Türkiye “Barış” tan Yana

Türkiye “Barış” tan Yana

Vatan: Okan Gönensin: Barış iradesi teyidi        

İmralı’dan Türk halkına doğrudan mesaj geldi; bu mesajdan anlaşıldığı üzere birkaç güne kadar da çekilmeyle ilgili bazı tereddütler geçiren silahlı gruplara da mesaj gidecek. Abdullah Öcalan, Türk halkına doğrudan seslenerek, barış ve silahsız siyaset politikasında bir değişiklik olmadığını gösterdi, olmayacağı taahhüdünü tekrarladı. Türk halkına doğrudan seslenmek hem iradenin kuvvetini hem kararlılığını hem de çıtanın yüksekliğini gösteriyor. Öcalan’ın gelecek için öngördüğü “demokratik siyaset” hattı sadece Kürtler için, Kürt meselesi çerçevesinde kalmayan, bütün Türk halkının tümünü kapsayan bir siyaset hattıdır. Öcalan, böyle uzun vadeli ve geniş boyutlu bir siyasi çerçeve çizerken, Kandil çevresinden bazı itiraz ve kuşku beyanlarının sona ermesi konusunu da doğrudan üstlenmiş oluyor.

Birgün: Akın Olgun: Barış nereye koşuyor?

Akil insanlar yola koyuldu. Barış’ı anlatacaklar halka. Barış kavramı hayatımızın içinden sökülüp alınanı yıllar oldu oysa. Sadece barışı değil, arkadaşlarımızı, babalarımızı, ağabeylerimizi, çocuklarımızı, kız kardeşlerimizi, komşularımızı aramızdan alıp götürdülerKiminin akıbetini asla bilemedik. Kaybedildiler, işkence tezgahlarında öldüler, sakat kaldılar, cezaevlerinde çürütüldüler, öldürüldüler, intihar süsü verileni de oldu, buna ihtiyaç bile duymadıkları da. Sokak ortasında infaz ettikleri, evlerin içinde katlettikleri devrimcilerin, yurtseverlerin anıları hala taze.  Her karakol’un, her kışlanın aynı zamanda bir işkence tarihi olduğu bir ülkede “Barış” kavramı elbette ki sorunlu olacaktı.

Bugün: Hüseyin Yılmaz: Barışın gönüllüsü olmazsak, kaybederiz!..

Cumhuriyet Ankarası, yaklaşık bir asır Kürtlere zulmetmekle kalmadı, zulmünü meşrulaştırmak, tabi bir hak ve insanî bir seciye olarak gösterebilmek için Türkleri de kandırdı. Kandırdığı, mankurtlaştırdığı Türklerle zâlimliğini peçeliyor, muhtemel vicdâni haykırışlara bütün kapıları kapatıyordu. Osmanlının bakayâsı üzerine yeni devleti inşâ eden Ankara, îmân ve inancını kaybetmişti... Hayır; bu, bir zorlamanın neticesi değil, Jön Türklerden beri yüzünü bütünüyle Batıya çevirmiş müstağrib Osmanlı aydının geldiği son nokta idi: İnkâr!.. Ve Ankara yekpâre bir inkârın üzerine inşâ edilmişti. Yeni devlet, Kürtlere revâ gördüğünü, önce Türklere kabul ettirmeye mecburdu... En kaba, en sert, en zâlim çıkışı “Kürt yoktur” inkârı idi... Ne var ki, bu inkârın kendisi Kürt varlığının temel delil ve ikrarıydı...

Milliyet: Derya Sazak: Barışa el vermek

Gazete masada hazırlanır ancak esas olan sahaya inmektir.    Muhabiriyle, yazarıyla sokaklarda dolaşmak, Anadolu’ya çıkmaktır. Milliyet’te geleneksel olarak yollara düşmeyi, toplumsal sorunları yerinde izlemeyi severiz. İnternet çağında artık görülmedik, gidilmedik yer kalmadı; her şey akıllı bilgisayarlarla, cep telefonlarıyla avucumuzun içinde ancak yine de bir gazeteci için ‘doğrudan temas’ hâlâ çok değerli. İnsanlarla ancak ‘yüz yüze’ geldiğinizde duygusal olarak yoğunlaşır, gerçeği kavrar, ona göre aktarırsınız. Örneğin bir gece yarısı Diyarbakır’ın Sanat Sokağı’nda karşılaştığınız eski Dicle Belediye Başkanı’nın eşi ve kız kardeşiyle bir kahvede çay sohbeti yaptığınızda KCK davasından 3.5 yılı cezaevinde geçen bir insanın bir milyon insanın katıldığı Nevruz’daki kalabalıklardan nasıl tedirgin olduğunu anlarsınız.

Cumhuriyet: Yakup Kepenek: Barışın bu tarafı!

Barış sürecinin yarattığı coşku, gözleri kör ederek, yükselen yerel yaraların geçiştirilmesine, giderek derinleşmesine izin vermemelidir. Bunlara izin verilirse o güzelim toplumsal barış özlemi daha başlamadan sona erer. Her geçen gün artan oranda toplumsal barışla hiçbir biçimde bağdaşmayacak gelişmeler yaşanıyor. Geçen günlerde, Cumhuriyet’ten Türey Köse büyük bir gazetecilik örneği sergiledi; Afyonkarahisar ve Isparta valilerinin, kamusal alana karışarak ve çoğu dinsel dürtülerle toplumsal yaşama nasıl biçim vermeye çalıştıklarını anlattı.  Daha sonra, barış sürecinde kilit kentlerden biri Diyarbakır’da 17 ülkeden 18 yarışmacının katılacağı ve Dünya Medeniyetler Kraliçesi’nin seçileceği bir güzellik yarışması yapılacaktı; basında yer aldığına göre dinci tepkiler nedeniyle yapılamadı.

Özgür Gündem: Veysi Sarısözen: AKP’ye bahane yok halk barıştan yana             

Türkiye’nin bağrına bir ihanet bayrağı dikildi: Barışa hayır! Bu bayrağın altında CHP’nin ulusalcıları, MHP’nin milliyetçileri ve İP’in askercileri toplandı. Bağırıyorlar. Saçlarını başlarını yoluyorlar. Osmanlı’nın “din elden gidiyor, yetişin” vaveylasının yerini “Türklük elden gidiyor” feryadı almış. 28 Şubat’tan başlayarak koparılan “laiklik elden gidiyor, imdat” yaygarası çoktan unutuldu. Uğruna nice darbeler planlanan şu “laiklikten” söz eden var mı? “Bu kadına haddini bildirin” diyerek, seçilmiş örtülü bir kadın vekili Meclis’ten atanlar, şimdi ilk seçimde örtülü kadınların Meclis’e girmesine en küçük bir itirazda bile bulunamayacaklar. Yeniliyorlar... Yenildikçe sırtı yerde güreşmeye devam ediyorlar. Ama yenilgilerini “Türk milletinin” yenilgisi gibi göstermeye, Türklerde bir mağduriyet duygusu yaratmaya çalışıyorlar.

Anahtar Kelimeler: 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org