancak Fransa'nın sözde sosyalist hükümeti kurum vergilerini düşürüyor ve harcamaları kesiyor. Bu reçete neredeyse ekonominin zayıflamasını ancak buna karşın Almanya'nın övgüsünü kazanmayı garanti ediyor.

Kurum vergilerini düşürmenin yatırımı canlandırması umut ediliyor. Bu tamamıyla safsata. Ancak yatırımları durduran şey (hem Birleşik Devletler'de hem Avrupa'da) yüksek vergiler değil talep eksikliğidir. Gerçekte, yatırımların birçoğu borçlarla finanse ediliyor ve faiz ödemeleri vergiden düşürülebildiği için kurum vergilerinin seviyesi yatırımlar üzerinde çok az bir etkiye sahiptir.

Benzer şekilde, İtalya özelleştirmeleri hızlandırması için teşvik ediliyor. Ancak Başbakan Matteo Renzi ulusal varlıkların zararına satılmasının mantıksız olduğunu kabul eden bir anlayışa sahip. Özel sektörde hangi icraatların yapılacağına kısa dönem finansal gereklilikler değil de uzun dönem planları karar vermelidir. Kararlar, icraatların en etkili şekilde yapılmasını sağlamalı ve vatandaşların çoğunun çıkarına en iyi şekilde hizmet etmelidir.

Örneğin, emekli maaşlarının özelleştirilmesinin, bunu deneyen ülkeler için, maliyetli olduğu kanıtlandı. Amerika'nın çoğunlukla özel olan sağlık sistemi dünyadaki en verimsiz sistem. Bunlar her ne kadar zor sorular olsa da, devletin sahip olduğu varlıkları düşük fiyattan satmasının finansal düzeni uzun dönemde güçlendirmenin iyi bir yolu olmadığı söylenebilir.

Avrupa'daki --insan yapımı bu avro için yapılanlar-- abes olmaktan daha trajik. Kemer sıkma politikalarının çalışmadığına yönelik kanıtlar artmasına rağmen, Almanya ve diğer şahinler bu politikalara olan yatırımlarını ikiye katlarken, Avrupa'nın geleceğini uzun süredir gözden düşmüş teorilerin bahis hesaplarına yatırıyorlar. Ekonomistler neden bunu kanıtlamak için daha fazla gerçek sunmak zorunda?

Çeviren: Cemal Taşpınar

(Project Syndicate, Joseph Stiglitz, Europe’s Austerity Zombies, 26 Eylül 2014)

Çeviren: 

Cemal Taşpınar

Yazarın Tüm Yazıları

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org