Adam Smith’i Mağlup Eden Muhteşem Arap Alimi

Neoklasik ekonomistler, ekonomi tarihine dair yanlış bir anlatı oluşturdular.

Ekonomik düşünce tarihi alanındaki en çığır açıcı çalışmalardan birinde (Ekonomik Analiz Tarihi, 1954), Joseph Schumpeter, ekonomi tarihinde bir “Büyük Boşluk” olduğunu iddia etti. Bu kavram, bu dönemdeki konu ile alakalı pozitif (“bilimsel”) ekonomik düşünce eksikliğini vurgularken, erken Hristiyanlık ve Skolastik dönemlere yönelik ekonomik müfredattaki genel cehaleti meşrulaştırıyor.

Kendiliğinden oluşan bu boşluk sayesinde, Orta Çağın en seçkin İslam figürü, Endülüs alimi ve siyasetçisi İbn-i Haldun, ana akım ders kitaplarında ihmal edildi (Screpanti ve Zamagni 2005, Roncaglia 2005, Rothbard 2006, Blaug 1985). Bu eserlerin birçoğu yanıltıcı bir biçimde, modern teorilerin köklerini merkantalistleri ya da İskoç Aydınlanmasını tartışarak tanımlamaya başlar.

Gerçek şu ki, bunların hiçbiri ekonomik düşüncenin başlangıcı bile değildi.

14. yüzyılda sosyal bilimleri inşa etmek

Haldun’un en büyük fazileti, devrimsel yöntem bilim görüşünde yatıyor. Atalarının yöntem bilimlerini tamamen reddetti, bu da onu “terimin en katı anlamıyla ilk sosyal bilimci” yapıyor (Fonseca, 1988). Haldun’dan önce, islam tarihçilerinin rolü, bilgiyi modifiye etmeden, düzenlemeden ya da geleneğe dair herhangi bir yorum katmadan aktarmak ile sınırlıydı. Hikayelerin geçerliliğini asla sorgulamadılar, ancak bunun yerine vericinin güvenilirliğini epey dikkatle analiz ettiler.

Haldun, düşünürlerin gerçek ya da yanlış tarihsel bilgiyi ayırt etmesini sağlayan yeni, bilimsel bir method ihtiyacına işaret eden pratiği bir köşeye attı. Fakat bunu nasıl başarılır? Ona göre, "insan sosyal organizasyonunu" araştırıp, "tarihçilerimizin absürd hikayelerini kabul etmek yerine toplumu analiz etmemize yardımcı olan" sağlam bir ölçüt "oluşturmalıyız. (Haldun s. 7-8).

Haldun, bunun daha önce var olmayan tamamen yeni, özgün ve bağımsız bir bilim olduğunu vurguluyor (Haldun s. 8).

Ekonominin üvey babaları

Halduncu düşünce, bugünün ekonomistlerine utanç verici derecede aşina geliyor olabilir. İş bölümünün herhangi bir uygar toplum için temel oluşturduğunu belirtiyor ve işbölümünü sadece fabrika seviyesinde değil aynı zamanda sosyal ve uluslararası bağlamda da tanımlıyor. Haldun, işbölümünün artı değer yarattığı tahıl elde etme örneğini vurguluyor: "Bu nedenle, eğer kendisi ve diğerleri için yiyecek elde etmek istiyorsa, bunu birçok güç birleşmesi sağlamadan yapamaz. İşbirliği sayesinde, bir grup insanın ihtiyaçları, kendi sayısından çok daha fazlası da olabilir (sayı), tatmin edilebilir” (Haldun s. 87).

Üretim sürecinin bölünmesi örneğ,i iktisatçılar tarafından tamamen unutulmuş durumda ve Smith'in iğne fabrikasından daha az dışavurumcu değil: "Örneğin, kapılar ve sandalyeler için oymalar kullanılması gibi. Ya da birinin, ustalıkla ahşap parçalarını torna tezgahlarında döndürüp şekillendirmesi ve sonra bu parçaları bir araya getirmesi, böylece göze tek parça olarak görünmeleri gibi.”(Haldun s. 519). Dahası, Smith'e karşı olan Haldun, üretken ve üretken olmayan işler arasında hiçbir ayrıma gitmiyor.

Buna dayanarak, İbn Haldun'un Adam Smith'e benzer fikirler sunduğunu, ancak bunu, Batılı filozoftan yüzlerce yıl önce yaptığını anlamak kolaydır. Fakat Khaldun, ekonomi hakkında çok daha fazla şey söylemiştir.

İşbölümüne ve incelenmiş piyasa güçlerine dayanan piyasaları, Alfred Marshall’a oldukça benzeyecek basit, didaktik bir biçimde analiz etti. Arz ve talep analizinin icadı 19. yüzyılda ortaya çıkmadı: İslam bilimcisi, arz ve talep arasındaki ilişkiyi tanımladı ve ayrıca stoklar ve mal ticareti rolünü de hesaba kattı.Teorisindeki piyasa fiyatları, ücret, kâr ve vergileri kapsadığından dolayı, ekonomiyi üç parçaya ayırdı (üretim, ticaret ve kamu sektörü) (Boulakia 1971). Aynı zamanda piyasayı mal, emek ve arazi açısından da analiz etti. Bu yapılandırılmış yaklaşım, Haldun'u, emek değer teorisini icat etmeye yöneltti; bu da İslam bilim insanını bu anlamda pre-Marxçı (veya klasik) bir düşünür yapıyor (Oweiss, 1988).

İşgücü girdisi sıfır olduğunda üretilen değerin sıfır olduğu fikri, zamanının çok ilerisinde klasik bir düşüncedir.

Neoklasikçiler, nasıl yanlış bir hikâye yarattı  

Dinamik Halduncu ekonomik gelişme modelinde, hükümet hayati bir rol oynamaktadır. Başta vergilendirme olmak üzere politikaları, bir uygarlığın gelişimi üzerinde büyük etkiye sahiptir. Göçebe yaşam biçiminden sonra kabileler yerleşik yaşam biçimine dönüşür, bu da kent medeniyetini doğurur. Yerleşik yaşam tarzı, orijinal grup dayanışmasını ortadan kaldırır ve yeni alıcılara ihtiyaç duyulmasını sağlar. Yeni bir grup kimliği oluşturmak pahalıya mal oluyor ve aynı zamanda yeni bir orduya da ihtiyaç duyuyor.

Böylece kent medeniyetinin derinleşmesi ve hanedanlığın artan lüks ihtiyaçları sayesinde hükümet vergi artırmak zorunda kalıyor. Nihayetinde, vergi oranları o kadar yükseliyor ki, ekonomi çöküyor. "Hanedanlığın başlangıcında, vergilendirmenin küçük değerlendirmelerden büyük bir getiri sağladığı bilinmelidir. Sonunda ise, vergilendirme büyük değerlendirmelerden küçük bir gelir getiriyor " (Haldun s. 352) – diye yazıyor Haldun, vergilendirmenin arkasındaki mikro teşviği de tanımlayarak. Diğer taraftan, hükümetin ekonomik-politik gücü orantısız ölçüde geniş olduğu için, ticarette gümrük ve hükümet katılımını reddetti.

Bu düşünceler Ortaçağ’da o denli eşsiz ki, Ronald Reagan bile Haldun’un çalışmalarından alıntı yaparak, Arthur Laffer’i kastederek ortak arkadaşları olduğunu ifade etti. Bunun sebebi şuydu ki, Halduncu fikirler ile Laffer-eğrisi arasında pek fazla ortaklık olmamasına rağmen, LAffer’in bile Haldun’u arz yanlı ekonomi ve Laffer-eğrisi öncüsü olarak görmesiydi. Bunun nedeni, bütün bunlar ampirik kural politikasına göre değil, zaman boyutuna göre yorumlanmalıdır.

Dolayısıyla bu anlatı sadece yanlış değildir, neoklasik ekonominin varlığını meşrulaştırmak için ekonomik tarihi nasıl kurduğunu da göstermektedir. Bunlar, ekonomi düşüncesinin en gelişmiş hali olan neoklasikçiliğe karşı görkemli ve doğrudan bir evrim hikayesi yaratmak için tarihsel olmayan fazla basitleştirmelerdir.

Bu süreçte, geçmişteki bilim insanları ihmal ediliyor, neoklasik tarih bağlamında entegre edilmeye çalışılıyor, ya da her ikisini birden deneyimliyorlar.

14. yüzyıl Kuzey Afrika’sından Keynesçi düşünceler

Son olarak, müslüman filozofun düşünceleri, Keynesçi ekonomik teorilerin fikirlerini de öngörüyor. Haldun'un sözleri şunları söylüyor: "hanedan ve hükümet, medeniyetin özünü sağlayan dünyanın en büyük pazar yeri olarak hizmet ediyor. Şimdi, hükümdarlar mülkiyet ve gelire sarılmaya devam ederlerse, ya da kaybederlerse, ya da düzgün bir şekilde kullanmazlarsa, hükümdarın mülkiyetinde olan varlıkların maiyeti küçülür. Böylelikle (harcamayı bıraktıklarında), sermaye yetersizliği yüzünden ticari çöküşler ve ticari kazançlar azalır ". "[...] Dahası, para, özneler ve hükümdar arasında deveran ediyor. Eğer hükümdar bunu kendine saklarsa, bu, özneler için bir kayıp haline geliyor.” (Haldun s. 365).

Bunlar, 14. yüzyıl Kuzey Afrika bağlamında hükümet harcamaları için güçlü argümanlardır.

Halduncu bir düşünür olarak Adam Smith?

Sadece Halduncu düşünceler değil, aynı zamanda bunların arkasındaki yöntem bilimi de soyutlamaya ve genelemeye dayandığından tamamen orijinal. Haldun, bize 14. Yüzyıl Kuzey Afrika ekonomisi ve sayısız ilgili konu sunuyor. 21. Yüzyılda dahi bir çözüm bulamadığımız sorulara değiniyor. Haldun, ortaçağ İslam kültürü önemini gösteren düşünce tarihindeki boşlukları doldurmaya yardım ediyor. Ayrıca, İslam ekonomisi ve kuramsal ortak bir ata olan diğer düşünce okulları arasındaki ilişkiyi anlamaya da yardımcı oluyor.

Kendi teorilerini geliştirirken Adam Smith'in ya da herhangi bir klasik bilim insanının, Haldun'un eserlerinden esinlenmediği kesin olarak bilinmiyor. Diğerleri gibi, Gerçek Gelecekte kaybolan bu bilgiyi de gerçekliğe daha yakın olan yeni bir anlatıyı keşfetmek için ortaya çıkarmalıyız.

Geçmişimizi yeniden keşfederken, neden bir anlatıcıya ihtiyaç duyarız? Cevap basit: Adam Smith (ya da İbn-i Haldun)’in ekonominin babası olduğu, Yeni Çağda başlayan ekonomik gelişimin neoklasik düşünceyle doruğa ulaştığı, Haldun’un çoktan Laffer eğrisini bulduğu, finansal piyasanın efektif bir biçimde kendini idare ediyor olduğu ya da büyük bir hükümetin ekonomi için kötü olduğuna dair yüzeysel inanışlardan kaçınmak için. Ekonomistler özdüşünüm uygulamak zorunda: 2008 krizi, ana akımdaki boşluğun kolayca siyasi hatalara dönüşeceğini kanıtladı.  

Düşünce tarihine yeni, daha çoğulcu bir yaklaşım ile, ana akım ekonominin 21. yüzyılda çokça ihtiyaç duyduğu Alzheimer hastalığının tedavisi sağlanabilir. 

 

Çeviren (Tam Metin): Gaye Polat

(Evonomics, Dániel Oláh, The Amazing Arab Scholar Who Beat Adam Smith by Half a Millennium)

Çeviren: 

Gaye Polat

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org