Almanlar Rusları Neden Sever?

 

BERLIN — Pek çok dış politika uzmanı gibi ben de Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesine ve devam edegelen Doğu Ukrayna’yı “yumuşak işgal”i karşısında şok oldum. 21. yüzyılda böylesine göz göre göre bir toprak ele geçirme gerçekten de şimdi olabilir mi?

Fakat Rusya’nın hareketleri yalnızca sürpriz değildi. Eğer Ukrayna kriz ile ilgili Alman münazaralarını takip ederseniz siz başka bir garip fenomenle karşılaşacaksınız: eski politikacılar ve kamusal figürlerden oluşan bir topluluğun televizyonlara gidip Rusya’yı savunduklarına şahit olacaksınız.

Bu güçlü figürlere göre –ki bunlar arasında eski şansölyeler Gerhard Schröder ve Helmut Schmidt de var- NATO ve AB asıl saldırganlardır. Çünkü onlar Moskova’nın meşru menfaat alanına ait olan bölgelere genişleme cüreti gösterdi. Görünüşe göre Alman kamuoyunun bir kısmı da bu görüşe mutabıktır.

Burada açık bir münafıklık var. Zamanında Amerika’nın Irak işgaline uluslararası hukuk üzerinden saldıran aynı insanlar şimdi yeniden doğmuş realistler olarak Rusya’nın diğer ulusların egemenliğine karışma ihtiyacı olduğunun bahanesini üretmeye çalışıyorlar.

Irak’la ilgili temelsiz iddialarına karşı Bush yönetimi en azından 16 BM Güvenlik Konseyi kararına kendi davasını desteklemek için sahipti. Rus Başkanı Vladamir V. Putin ise sıfır karara sahip. Almanların iki farklı zamandaki pozisyonlarının ortak yanı zımni bir anti-Amerikancılığın mevcudiyeti gibi görünüyor.

Rus yanlısı hissiyatın bir kısmı Rus destekli propagandanın işidir. Welt am Sonntag gazetesi tarafından yayınlanan son bir araştırma dosyası nasıl Rus destekçilerden oluşan gölge bir ağın Almanya’daki kamusal fikri şekillendirdiğini ortaya koydu. Alman hükümeti tarafından güdümlü finanse edilen Rusya ile diyalog forumları bile tamamıyla Putin’in arkadaşlarından oluşuyor. Almanlar için de bu durum geçerli.

Fakat ayrıca sıradan Almanlar arasındaki rahatsız edici başka bir gelişme eski ve talihsiz Alman geleneklerine geri gidiyor. Biz Almanya’yı bir Batı Avrupa ülkesi olarak düşünmeye alıştık. Fakat bu genel olarak bir Soğuk Savaş ittifaklarının sonucu bir düşünme biçimidir. Bundan önce Almanya doğu ile batı arasında belirsiz bir orta pozisyonu işgal ediyordu.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden 25 yıl sonra Alman toplumu Batı’dan tekrar uzaklaşıyor olabilir. Infratest/dimap tarafından geçen ay yapılan son bir anket Almanların %49’unun ülkelerinin Ukrayna krizinde Rusya ile Batı arasında orta bir pozisyon almasını istediğini ortaya koydu. Yalnızca %45 güçlü bir şekilde Batı kampında olmayı istediğini söylüyor.

Bu Batı karşıtlığı siyasi yelpazenin iki tarafından da geliyor. Solun bir kısmı içgüdüsel olarak anti-Amerikan olup her zaman statükoya ve lider Batı gücüne karşı mücadele eden uluslararası aktörün tarafını desteklemektedir.

Bir de popülist sağ var. Onlar da Rusya’nın Avrupa’nın kendi moral değerleri ile ilgili olarak çok fazla gay, hoşgörülü, müsamahakar ve çok fazla Hıristiyanlık dışı olduğu propagandası ile mutabık olup Avrupa’nın hayali beynelmilelciliği ile çatışan otoriteryen bir liderden memnun oluyorlar.

Almanya’da bu gidişat en iyi Alternative für Deutschland Party ile temsil edilmektedir. Bu parti 19. yüzyıla geri giden muhafazakar bir Alman düşünme biçimini takip ediyorlar. Bu anlayış Batı medeniyetine karşı kızgınlık taşıyor ve Batı değerleri ve serbest piyasa kapitalizmi tarafından yozlaşmamış bir Rusya’yı romantize ediyorlar.

Batı karşıtlığının bu iki versiyonu onlarca yıldır bu ülkede mevcut. Ancak şimdiye kadar onlar siyasi uçlarla sınırlanmış vaziyetteydiler. Şimdi ise onlar elitlerin bir kısmı ve siyasi merkezin bazı bölümleri tarafından da kabul ediliyorlar. Alman şirketlerinin Rusya’daki muazzam yatırımları ile bu haller bir arada ne kadar agresif olarak güçlü bir Batı yanlısı şansölye olan Angela Merkel hükümetinin Rusya’ya karşı hareket edebileceğine sınırlar koyuyor

Solun ve sağın apolojistlerini birleştiren şey Alman tarihinin müşkül bir nosyonu olan Almanya ile Rusya arasındaki topraklarda yaşayan insanların kaderi ile ilgili olarak dikkat çekici bir ihmalin varlığıdır. Bazı apolojistler Rus sempatilerini II. Dünya Savaşı boyunca yaşanan Alman zulmü karşısında Ruslara duyulan bir borç olarak açıklayacaklardır. Fakat iki tarafın gizli bir şekilde Doğu Avrupa’yı aralarında paylaşmaya anlaşmalarını müteakip olarak savaşın Almanların Polonya’yı Batı’dan ve birkaç gün sonra da Sovyetler Birliği’nin Doğu’dan işgali ile başladığını hatırlamak önemlidir.

Rus propagandasının papağanlığını yapan Alman kamusal figürleri Ukrayna’yı “gerçek olmayan bir ülke” olarak ya da Batı ile Rusya arasındaki fay hattında yer alan ülkeleri daha az egemenliğe sahip olabilecek ikinci sınıf uluslar olarak muamele etmekle Doğu Avrupa’nın o eski kötü günlerinin hatıralarını uyandırıyorlar. O zamanlar Naziler ve Sovyetler bölgeyi kendi diktatörlüklerinin “Kan Toprakları”na dönüştürmüşlerdi.

Onlarca yıldır Almanya faşist geçmişi ile yüzleşmeye ve ondan önemli dersler çıkartmaya çalışıyor. Şimdi başka bir ülkede kendi rejimini istikrarlaştırmaya çalışan otoriteryen bir lider kendi ülkesi dışında etnik milliyetçilik temelli saldırganlığı takip ederek kendini gösteriyor

Almanya’nın Nazi geçmişi,ne vakıf herhangi biri için bu durumda Rusya’nın hareketlerine mazeretler bulmaktansa doğruyu yanlıştan ayırt etmek kolay olmalıydı. Pek çok hemşerim bu testten kalmış vaziyette.

Adil olmak gerekirse son bir ankete göre Almanların %60’ı Ukrayna krizinde ülkelerinin Batı ile birlikte olmasını istediğini ortaya koyduğunu da söylemek gerekir. Yani Rusya’nın saldırganlığı kamuoyunun düşüncesini etkiliyor. Ama anket hala neredeyse Almanların yarısı Batı ve değerleri ile ilgili derin bir bağlantı hissetmediğini de ortaya koyuyor. Bu tam da Putin’in istediği şey.

Clemens Wergin Alman gazetesi Die Welt’in dış editörü olup Flatworld blogunda yazardır.

Çeviren: Süreç Analiz

(NYT, Clemens Wergin, Why Germans Love Russia, 5 Mayıs 2014)

Çeviren: 

Süreç Analiz

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org