21. Yüzyıldaki Amerikan Gücünün Ölçütleri

Joseph S. Nye, Jr

Geçen yüzyılda, Amerika ikinci sırada olan güç durumundan dünyanın tek en üst gücüne yükseldi. Bazıları, bu yüzyılda Amerika’nın Çin tarafından gölgede bırakılacağından endişe duysa da bu bir sorun değildir.

Asla muhtemel tek bir sonuç yoktur. Onun yerine, özellikle Çin’deki siyasal değişikliğe ilişkin, her zaman için olasılıklar dizisi vardır. Siyasi belirsizliklerden yana, Çin’in büyüklüğü ve ekonomik büyümedeki yüksek oran Amerika ile ilişkilerde kesinlikle kendi mukavemetini artıracaktır. Fakat Çin dünyanın en büyük ekonomisine sahip olsa dahi bir ekonominin gelişmişliğinin en iyi ölçüsü olan kişi başına düşen gelir konusunda ABD’nin arkasında olacak. Dahası, sahip olduğumuz enerji kaynaklarımız ile Amerika’nın ekonomisi, Çin’in ekonomisinden şoklara karşı daha az zarara uğrama kabiliyetine sahip olacaktır. Büyüme, güç kaynaklarında Çin’i Amerika’nın daha yakınına getirecek fakat Singapur’un eski Başbakanı Lee Kwan Yew’in not ettiği gibi, bu durum Çin’in dünyanın en güçlü ülkesi olarak Amerika’yı geçeceği anlamına gelmeyecek. Hatta Çin önemli siyasi aksiliklerden mağdur olmasa bile yalnızca gayri safi milli hasıladaki büyümeye dayalı öngörüler Amerika’nın askeri ve “yumuşak güç” avantajları ile birlikte Asya güç dengesindeki Çin’in jeopolitik dezavantajını göz ardı eder.

İçinde bulunduğumuz bilgi çağında iletişim takviyesi tamamıyla olmasa bile hiyerarşik iktidarın yerini almakta ve bu haliyle ABD’nin açıklık ve yaratıcılık kültürü bu ülkeyi dünyada merkezde tutacak. Eğer liderlerimiz zeki stratejilerin izinden gidebilirse ABD şebekeler ve stratejik işbirliklerinden yararlanmak için çok iyi konumlanmış durumda. Yapısal anlamda, kişi başına düşen gelir ile ABD’ye benzer gelişmiş ekonomilerden olan iki ülkeninAvrupa ve Japonyaikisi de Amerika ile işbirliği içerisinde. Güç kaynaklarının dengesi anlamında, şayet Amerika liderleri kurumsal birliktelik ve işbirliği yaparlarsa Amerika’nın gücünün net konumu için geniş farklılık yaratırlar. Buna ek olarak, gücün daha pozitif toplam görünüşünde diğer ülkelerden ziyade Avrupa ve Japonya ortak ulusaşırı problemlerde anlaşmak için daha geniş kaynak havuzu sağlıyor.

Amerikan düşüşünün göreceliden çok mutlak sorusu üzerine ise, ABD ciddi sorunlarla karşılaşıyor; bunların belli başlısı borçlanma, orta eğitim ve siyasi uzlaşmazlıkların artışıdır. Fakat bu sorunlar fotoğrafın yalnızca bir parçası. Gelecekle ilgili birçok olasılıkta, en güçlü iddialar negatif senaryolardan ziyade pozitifler için yapılır. Olumsuz gelecek tahminleri içinde, en makul olanı ABD’nin terörist saldırılara aşırı tepki göstermesi sonucu içedönükleşmesi ve kendini kapatarak açıklık politikasından elde ettiği gücü kendi kendine bırakmasıdır. Fakat yanlış olan bu stratejiler bir yana, zihnimizi meşgul eden büyük sorunlar için daha uzun vadeli çözümler vardır. Tabii ki siyasi ve diğer sebeplerden dolayı bazı çözümler daima ulaşılamaz kalabilir. Çözüme sahip olmayan ve en azından prensipte çözülebilecek olan durumlar arasında ayrım yapmak da oldukça önemli.

Gerileme yanıltıcı bir metafor ve neyse ki Başkan Obama kendisine önerilen “gerilemeyi yönetme” stratejisini reddetti. Araştırmalar, gelişim, yüksek eğitim ve girişimci aktivitelerde lider olarak ABD eski Roma’da olduğu gibi mutlak bir düşüş içerisinde değil. Göreceli bir ifadeyle, ABD’nin gelecek on yılda herhangi tek bir devletten daha güçlü kalacağı gibi makul bir olasılık var. Biz “post-Amerikan bir dünyada” yaşamıyoruz; fakat 20. Yüzyıl’ın sonlarındaki gibi bir “Amerikan Çağı” içinde de değiliz. Öncelik açısından, ABD “ilk” olacak fakat “tek” değil. Hiç kimse kristal bir topa sahip değil; fakat Ulusal İstihbarat Konseyi’nin ( bir kere başkanlık ettiğim) 2012 tasarımı doğru olabilir. Tek kutupluluğun son bulmasına rağmen, liderliğinin mirası ve iktidarının çok yönlü doğasından kaynaklı Amerika, yüksek ihtimal 2030’da diğer büyük güçler ve eşitler arasında birinci olarak varlığını sürdürecektir.

Birçok devletin ve devlet dışı aktörlerin güç kaynağı gelecek yıllarda artacak. ABD başkanları, arzu ettiğimiz sonuçları elde edebilmek için diğerlerinin üzerinde gücü gerektirdiği kadar diğerleriyle birlikte gücü de gerektireceği birçok artan sorunla yüzleşecekler. Bizim liderlerimizin işbirliklerini başarabilecek ve şebekeler oluşturabilecek kapasiteleri bizim yumuşak ve sert gücümüzün önemli bir boyutu olacak. Basitçe, 21. Yüzyıl’daki Amerikan gücünün sorunu yalnızca kötü olarak belirtilen “düşüş” ve Çin tarafından gölgede olmak değil daha çok “diğerlerinin yükselişidir.” Amerikan gücünün çelişkisi ise en büyük ülkenin bile diğerlerinin yardımı olmadan kendi istediği sonuçları elde edemeyeceğidir.

Joseph S. Nye Jr  “Harvard’s Kennedy School of Government”da profesör ve en son kitabı olan “Amerikan Çağının Yaratılması ve Başkanca Liderlik” yazarıdır.

Çeviren: Müşerref Nil Tonkul

(WP, Joseph S. Nye Jr, American Power in the 21st Century Will Be Defined by the ‘Rise of the Rest’, 29 Haziran 2013)

Çeviren: 

Müşerref Nil Tonkul

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org