Ali Beştaş: Türkiye'nin Aydın Savaşları

XIX. yüzyılda Avrupa’da başlayıp dünyaya yayılan, yaşam alanından, fikir dünyasına kadar birçok alanda yeni perspektifleri ortaya çıkaran süreç modernleşme olarak tanımlanabilir. Aydınlanma çağı olarak nitelendirilen bu modernleşme süreci sosyolojik, siyasal ve ekonomik olarak yeni sonuçlar doğurdu. Bu sonuçların en önemlisi de modernleşme ve gelenekçilik arasındaki tartışmaların hız kazanmasıdır. Günümüzde bu tartışmalar geniş bir boyuta ulaşmış, İslam toplumlarında da tartışmalara, çatışmalara, toplumsal ayrım ve kırılmalara neden olmuştur. Bu kırılmaların bir benzeri de kuşkusuz Türkiye’de yaşandı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecinden başlayıp günümüze kadar devam eden modernleşme ve gelenekçilik arasındaki bu tartışma zaman zaman kutuplaşmalara neden olmuş ve tartışmalar günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir. Bu ayrım ve çatışma siyasi kurumlara, toplumsal tabana yansımış ve mevcut olagelen iktidarlar, hükümetler, siyasal kurumlar kendi “aydın” prototipini oluşturmaya çalışmıştır. Siyasal kurum veya kişilerin kendi aydınını veya düşünürünü oluşturma çabasının en önemli amaçlarından bir tanesi de ideolojik düşüncelerini topluma aktarma ve konsolide etme istekleridir. Bu,sadece günümüzde olan bir şey değil, tarih boyunca iktidar sahiplerinin uyguladığı en önemli politikalardan biri olagelmiştir.

Osmanlı yıkılış süreci ile beraber imparatorluğu kurtarmak amacına matuf olarak ortaya birçok ideolojik akımlar çıkmış ve her çevre bu ideolojik akımları devletin kurtuluşu bağlamında değerlendirmeye çalışmıştır. Ve her dönemde olduğu gibi bu dönemde de homojen bir aydın tiplemesinden bahsetmek oldukça güçtür. Aydın dediğimiz kişilerin toplumu ne kadar temsil ettiği tartışılsa da, genel anlamda Türkiye’de bir aydın tiplemesinden bahsetmek mümkündür.

Osmanlı’nın son zamanlarında, kurtuluş reçetesi olarak ortaya atılan batılılaşma-modernleşme girişimi toplum ve o dönemin entelektüelleri nezdinde farklı şekillerde karşılanmış ve kimi kesim bu sürece destek vermiş kimisi de şiddetle karşı çıkmıştır. Türkiye’deki siyasî yapıyı önemli ölçüde etkileyen farklı aydın gruplarının oluşum dinamiklerinin tanımlanması ve tarihî sürecinin açıklanması dahi günümüz yazarları ve düşünürleri tarafından farklı değerlendirmelere neden olmuş ve zaman zaman ciddi ayrışmalara yol açmıştır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra Kemalist rejim gücünü konsolide etmiş ve bu konsolidasyon süreci otokratik modernist bir bağlamda yürütülmüştür. Bu sebeple bu sürece destek verenler olduğu gibi karşı duranlar da olmuştur. Gelenekçi ve Modernist diyebileceğimiz bu iki ayrım noktasında örnekler verecek olacak olursak, her iki kesimde de toplumu etkileyen aydınlar, yazarlar ve düşünürler olmuştur. Örneğin, gelenekçi cenahtan; Cemil Meriç, Mehmet Akif Ersoy, Semiha Ayverdi, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç gibi isimler oldukça etkili olmuştur. Batılılaşma, modernleşme yönünde toplumu etkileyen aydınlar ise; Ziya Gökalp, Cevdet Paşa, Tevfik Fikret, Nazım Hikmet Ran gibi isimler olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak bu ayrımlar dahi çok sağlıklı kriterlere sahip değildir. Cevdet Paşa modern kültürden etkilendiği kadar geleneğin taşıyıcısı olan kaynaklardan da oldukça etkilenmiştir. Benzer şey tersi yönden Kısakürek için geçerlidir. Kısakürek Kemalizme karşı ağır eleştiriler getirdiği kitaplarında aynı yaklaşımın en fazla ilham kaynağı olan Fransız Devrimi’nden büyük bir “inkılap” olarak bahsetmekten çekinmemiştir.

Söz konusu aydınlar Türkiye’nin biraz kendine özgü diye tanımlayabileceğimiz siyasi yelpazesinde de kendi farklılıklarının bir yansıması olarak yerlerini almıştır. Necip Fazıl muhafazakar ve dindar çevrelerin önde gelen kanaat önderlerinden biri olurken Nazım Hikmet de devrimci sol siyasi cenahların önemli temsilcilerinden biri konumuna gelmiştir.

Bu keskin kutuplaşma ve vaziyet alış 1980 darbesinin her iki kesime karşı da gerçekleştirdiği ağır tasfiye sonucu biraz da farklı bir yapıda varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Muhafazakar liberal bir hareket olarak tanımlanabilecek ANAP ve lideri Turgut Özal’a sol devrimci köklerden gelen pek çok ismin özellikle Soğuk Savaş’ın sonu ve SSCB’nin dağılmasının da etkisiyle belli bir destek verdiğine bu zamanlarda tesadüf edebiliyoruz. Cengiz Çandar ve Cem Karaca ilk akla gelen isimler olarak karşımıza çıkıyor.

28 Şubat sürecinin tekrar Türkiye siyasetini toza dumana bulayan tasfiyeleri sonrası aydınlarımızın duruşları da oldukça bu son süreçten etkilenmiş görünüyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişi sonrası bir bakıma ilk yıllarında hem sol hem de liberal kökenli aydın çevrelerinden aldığı yoğun destek bu sürecin tezahürleri olarak görülebilir

Kasım 2002 de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, yoğun bir halk desteği almış, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener gibi halk nezdinde tanınan isimler ile başarılı bir ivme yakalamıştır. İktidara gelir gelmez, partinin reformist kimliği ön plana çıkmış, birçok alanda gelişmeler yaşanmış, Avrupa Birliği süreci hızlandırılmış, Kopenhag zirvesi öncesi Avrupa Birliği liderleri ile görüşülmüş, ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde olağanüstü hal kaldırılmış ve birçok alanda sivilleşme adımları atılmıştır. Ekonomik olarak da oldukça iyi bir ivme yakalayan Ak Parti kısa bir süre içerisinde birçok farklı kesimin takdirini kazanmıştır. Özellikle memleketin önde gelen aydınları Ak Parti’yi desteklemiş ve bu desteklerini her mecrada dile getirmişlerdir.

Adalet ve Kalkınma Partisi birçok konuda aydınlara açıkça danışmış, sanatçıların fikirlerine başvurmak amacıyla kahvaltılı toplantılar düzenleyerek; mitinglerde devletin zulmüne uğramış, bu yüzden hapislere düşmüş, sürgünde çile çekmiş birçok sanatçı, yazar ve aydınların isimlerinden sıkça söz etmiş ve kendi siyaseti ile aydınlar arasında oldukça yumuşak bir ilişki geliştirmeyi başarmıştır.

Hatta ideolojik olarak Marksist çizgide tanımlanabilecek Birikim dergisi gibi yayın evleri, Murat Belge, Ahmet İnsel, Sedat Laçiner, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Cengiz Aktar, Hasan Cemal, Baskın Oran gibi isimler Ak Parti’ye sempati ile bakmış ve Ak Parti’nin icraat ve reformlarını ciddi anlamda desteklemişlerdir.

Örneğin, 2015 genel seçimlerinde Ak Parti’den milletvekilliğini kazanan Muhsin Kızılkaya, “AK Parti 2002’de kurulduğunda İslami hareketlere acayip önyargılı bir bakış vardı. Ben o zamanlar rijid bir solcu, sosyalist bir Kürt’tüm. İslami hareketlere, muhafazakârlara hoşgörüyle yaklaşıp onların memleketi dönüştürebileceğine, vesayetçi rejimi kırabileceğine dair bir inanç gelişmişse bende, tek müsebbibi Birikim Dergisi; Laçiner, İnsel ve Belge’dir," sözlerini dile getirmiştir.[1]

Genel ve klasik anlamda Ak Parti ve aydınlar arasındaki ittifak olarak telafuz edilen bu ilişki günümüzde daha kompleks bir hal almış, Ak Parti’ye ciddi anlamda destek veren bir kesim aydın desteğini çeşitli sebeplerden dolayı geri çekmiş ve hatta Ak Parti’ye destek verip vermeme konusunda imza kampanyaları düzenlenmiştir. Öte yandan Ak Parti’ye hala desteğini vermeye devam eden aydınlar da tersi istikamette oldukça aktif rol almışlardır.

Etyen Mahcupyan, Gülay Göktürk, Ali Bayramoğlu gibi önemli isimler ve günümüzde Serbestiyet ismi verilen web sitesi üzerinde yayın yapan yazarlar çözüm süreci, sivilleşme gibi konulardan ötürü Ak Parti’yi destekleyici nitelikte beyanlarda bulunmaya devam etmişlerdir.

Peki Ak Parti ve aydınlar arasındaki ittifak ne oldu da bozuldu? Neden Ak Parti’ye destek veren ve vermeyen iki aydın gurubu ortaya çıktı?

Hatırlanırsa 2007’deki 27 Nisan e-muhtırasını müteakip başlayan Ergenekon, Balyoz, KCK gibi soruşturmalarda birçok sivil ve asker darbe gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Bu süreçte AK Parti ile aydınlar arasında büyük sorunlar yaşandığına şahit olunmamakla beraber özellikle KCK operasyonlarının sıklaşması akıllarda bir takım soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur. Kuşkusuz bu süreç bir bakıma daha sonra tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan Cemaat-AK Parti kavgasının ilk evreleri olarak sahnedeydi.

KCK operasyonları hükümetin 2009’da başlattığı “Demokratik Açılım” süreci sırasında gerçekleşmesi ise meselenin komplike bir karakter arzetmesine yardımcı oluyordu. Bu süreçte bazı siyasetçi ve yazarlar bu operasyonların, cemaatin Kürt meselesinin çözümünü istememesi sebebiyle, bizzat cemaat tarafından yapıldığını iddia ederek Fethullah Hoca hareketine yüklenirken çoğunluk doğrudan hükümeti eleştirmeye başlamışlardır. 

2013 Mayıs sonunda Taksim Gezi Parkı’nda çıkan olaylar, beklenmedik sonuçlar doğurdu. Daha çok sosyal-demokrat ve liberal kesimi oluşturan toplumsal grupların düzenlemiş olduğu bu protesto haftalarca sürdü. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık bu protestoları “dış mihraklar” ile ilişkilendirmesi hem hükümet içerisinde hem de liberal ve sosyal demokrat kesimlerce tepki ile karşılandı.

Taksim Gezi Parkı’nın yeniden düzenlenmesini yayalaştırma projesi olarak sunan hükümete tepki çok sert olmuş, özellikle sosyal medya aracılığı ile kısa sürede ülkenin değişik yerlerine yayılan olaylar, 1 Haziranda polisin geri çekilmesiyle az da olsa durulmuş ve parkın içerisinde yaklaşık on beş gün süren kamp hayatı başlamıştır. Ancak 15 Haziran gecesinde polisin müdahalesi ile topluluk dağıtılmıştır. Olaylarda 8 kişi ölmüş, çok sayıda kişi yaralanmış[2] ve olayların yankısı aylarca sürmüş ve Türkiye siyasetine etkisi de günümüze kadar devam etmektedir. Kimilerince bir halk hareketi kimilerince dış mihraklar veya “çapulcu ayaklanması” olarak nitelendirilen bu olaylar Ak Parti’ye de yansımış ve yukarıda bahsettiğimiz bazı liberal olarak tanımlanan aydınlar hükümetin Gezi parkı protestolarına olan müdahalesini sert bir şekilde eleştirmişlerdir.

Bu çerçevede Gezi Parkı’nın Ak Parti ile aydınlar arası yaşanan krizde önemli bir dönüm noktası olduğu açıktır. Fakat Gezi Parkı buna ek olarak Türkiye aydınlarının hareketin karakteri konusundaki anlaşmazlıktan da mütevellit kendi aralarında da bir çatışmanın başlamasının ilk tohumlarının atılmasına neden olmuştur.

Kuruluşundan bu yana süren Ak Parti ve Gülen Cemaati arasındaki ittifak ise özellikle son iki yılda ilişkilerin bozulmasıyla ciddi hasarlar almıştır. 2010 yılından itibaren “Cemaatçi” olarak nitelendirilen kişiler tedricen tasfiye edilirken 2014’te cemaatin oldukça etkili olduğu varsayılan dershanelerin kapatılması meselesi gündeme gelmiştir. 17-25 Aralık “darbe” girişimi ya da “yolsuzluk operasyonu” ile bu ayrılık bambaşka bir boyuta taşınmıştır. Nitekim cemaat hükümet tarafından “paralel yapılanma, çete” gibi ifadeler ile telaffuz edilmiş ve harekete karşı geniş kapsamlı operasyonlar yapılmıştır. Özellikle emniyette devam eden operasyonlar medyaya sıçramış ve bazı gazeteciler gözaltına alınmıştır. Medyaya olan bu operasyonlar bazı kesimler tarafından özgürlüklerin kısıtlanması olarak vurgulanmış ve hükümete karşı kimi aydınların sert tavırlar almasına neden olmuştur.

Ayrıca 17-25 Aralık olaylarında ses kayıtları ortaya çıkmış ve dört bakan görevinden olmuştur. Erdoğan Bayraktar, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış için TBMM yüce divan isteminde bulunmuş; ancak bu bakanlar meclis oylaması ile yüce divana gönderilmemiştir. Bazı kesimlerin rüşvet ve hırsızlık skandalı olarak gördüğü bu olaylar sonucunda bakanların yüce divana gitmemesi, yine kimi aydınlarca sert bir şekilde eleştirilmiştir. Özellikle bu süreçten sonra cemaat hükümet tarafından “paralel yapılanma” olarak ifade edilmiş, MGK kararlarında yer almış, bu yapılanmanın kırmızı kitap olarak nitelendirilen devletin gizli ajandasında yer aldığı iddia edilmiştir.

KCK tutuklamalarından “Çözüm Süreci” ve Gezi Parkı’na ve nihayet 17-25 Aralık hadiselerine kadar yaşanan pek çok kritik toplumsal anlama sahip olgular Ak Parti ve bazı Türkiye aydınları arasında belli bir mesafe oluşmasına neden olmuştur. Bu çerçevede belki de büyük ölçüde Ak Parti ile aydınlar arasındaki ittifakın son bulduğu dahi söylenebilir.

1 Nisan 2013’te AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu’nun, bu kesimler ile ilişkiler konusunda sarf ettiği sözler ilginçtir:“10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak.”[3]

AK Parti ile aydınlar arasındaki son bağın 2012 sonlarında Kürt sorununa kalıcı çözüm bulma iddiası ile devreye sokulan “Çözüm Süreci” ile devam ettiğini söylersek sanırız hata etmeyiz. Bu çerçevede birçok aydın ve yazar her şeye rağmen “Çözüm Süreci”nin devam ettiğini, askeri vesayetin bittiğini, sivilleşmenin arttığını dile getirerek Ak Parti’ye destek vermeye devam etmişlerdir. Hatta bu “destek verme veya karşı çıkma” üzerine aydınlar yazarlar tarafından pek çok imza kampanyaları düzenlenmiştir.

Ak Parti’nin kuruluşundan itibaren başarısını, büyük bir koalisyona bağlayan birçok siyasetçi ve yazar, bu koalisyonun bozulduğunu ve bazı kesimlerin Ak Parti’den koptuğunu iddia ediyor.  Kimileri bu kopuş ya da kopuşların Ak Parti’nin kaybı olarak değerlendirmese de, birçok entelektüel ve yazar Ak Parti’nin gitgide sertleştiğini, farklı guruplardan koptuğunu, sol, demokrat ve liberal kesim ile ayrıldığını bu sebeple de 7 Haziran 2015 seçimlerinden başarısız olmalarının kaçınılmaz olduğunu dile getirmiştir.

Kurulduğundan bu yana ilk kez tek başına hükümet kuramayan Ak Parti seçimleri müteakip yaklaşık 9 puanlık bir oy kaybı yaşamıştır. Uzun bir aradan sonra koalisyon kurma sürecini yaşayacak olan Türkiye’yi zorlu günler bekliyor. Ayrıca 7 Haziran seçimlerinde birçok ilk yaşandı. Bir yandan ilk kez koalisyon kurmak için diğer partilerin kapısını çalacak olan Ak Parti, diğer taraftan tarihi başarı elde eden ve barajı ilk kez aşan Halkların Demokratik Partisi öne çıkan önemli gelişmeler olarak görülüyor.

 

Referanslar:

-          TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU, GEZİ PARKI OLAYLARI RAPORU, Ekim – 2014

-          KURGU İLE GERÇEKLİK ARASINDA, GEZİ EYLEMLERİ, HATEM ETE, COŞKUN TAŞTAN, SETA, I. Baskı : 2013

-          Dünden BugüneTürkiye'de Modernite ve Aydın Sorunu, Prof. Dr. Özcan Yeniçeri,

-          GELENEK VE MODERNİZM BAĞLAMINDA İSLAM,Ahmet Faruk KILIÇ* ve Sıddık AĞÇOBAN,

-           Ak Parti ve Muhafazakar Demokrasi, Yalçın Akdoğan

-          Üç Tarz-ı Siyaset, Yusuf Akçura

-          http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/03/31/ak.partili.babuscudan.ilginc.degerlendirme/702371.0/

-          http://kuranyolu.net/index.php/makaleler/koese-yazarlar/381-entelektueel-uezerine-notlar

-          http://haber.star.com.tr/yazar/erdogan-somurge-aydinlara-biat-etseydi-bo...

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org