Talihsiz bir karşılaşma: Search and go in-SANE

Neoconservatistlerin yayın organı Weekly Standard son zamanlarda garip bir sitenin reklamını kendi web sitesine taşıyor: http://www.saneworks.us/. Site isminin açılımı “Society of Americans for National Existence”(SANE) yani “ulusal varoluş için Amerikalılar topluluğu” anlamına geliyor. Site aynı zamanda Amerika’ya green card çekilişi için ülkenizin uygun olup olmadığını araştıran başka kuruluşların reklamlarının hemen yanıbaşında yer verdiği için reklam seyretmekten özel zevk almayanların dikkatini çekmekte zorluk çekebilir diye düşünülebilir. Ancak SANE bu ihtimali kolaylıkla ortadan kaldıracak başlıkları ile bırakın dikkat çekmeyi insanın başını bile döndürebilir. Başlıklardan bazı örnekler ne dediğimizin anlaşılmasına belki yardımcı olabilir:

“On Israil’s war: why democracies are incapable of winning the war against Islam”(İsrail’in savaşı üzerine: neden demokrasiler İslam’a karşı savaşı kazanma yeteneğine sahip değildirler?) Evet bu soru benim gibi sitenin ölçütleri perspektifinde “zavallı” bir Müslümanın dikkatini çekmekten ziyade geçici bir şok –bilahare diğer başlıkları okumak ile tekrarlanmak üzere- bile yaratabiliyor. Bu şok halinde okuduklarına inanamama ile okunanların “insane” karakteri arasında zavallı rasyonelitenizin bir gelip gittiğini hissedebilirsiniz. Kuşkusuz Bush’un “teröre karşı savaş”(war on terror), “crusade”(haçlı seferi) ve “iyi kötüye karşı”(good versus evil) retoriği perspektifinde artık böylesi bir retoriğin neyi tanımladığı konusunda zavallı hafızamız bir takım çağrışımlara sahip. Ancak işin bu denli açık bir şekilde ilan etme noktasına geldiğini görmek durumun vehametini göstermesi bakımından tüyler ürpertici. Bush karşıtı pek çok kişi Bush’un daha önce de buna benzer sözler sarfettiği gerekçesiyle farkın ne olduğunu sorabilir. Bana kalırsa çok bariz bir fark var; o da Bush’un kullandığı en radikal terimler bile Islamofaschism’in ötesine şu ana kadar geçmemişti.

Ancak bu terimlemenin Sovyetlerin dağılmasından beri yeni tehdit algılaması perspektifinde fundamental-radikal İslam’dan İslami terörizme ve nihayet Islamofaschism’e ulaşan yolculuğunun bize vereceği yol haritası terimin kökeni kadar istikameti hakkında da bir fikir veriyor. Önceden İslam dünyasında sadece azınlık bir kesimi temsil ettiği Bush yönetimi ve kimi Batılı kaynaklarca ifade edilen “radikal İslam” konseptinin içeriğinin “teröre karşı savaş” teoriği ve pratiği perspektifinde her geçen gün daha geniş kesimleri içine alır bir şekilde genişletildiğini ve kullanıldığını büyük bir kaygıyla bir süredir izliyoruz. Bu perspektifte terim yüksek ihtimalle neo-conservatist bir “origin”e sahip olduğu izlenimini de uyandırıyor. Fakat daha kötüsü belki de son duraktan önceki durak olarak karşılaştığımız Islamofaschism teriminin çağrışımı son durak hakkında da iyi bir fikir veriyor: Son durak: İslam ve tüm Müslümanlar. Şüphe yok ki önceki terimlerin tamamında da İslam “implicate” edilmiş durumda ancak bu kullanımdaki son terimle İslam ve faşizm arasında direkt bir ilişki kurulduğundan İslamın adeta faşist bir karakterinin olduğunun ima edildiğinden hiç kuşku yok. İslam ile fundamentalistler ve terör arasında bir ilişki belki kurulabilir fakat bir ırkçı savaş ideolojisi ile kurulacak bir ilişki tamamen başka bir anlam dünyasına sahip. Şu ana kadar Bush yönetiminin neo-conservatist ideologlarının sloganlarını takip ettiğini göz önüne alırsak bundan sonraki durağın sıfatsız bir İslam terimi noktasında olacağını söylemek için üstün yeteneklere sahip olmak gerekmiyor.

Esasında William Kristol kendi dergisinde SANE gibi beyaz ırkçılığını Yahudi seçilmişliği ile harmanlamayı başarabilmiş ender bir örgütün reklamının yapılmasına müsaade etmekle bu duruşu normal karşıladığını kesin olarak ortaya koyuyor. SANE Weekly Standard’ın açıkça yazamadıklarını yazma cesaretine ve belki özgürlüğüne sahip; fark yalnız bir duruş farkı yoksa bir ideolojik farklılaşma değil. Bu noktada Bush destekçileri SANE’nin savunduklarının sırf bir reklam perspektifinde neo-conservatistleri yada Bush yönetimini temsil edemeyeceğini iddia edebilirler.Ancak eldeki tüm veriler sözkonusu yapılanmalar arasındaki paralelliği ele veriyor.

SANE’nin paha biçilmez düşünceleri sadece yukarıdaki başlıktan ibaret değil. Yukarıdaki başlık tek başına İslam’ın bir din olarak problem ürettiğini savunan ve bu perspektifte demokrasilerle yönetilen devletlerin bu problemin ağırlığının altından kalkamayacağını savunan bir anlam örgüsünü tanımlıyor. İslam şiddet, kan ve kötülük üretmektedir o halde ona karşı çözümde benzer terimler ve araçlar perspektifinde olmalıdır. Kendi duruşlarını açıkladıkları “misyon ifadesi”(mission statement) bölümünde “kendi özünde”(at its core) açıkça “demokrasiyi reddettikleri”(the rejection of democracy)ni söyleyen SANE kendilerinin güçlü bir şekilde Amerika’nın Yahudi-Hıristiyan içeriğine ve moral temeline adadıklarını(a strong commitment to preserve and to protect America’s Judeo-Christian content and moral grounding) belirtiyor. Ayrıca açık toplumu ve çok-kültürlülüğü açıkça reddettiklerini söyleyen SANE kurucuları Dünya Devletini destekleyen Politik Elitlerin ve Solun Dünya Devleti ve çok-kültürlülük yoluyla Amerikan toplumunun moral temeline zarar verdiğini ve ulusal bütünlüğü de tehlikeye düşürdüklerini ve esasında İslam’la işbirliği yaptıklarını iddia ediyor.

Bu perspektifte United States’i Dünya Devletine gidecek yolda bir aşama olarak gören “Elit”lere karşı savaş ilan ettiklerini belirten SANE Amerikan ulusal varoluşunun her şeyin ötesinde bir öncelik olduğunu savunuyor. Örneğin Irak’ta onbinlerce insanın ölmesinin New York’ta binlerce kişinin ölmesine tercih edeceğini söyleyen kurucu David Yerushalmi iyi bir Müslümanın olamayacağını tüm Müslümanların aynı hakiki kötü kökenden gelen hastalıklı bir insan topluluğu olduğunu düşünüyor. Hatta muhafazakar yayınlardan American Thinker editörü İslam hakkında yukarıdaki içerikte yayınlanacak bir yazı ile ilgili rezervleri olduğunu ve “tüm Müslümanların öldürülmesini mi teklif ettiğini” sorduğunda Yerushalmi patolojik olmanın da ötesine gidebileceğini ispatlıyor. Tüm Müslümanların öldürülmesinin imkansızlığından dem vuran Yerushalmi Amerikan kamuoyunun %85 gibi bir çoğunluğunun II. Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya atom bombalarının atılmasını desteklediğini hatırlatıyor. Yani eğer mümkünse tüm Müslümanlar öldürülmelidir fakat bu rasyonel olarak mümkün değildir nasıl tüm Japonlar veya Almanların yok edilmesi mümkün değilse ki sonuç olarak 1 milyarı aşkın bir insan topluluğundan bahsediyoruz.

O halde “Müslüman Sorunu”na nasıl bir çözüm bulunabilir? “Müslümanlar öylesine yıkıcı bir savaşla karşılaşmalılar ki bu savaşı daha fazla kaldıramayacak bir duruma geldiklerini fark edecekler ve Batı’ya karşı bir savaş kazanmanın imkansız olduğunu görecekler ve sonuç olarak İslam’dan vazgeçip bir tür yeni dini bir Reform dinini kabul edecekler veya elde ne varsa ona ihtida edeceklerdir.” Böylelikle de tüm sorun çözümlenmiş olacaktır. İspanya’daki Reconquista’yı ve Hitler’in toplama kamplarını hatırlatan böyle bir son çözüm’ün onun kurbanlarının torunlarından birisinden gelmesi ise hayatın ne kadar komplike olduğunun bir göstergesi olsa gerek.

Amerikan oluşuna sabah akşam vurgu yapan David Yerushalmi ise halen hem bir New York ve hem de Jerusalem yerleşimcisi ve Israel Export Development Co’nin de kurucusu. Şirketinin karıştığı iddia edilen illegal ilişkiler bir yana David Yerushalmi özellikle ünlü Cumhuriyetçi politikacı ve Temsilciler Meclisi Başkanı(Anayasaya göre Başkan’dan sonra en güçlü üçüncü mevki) Pub ile ilişkileri ile de iyi bilinen bir Yahudi-Amerikan figür. Bilindiği gibi Gingrich 1990’lı yıllarda ünlü Cumhuriyetçi devrimi Demokratlara karşı yürütmüş ve onlarca yıldır Demokratların kontrolü altındaki Amerikan Kongresinin Cumhuriyetçilerin kontrolüne geçmesinde çok kritik bir rol oynamıştı. Clinton’a karşı da sert bir mücadele yürüten görevden alınması kampanyasında başrol oynayan Gingrich Lewinsky skandalına rahmet okutacak sex hayatı ve etik problemlerinin(yolsuzluk iddiaları) herkesin malumu olması sonunda görevinden istifa etmişti. Aynı Gingrich’in karısı Marianne Gingrich ise ne hikmetse Yerushalmi’nin şirketi IEDC’nin başkan yardımcısı olmuştur. Genelde işadamlarının kendi iktisadi faaliyetlerini genişletmek için politikacılarla işbirliği yaptığı yeni bir gerçek değildir. Amerikan lobi faaliyetleri bu işbirliğinde köprü görevi gören çoğu prestijli Amerikan hukuk okulları mezunu avukatlar tarafından yürütüldüğü zaten herkesin malumu bir durum(Belki de insanlık tarihinde ceza hukukunun tanımladığı şekilde suç olarak belirlenen rüşvet, iltimas gibi eylemlerin ortaya çıkma ihtiyacı böylesi ilişkilerin gelişmesi ile vuku bulmuş olmalıdır.)

The Public Integrity’nin tespitlerine bakılırsa Bayan Gingrich’in başkan yardımcılığı yolu ile Yerushalmi kendi şirketinin İsrailli politikacılar üzerindeki etkisini kocasının konumu ve bağlantıları yolu ile yükseltmeye çalışmıştır. Anlaşılan bu işte de başarılı olmuş ve Yerushalmi’nin istediği “Serbest İthalat Yürütme Bölgeleri” kurmayı İsrail hükümeti Amerikan Meclisinden senatör ve meclis üyeleri imzalı ısrarlı dilekçeler karşısında kabul etmiştir.

Faşist bir Yahudi işadamı olarak tanımlanabilecek ve kendi web sitesi yolu ile de bu gerçeği açık bir şekilde deklare eden bir karakterin ve pür faşist ifadelerin Weekly Standard’da standart bir reklam panosu haline gelişi herhalde tesadüf olmasa gerektir. Herhalde Cumhuriyetçileri Kongre’de iktidara taşıyan Gingrich’in son zamanlarda yaptığı teröre karşı savaşın olabildiğince sert bir şekilde yürütülmesi ve Lübnan savaşını üçüncü dünya savaşının başlangıcı olduğu şeklindeki açıklamalarının Yerushalmi’nin SANE’sinin savaş çığırtkanlığı ile çakışması da tesadüf olmasa gerektir. Gingrich veliahtı Tom DeLay’ın yolsuzluklarının belki de ta İsrail lobisine kadar uzanan kollarının olduğu gerçeğinin ve aynı DeLay’in Bush yönetiminin fanatik savaşını sürdürmekte Kongre’de en büyük müttefiki olduğu gerçeği de bir tesadüf olmasa gerektir. Gingrich’in hanımını kendi şirketine başkan yardımcısı yapan Yerushalmi’nin SANE ifadelerinin de aslında neoconservatist bir mentalitenin özgür ve serbest bırakılmış kendini masturbate eden ifadeleri olduğu ve bu ifadeleri de neoconservatist yayın organı Weekly Standard’da “promote” etmesi de herhalde tesadüf olmasa gerektir. Lübnan savaşında İsrail’i açıkça destekleyen Gingrich, İsrail Lobisi, Bush yönetimi ve neoconservatistlerin ittifakının aynı resim içinde kendini göstermesi de herhalde tesadüf değildir. İran’ı vurmaktan ve Müslümanları terbiye etmekten bahseden neo-conservatistlerin Büyük Orta-Doğu Projesinin SANE sloganları ile ne kadar benzeştiklerini görmekte bir tesadüf olmasa gerektir.

Tüm bu ilişkilerin ortaya koyduğu acı gerçek SANE de en radikal ve açık ifadelerini bulan anti-Müslüman ifadelerin neoconservative bir tünel ve Cumhuriyetçi bir boğaz aracılığıyla BUSH Beyaz Saray’ının ağzında “war on terror” ve son haliyle Islamofaschism retoriğine döküldüğüdür. Nazilerin hemen hemen tüm özelliklerini gösteren Yerushalmi ve onun neoconservative müttefiklerinin ürettiği neo-Nazi Yahudilik ve onun Evangalikan müttefikleri tüm dünyayı kana bulayacak bir Üçüncü Dünya Savaşı için gerekli tüm araçlara sahip gözüküyor. Sorun bu nokta itibariyle Yerushalmi’nin en büyük düşman ilan ettiği Dünya Elitleri, liberalist Yahudilik, Sol ve Müslüman halklar diğer dünya ulusları ile birlikte böylesi bir savaşı engellemeye muktedir olup olamayacakları noktasında düğümleniyor.

Bir dünya lideri olmak için hiçbir yeterlilik sınavından geçemeyecek bir Bush, yapmayı düşündükleri savaşları bile planlamaktan ve idare etmekten aciz bir Cheney-Rumsheld nasıl olur da dünyaya barış ve demokrasi getirecek bir savaşı yürüttüklerine ve onu “execute” etme yeteneğine sahip olduğuna insanlığı ikna edebileceklerdir?

Kendi misyon ifadelerinde demokrasiyi reddettiklerini açıkça deklare eden, açık topluma ve çok kültürlülüğe karşı çıkan bir yaklaşımın promosyonunu yapan -Ku Klux Klan’ın reklamını yapmakla özdeş- neoconservatistler nasıl olur da tüm dünyaya demokrasiyi getirecek bir devrimi yürüttüklerini iddia edebilir ve Müslüman halkların en büyük sorununun açık topluma sahip olamayış ve ötekinin varlığına dayanamayan bir tolerans sorunu olduğunu söyleyebilirler? Bu insanlar ne tür bir açık toplum ve demokrasi Orta-Doğu’ya getirebilirler? Her şeyin ötesinde bir Yahudi ve Semitik olarak Hıristiyan-Avrupa(+Afrika) kökenli bir toplum içinde yaşayan Yerushalmi gibiler kendi durumlarını eğer çok-kültürlülük, demokrasi ve açık toplum ilkelerine göre açıklamıyorlarsa neye göre açıklamaktadırlar? Sex skandallarına batmış yolsuzluk dosyalarına gömülmüş bir Gingrich, bir DeLay ve onların iş dünyasındaki işbirlikçisi Yerushalmi sıra Müslümanlara geldiğinde nasıl ahlak dersi verebileceklerini ve Müslümanlara -İslam köken olarak kötü bir din olduğu gibi hiçbir rasyonel, objektif ve insani yana sahip olmayan bir akıldışı gerekçeyle-insanlık öğretebileceklerine inanabilmektedirler?

Herhalde ancak in-SANE tipler böylesi şeylere inanmaya muktedir oluyorlar.

Babaannemin deyimiyle Mazhar Osmanlıklar.

May God save us from your wickedness and insanity!

(Ekopolitik org, 15.08.2006)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org